Bugun...
BEYAZ YAKALININ KARA TALİHİ (ÖYKÜ)


Canan AYTAÇ ...................
cananaytacm@gmail.com
 
 

Alarmın sesiyle uyandığında sabahın altısıydı.Her zamanki gibi duşunu alıp hızlıca hazırlandı. Annesi “İki lokma bir şey at ağzına kızım,aç açına gidiyorsun her gün ,canına yazık.Bir deri bir kemiksin,azıcık vitamin al” diye söylenirken,Ayça çoktan evden çıkmıştı bile.Köşedeki pastaneden bir simit aldı,kulağına telefonun kulaklığını takıp müzik dinlerken, servisi beklemeye başladı.

“Günaydın millet!”diyerek bindi servise ama kimseden cevap gelmedi. Herkes uyuyordu. Her zamanki yerine kurulurken, o da biraz ben de kestireyim diye düşünerek gözlerini kapadı. Şirkete vardıklarında herkes bezgin,mutsuz,yorgun ve uykusuz olarak servisten indi.Kimse yaptığı işinden memnun değildi.Hiçbiri işini sevmiyordu.

“Kahve geldi mi Zehra Abla?”diye seslendi Ayça. İki haftadır ofise kahve alınmıyordu. Neymiş efendim ,çok kahve içiyormuşuz, burayı Starbucks mı sanmışız falan. “Ben hayatımda böyle cimri bir adam görmedim” dedi Ayça Zehra’ya.

 “Şşşt sus kız, duyacak şimdi biri, vallahi topa koyarlar bizi. Gel bak şu dolapta azıcık sakladıydım, al yap kendine bu seferlik. Pazartesi gelecek siparişim.” dedi Zehra kısık sesle muzipçe gülerek. “Yaşa be Zehra Abla. Süpersin sen süper!” diye Zehra’nın tombul yanağından bir makas aldıktan sonra, kendine okkalı bir kahve yapıp masasına geçti Ayça.

“Ooo Ayça Hanım afiyet olsun “dedi Ayça’nın bu hayatta en nefret ettiği sese sahip olan çalışma arkadaşlarından biri. “Sağ ol Zafer” diye cevap verdi Ayça yarım ağızla.

“Bu akşam mesai var biliyorsun, yükleme gece olacak. Depoya inip aksesuarları kontrol edelim de son dakika golü yemeyelim. Eksik bir şey çıkarsa,depodan direkt üçüncü köprüye gideriz, yani trafiği daha az,hızlıca varıp atarız kendimiz aşağı.Emin ol daha az acılı olur ölümümüz.”

“Öff senin şu geyik muhabbetin beni daha erken öldürmezse tabi. Biraz nefes al arkadaşım, daha afyonumuz patlamamış, mesaiye kalmaktan bahsediyorsun.Sabah sabah felaket tellalı gibisin yemin ederim.”dedi Ayça .İçtiği kahve zehir olmuştu.

“On dakika sonra depoda buluşalım. Bak, eksik varsa hemen sipariş geçersin. Olmadı Taner abi gider alır. Ben senin için diyorum kızım, yoksa bana ne.”

“Sağ ol canım ya! Tamam, on dakika sonra görüşürüz.”

“Kızım bu çocuk sana takık, ben sana diyeyim dedi Yeşim.

“Öff Yeşim ya saçmalama. Bana bak sakın böyle bir dedikodu çıkarmayın, vallahi uğraşamam koca fabrikanın diliyle.” diye çıkışırken, tadı zehre dönen kahvesinin dibini içip depoya inmek için asansöre bindi Ayça.

Aşağı indiğinde Zafer çoktan malları kontrole başlamıştı.”Yalaka” diye geçirdi Ayça içinden. “Abilerin abisi Şeref abim, günaydın !”dedi içeri girerken gülerek.

“Ne haber kız? Yüklemeden yüklemeye yanımıza teşrif ediyorsun.”

“Deme öyle abi ya, biliyorsun yukarıdakileri. Önümden numune eksik olmuyor ki.Her sabah önce tedarikçilerle telefonda kavga ediyorum.Onu kapatıyorum müşteri temsilcileriyle birbirimize giriyoruz.Onlar yeter mi bana ?Yetmiyor tabi. Bir de model hanenin eksikleri, istekleri. Kıçımıza motor taktık tam gaz tımarhaneye doğru sürüyoruz kendimizi anlayacağın ama haklısın ,arada bir buraya kaçıp iki sohbetin belini kırsam senle,biraz stres atarım.”dedi Ayça gülerek.

“Amma da ağladın he!Duyan da fabrikayı bunun idare ettiğini sanır.Hadi hadi al şu listeleri de kolileri kontrole başlayalım. Akşama kadar bitirirsek ne ala dedi Zafer.

“Uğraşma ulan kızla, üç kişilik çalıştırıyorlar sesi çıkmıyor.Hoş, hangimiz tek kişilik çalışıyoruz ki?dedi Şeref kendi kendine söylenir gibi.

“Hadi size kolay gelsin.Ben bizim atölyenin eksiklerini çıkaracağım.Sana bir iş daha Ayça.En önce benim siparişi geç,papaz etme beni Tarık ustayla .Geçen gün altı bin yüz iplik yetmemiş, numuneyi gönderememişler,Semra kokonası ortalığı yıkmış.”

“Biliyorum abi, bana fena carladı o gün.Tamam sen çıkar eksiği,hemen mail geçerim ben telefondan.”dedi Ayça Şeref’e.

Listede en sona kalan lastiklerin kontrolüne sıra geldiğinde, ikisi de çok yorulmuştu. “Çok şükür şimdiye kadar her şey tamam. Hiç eksik çıkmadı. Bir de şu lastikler tamam çıkarsa rahatız.” dedi Zafer.

“Aynen ama bitik haldeyim, iki çay kap da içelim be ,biraz centilmen ol.”dedi Ayça tatlı sert sesiyle.

“Vallahi bu gün ilk defa doğru bir şey söyledin. Gidip getireyim bekle.” Ayça, yanından geçen Zafer’in omzuna bir tane patlattı. “Uyuzsun!” “Memnun oldum ben de Zafer.”dedi çocuk gülerken.

Elinde çay tepsisiyle döndüğünde, Şeref seslendi. “Hani bana ulan? Biz neciyiz burada? Bu çocuk Leyla olmuş haberi yok. Oğlum  sen bu alıklıkla evinin yolunu iyi buluyorsun vallahi.Ver bakayım seninkini bana .Hadi koçum hadi ,koş kendine de doldur bir bardak. Ben de de bisküvi olacaktı. On beş dakika çay molası verelim yahu, biz de insanız .”dedi Şeref. Ayça, Şeref’in imalı sözlerine hem sinirlenmişti, hem de Zafer’in bu şapşallıklarına gülmekten kendini alamamıştı. Yüzü kızaran Zafer, hızlı adımlarla asansöre doğru yürürken, içinden  “Ulan ihtiyara bak be, kızla iki dakika romantik takılacağız,araya parazit yapıyor.”diye söylendi.

Zafer döndüğünde hep birlikte çaylarını içip dinlendikten sonra, kaldıkları yerden devam etmek için ayaklandılar. “Benim siparişler tamam. Şunları bir geç de sıkışmayalım.”dedi Şeref.Ayça, telefonundan maille  siparişleri tedarikçilere gönderirken,Zafer seslendi. “Ayça!Koş!Kızım çok fena batırdık, bittik ulan biz öldük.”

“Ne var yahu ne yırtınıyorsun?”

“Senin yaptığın işe tüküreyim ben, kızım bunlar ne?” Ayça Zafer’in açtığı lastik kolisine bakarken, midesine tarifi mümkün olmayan bir sancı girdi. “Hay anasını satayım! Bunlar ne ya! Bu lastikler beyaz! Beyaz ya beyaz! Ne bok yiyeceğiz şimdi?” dedi Ayça ağlamaklı bir sesle.

“Kızım sen ekruyla beyazı ayırt edemiyorsan git at kendini fabrikanın çatısından! Neyin kafası bu ya,yüklemeye beş saat var, resmen bittik biz, mahfolduk.”diye bağırıyordu Zafer. Şeref korku dolu bir ifadeyle Ayça’ya söylendi. “Eh be kızım ,aklın nerede senin?Bu saatte kimseye sipariş de geçemezsin.Hadi geçtin diyelim,kimse elindeki işi bırakıp araya mal almaz.Hadi aldı diyelim..”

Ayça “Yeteeeer !!” diye bağırdı. “Biliyorum siparişi geçsem bile yetişmesi imkansız ,biliyorum çok fena faka bastım ve biliyorum Kamil Bey cenaze namazımı kıldıracak!Şimdi bunları düşünmek yerine ne yapabiliriz onu düşünelim.Zafer listede ihtiyaç kaç metre yazıyordu?Yirmi bin metre mi?”

“Evet”

 “Tamam. Şeref abi bizim stokta beşlik ekru ne kadar var bir baksana.”

“Taş çatlasa üç bin .” dedi Şeref.

“Ne diyorsun kızım sen ,boşuna yırtınma ,git efendi efendi Kamil Bey’i ara ve malın bu akşam yüklenemeyeceğini söyle.”dedi Zafer bitik sesiyle. “Senin yüzünden kabak hepimizin başına patlayacak. Off ya ,off.”

“Kes mızmızlanmayı da Taner abiyi ara. Atılım’a götürsün beni çabuk!” dedi Ayça. Tedarikçiye telefon açmaktansa, bire bir kendi gidip adamla konuşacak,elindeki malla ,adamın malını takas etmeyi teklif edecekti.Atılım’ın sahibi Yusuf Bey,Ayça’yı görürse,gerekirse banttaki malı durdurur,Ayça’nın malını alırdı araya.Kaç zamandır gözü vardı kızda çünkü. Zafer, Taner’i arayarak depoya çağırdı.

“Abi hemen Atılım’a uçmamız lazım. Başımız fena dertte. Lastiğin rengi koliden yanlış çıktı.Kamil Bey duymadan halletmemiz ve akşama malı eksiksiz yüklememiz lazım.Aksi halde helvamı yersiniz.” dedi Ayça şoföre. Taner “Tamam atla hemen ,gazı kökledik mi,trafik olmazsa yarım saate oradayız.Hallederiz ya,rahatla biraz bu ne hal be bembeyaz olmuşsun.”dedi her zamanki gamsız tavrıyla. “Hadi abicim hadi, bas gaza.” dedi Ayça, çok konuşma dermişçesine.

Bu kadar korkmalarının nedenini düşündü Ayça yol boyunca. “Anasını sattığımın düzeni,bu işe köpek gibi ihtiyacımız var.Kamil denen adamın tüm hakaretlerine, baskılarına, şirketteki her türlü mobinge ,ay sonunda ancak borçları kapatmaya yetecek kadar az olan maaş için katlanıyoruz.Şu halimize bak ,yazık bize ya!” diye düşünürken, “Ayça! Hoop Ayça! Kızım insene ne düşünüyorsun kara kara geldik .”dedi Taner.

Arabadan inip hızlıca sekreterden geçtikten sonra,Yusuf  Bey’in odasına adeta daldılar.

“Oo kimleri görüyorum, hoş geldiniz, buyurun geçin .”dedi Yusuf ,en yılışık haliyle.”

“Taner abi olmasa ,beni şuracıkta halledecek  neredeyse pislik .”diye söylendi Ayça içinden.Yusuf’un  abartılı ilgisinden rahatsız olan Taner “Abi merhaba, geldik de pek hoş gelmedik.Bir maruzatımız var .Ocağına düştük.Bize yardım etmen lazım.”diye başladı fakat bu konuşma tarzı da Ayça’yı rahatsız etti.

“Hey Allahım ya, bu adama edilecek laflar mı bunlar? İyice ezik yaptı bizi.”diye düşünüp lafa girdi hemen. “Yusuf Bey,akşama bir yüklememiz var ,fakat beş santimlik lastiklerin renginde bir hata olmuş. Ekru yerine beyaz mal gelmiş bana.Ben de yoğunluktan ,kontrolü son güne bırakınca, şimdi tutuştuk tabi.Diyeceğim o ki ,elinde beşlik ekru mal var mı? Hazır stoğunda malın varsa, bendeki beyazlarla takas edelim.” Yusuf Ayça’nın telaşını görünce ,o da panikledi.

“Dur bakayım bizim depoyu arayalım.Ne kadar lazımdı size?”

“Yirmi bin metre.”dedi Ayça.Yusuf depoyla konuşurken,Taner ve Ayça içlerinden bildikleri tüm duaları sıraladılar.

“Tamam koçum .Malı çıkarın hemen sevkiyat kapısına.Denim tekstilden Taner burada.Malı alacak.Fatura kesmeyin.Anlatırım muhabbeti sonra size.Siz hemen malı çıkarın.Acil!” Yusuf’un söylediklerini algılayamayan Ayça, Taner’in “Ulan bu kızdaki balın yarısı bende olsa ,yeminle altılıyı tuttururum be!”çıkışıyla ,mutluluktan yayılan ağzını topladı ve en seksi ses tonunu kullanarak “Yusuf Bey ,harikasınız. Gerçekten beni büyük bir dertten kurtardınız.Çok ama çok teşekkür ederim.Bendeki beyaz malı yarın size göndereceğim,merak etmeyin.Sabahtan elinizde olur.Bir gün öğlen yemeğine gelin fabrikaya,beraber  yiyelim.”dedi.Yusuf zevkten dört köşe,Ayça’dan aldığı övgü ve yemek teklifi karşısında gevrek gevrek gülerken, “Ne demek Ayça Hanım. Sizin için banttaki malı durdururum ,yine de sizi mağdur etmem.”dedi.Taner “O zaman hemen inelim de ben malı arabaya yükleyeyim .”derken Yusuf Ayça’nın  elini her zamankinden daha uzun süre tutarak sıktı ve oradan ayrıldılar.

Merdivenlerden sevkiyata doğru yürürken,Ayça çantasından çıkardığı ıslak mendille , derisini kazırcasına ellerini sildi.

“Ulan ne yavşak bir adam şu Yusuf ya!Resmen midem bulandı.”dedi Ayça.

“Kızım bırak şimdi Yusuf’u. Yırttık diye yat kalk dua et.Yoksa Kamil’in gazabından seni hiçbirimiz kurtaramazdık.” dedi Taner.

“Haklısın abi, haklısın da, ne yapayım? Şu adamın önünde ağzımızı eğdik,ona yanıyorum.Her telefonda köpek çekiyorum ben buna.Bayağı haşlıyorum yani.Ama şimdi resmen yalakalık yaptık ,dinine yandığım lastik uğruna.”

“Tamam tamam hadi ben malı yükleyeyim ,sen geç otur bekle.”dedi Taner.Ayça arabaya binip ,nefessiz oturmuş haber bekleyen Zafer’i aradı.

“Asayiş berkemal. İşlem tamam. Malı bulduk. Taner abi yüklüyor arabaya. Bir saate oradayız. Şeref abiye de söyle de rahat etsin adam” dedi Ayça Zafer’e.

“Ohh bee! Ayça başkan sen büyüksün kızım. Elinden bir uçan,bir de kaçan kurtulur.Helal kız sana!.”dedi Zafer rahatlamış sesiyle.

Taner malı yükledi. Bir saatte fabrikaya vardılar. Zafer ve Şeref ‘in de yardımıyla ,malları akşamki yükleme için hazır hale getirdiler.

“Şansınıza adamın elinde lastik varmış,yoksa şimdi ne haldeydik düşünmek bile istemiyorum.Servisler yanaşmış ben çıkıyorum.Al bunlar  irsaliyeler.İmzalatmayı unutmayın ha.”dedi Şeref, Ayça ve Zafer’e.

“Merak etme abi, o iş bende .” dedi Zafer.

“O zaman iyi akşamlar, size kolay gelsin.”diyerek servise doğru yürüdü Şeref.

 

Akşam dokuzda sevkiyat kapısına yanaşan tır,yüklenmeye hazırdı.Araçtan inen adamlar ,teker teker sayıp, tartıp, kontrol ederek, kolileri tıra yüklediler. Saat on buçukta işleri bittiğinde, Ayça ve Zafer’de bitmişti.

“Off !Ne gündü be! Resmen kıl payı yırttık.” dedi Zafer.

“Hatice’ye değil ,neticeye bak Zafer’ciğim.Bu güne bu gün, karşında Ayça Çalık var.Satın almacıların kraliçesiyim ben oğlum.Bu gün de,bunu tescillemiş oldum.”dedi omuzlarını kabartmış şekilde gülerken.

“Hadi hadi, bırak tavuz kuşu gibi kabarmayı da evlerimize gidelim artık. Saat on bir oldu.” Ayça saatine baktı ve esnedi. “Harbiden ya ,saat on bir.Hadi ışıkları kapa da çıkalım.”dedi Ayça.

Mesaiye kaldıkları akşamlar, şirket arabasını alan Zafer, “Sen in ,al anahtarları da.Şalteri indirip geliyorum.”dedi.Ayça yorgun argın merdivenlerden inerken telefonu çaldı.”Efendim anne?Şimdi çıkıyoruz,işimiz yeni bitti.Yarım saate evdeyim.Yok ,yok yemek yemem.Bir çorba ,belki.”dedi sorularını nefessiz sıralayan annesine.

Zafer de gelince yola çıktılar.Yol boyunca Zafer’in imalı konuşmalarına maruz kalmak istemeyen Ayça, uyuyor taklidi yapınca Zafer bozuldu.Evlerinin önüne geldiklerinde bir anda uyanarak ,yalanını kendi ele vermişti zaten Ayça.

“Zafer bu gün için teşekkürler kanka, sen olmasan ne yapardım ?dedi alaycı bir tavırla. “Hadi ,iyi akşamlar.Yarın görüşürüz.”diyerek araçtan inip apartman kapısından kayboldu.

“Selam millet,ben geldim .”diyerek eve girdiğinde,annesi “Hemen duşa girme kızım ,iç şu çorbayı soğumadan ,bak ısıttım.Hadi anneciğim .”diyerek Ayça’yı daha ellerini bile yıkamadan sofraya oturttu.”Off anne yaa!”derken tabaktaki çorbanın dibini sıyırmıştı bile.Hemen duşa girip çıktı ve kendini yatağa attı.Kafasını yastığa koyduğunda ,tüm günün stresinden gram bir şey hatırlamazken,tek aklına gelen şey kanka dedikten sonra Zafer’in suratının aldığı o şapşal ifadeydi.Kendi duyabileceği kadar sesli bir şekilde güldü ve arkasını dönüp uykuya daldı.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI