Bugun...
ÖNCE SONRA (ÖYKÜ)


Canan AYTAÇ ...................
cananaytacm@gmail.com
 
 

“Sus be! Yeter artık ağla ağla içimizi şişirdin kızım bu ne ya!”

“Ne yapayım Dilek abla. Her şeyi bok ettik. Batırdık. Ne halt edeceğiz şimdi. Allah da yardım etmez artık bize. Yüzüm yok biliyon mu? Bir şey istemeye yüz kalmadı.”

“He şuna bak sanki bundan önce beş vakit dua ederdi. Manyak manyak konuşmayı bırakın da beni dinleyin. Ayten gardiyanla buluşalım diyorum. O bir hal çaresini gösterir bize. Halime bir şey söylesene kız sen de?”

Halime mavi duvarları rutubetten kabarmış odanın tavanına bakarken gözlerini kapadı. “Bu iki salaktan kurtulup kaçmam lazım. Onca riske girip sonunda başarmışız, kaçmışız hapisten. Şimdi şu karıların umutsuzluktan ölmeleri benim umutlarımı da hasta ediyor. Vazgeçemem. Olmaz!”

“Bütün bunlar boşuna olmadı. Hepimizin içerde olma nedeni bir şekilde ortak, dışarda olma nedenleri belli ki değil. Ben diyorum ki buradan ayrılalım.” Halime’nin sözü bitmeden Asuman göz yaşlarıyla sümüklerinin birbirine karıştığı yüzünü avuç içleriyle temizleyip, ellerini pantolonuna silerek oturduğu yerden ayağa fırladı.

“Ne diyon sen be! Ne demek siz dönün ben gidiyorum. Yok öyle! Nereye gideceksin? Varsa bir yer o zaman bize de söyle şimdi hep beraber gidelim.” Halime kısacık saçlarında ellerini gezdirdi. Başını sağa sola ani hareketle çevirerek boyun kaslarını rahatlatıp, önünde duran Dilek’in karşısına sakince dikildi. Boyu omuzlarına gelen kadının pislikten keçeleşmiş saçlarını bir anda tutup kendine doğru çekti. “Minik kuş. Tatlı kuş. Ses tonuna dikkat et.” Canı yanan kadın ağlayarak konuşmaya devam etti. Hapishaneye girdiği günden beri yaptığı tek ve en iyi şeydi ağlamak. Kundaktaki oğlunu çok ağladığı için öldürdüğü günden beri onun dökemediği gözyaşlarını da alıp kendininkiyle birleştirmişti sanki. Uçan kuşa, gülen göze bile ağlar olmuştu. Psikolojik tedaviden sonra ceza evine gönderilmişti. “Eee ne halin varsa gör be! Asuman ablam Ayten gardiyanı ara allah aşkına. Biz ettik onlar etmesin. De pişmanız diye. Çıktığımız gibi giriverelim koğuşumuza geri. Söz bir yıl bulaşığı ben yıkarım. Temizliği bile yaparım. Yeter ki kıymasınlar bize be hadi ne olur konuş.” Halime dün gece ekmek almaya giderken yerden topladığı izmaritleri, bakkaldan yürüttüğü kibritle yakıp konuştu. “Raporlu bu karı. Tescilli manyak. Ne bok yemeye aldık ki bunu yanımıza. Neyse Asuman bana bak. Ayten’i arayacaksan benden bahsetmeyeceksin. Evet beraber kaçtık ama o ayrıldı bizden, nerede olduğunu bilmiyorum diyeceksin tamam mı?”  Kocasından dayak yediği günlerden birinde, artık doyduğunu fark edip yemekten vazgeçtiği gece, ekmek bıçağını adamın şah damarına batırdığında, saç diplerinden ayak tırnağının ucuna kadar huzurla dolmuştu Asuman’ın ruhu. Gidip banyosunu yapmış, çıkınca da polisi arayıp teslim olmuştu. O günden beri huzur her gününde onunlaydı. Ta ki hapisten kaçana kadar. Huzuru hissedememek onu şimdi huzursuz ediyordu. Eskiden olduğu gibi.

“Tamam be tamam ne halin varsa gör. Hava kararsın ortalık sakinlesin çıkıp ararım Ayten’i. Ne olacaksa olsun. Ceza evinden dışarısı mavi gözüküyordu. Nah mavi. Bom bok ortalık. Şuraya bak. Hazır dışardayız çıkmışken bir iki kişi daha mı öldürsek kız? Müebbeti yedik mi oh huzur içinde yaşar gideriz bizim koğuşta!” Ağlarken gülebilen nadir insanlardan biriydi Dilek. Bir tek o güldü yaşlı gözlerinin arkasından.

Halime iki kadını izlerken, kendini satıp satmayacaklarını düşünüyordu. “Annem beni anlar. Alır bağrına basar saklar koynunda.” Bir an duraksadı. Annesini düşündü. Yapar mıydı gerçekten, basar mıydı bağrına kızını? “Of bırak şimdi. Düşünme! Bu karıların kimseleri yok. Suçlular çünkü. Ben? Ben suçlu değilim.” Vicdanlar karşısında suçlu olmayan Halime, üvey babasının sayısız tacizlerine kendi elleriyle son verdiğinde, kanunlar tarafından suçlu sayılmıştı. Kendini bu sebepten diğer mahkumlardan ayrı tuttu hep. Şimdi kaçmıştı ve bunu mahfetmelerine izin vermek istemiyordu. “Sekiz yılın beşini yedik. Üç kaldı. Yani kalmıştı. İyi mi ettim kötü mü? Yakalanırsam kaç yıl verirler ki?” Bir anda doğruldu. “Asuman bana kaç yıl ceza verirler kaçtım diye? Yani dönersem sizle kaç yıl daha yerim?” Dilek şaşkın gözlerle Halime’yi süzerken Asuman lafa girdi. “Amanın ne oldu kız kül kedisi? Sen de pişman oldun he mi? He ya! Şöyle! Lafa söze gel. Aldık boyumuzun ölçüsünü tamam yeter. Dönelim köyümüze. Denedik olmadı. Yutar bu şehir bizi. İşsiz güçsüz kaçak göçek helak olup gideriz. Şurada bir hafta oldu dışardayız. Allahımız şaştı. Halimize bak. Duvarın dibindeki fareler acıyor ulan bize!”

“Kes be kadın! Ne ağladınız ya! Bir soru sorduk cevap versene! Bana kaç yıl daha verirler diyorum?”

“Ne bileyim ulan ben kaç yıl verirler. Ne diyorum ben sana duymuyon mu beni? Müebbet versinler razıyım diyorum. Yeter ki canımızı yakmasınlar. İşkence etmesinler.”  Dilek işkence lafını duyunca gerildi. Ürkek sesiyle sordu. “Abla ne işkencesi diyon sen be? He? İşkence ederler mi bize gerçekten. Bunu kesin sor o Ayten’e. Öyleyse ben dönmem. Hayatta dönmem!

“He Ayten de zaten söyleyecekti sana olacakları. Şimdi sizi yağlı ballı kandırıp tıpış tıpış o deliğe döndürür. Off be! Nefesimiz kokuyor açlıktan. Saat kaç oldu acaba? Ortalık biraz sakinledi.” Halime pantolonunun cebinden çıkardığı bozuklukları Dilek’e uzattı. “Sıra sende. Ekmeğin yanına bir parça zeytin de al.” Dilek gözünden istemsizce süzülen yaşları silerken başını onaylarcasına salladı. “Belki bir parça da çikolata yürütürüm.”

“Tamam hadi hemen çık. Biraz güç toplayalım. Daha düzgün düşünürüz belki.” dedi Asuman.  Dilek elindeki bozukları cebine koyup, şubatın ayazında üstüne giydiği ince paltosuyla, şehir merkezinden biraz uzak Kıraçtepe’deki yıkık dökük gecekondudan dışarı çıktığında yüzüne çarpan soğukla daha da sersemleşti. Evin arka tarafında kalan tinerciler hem çektikleri kimyasalın hem de soğuğun etkisiyle sızmışlardı. Aralarından hızlıca geçip karşı sokağın köşesindeki bakkala girdiğinde alacaklarını alıp çalacaklarını da çaldıktan sonra adamla göz göze gelmemeye dikkat ederek dükkandan çıktı. Hızlı adım geldiği evden bozma döküntünün önünde durup gök yüzüne baktı. “Ne büyük. Sonu nerde ki bu kara boşluğun? Kaç tane var bu parlak yıldızlardan?” Derin bir nefes çekti. “Oh be! Özgürüm.” Elindeki ekmeğin köşesini koparıp ağzına tıktı. İçi rahat değildi. “Koğuşta çay demlenmiştir çoktan. Sıcaktır da. Kızlar örgülerini almış hayallere dalmışlardır bile” Dışarıda olmak mı iyiydi, içeride kalmak mı? Karar vermeden önce biraz daha vakti vardı. Asuman en iyi kararı verirdi nasıl olsa. İçlerinde en aklı selimi oydu ona göre. Kapıyı açıp girdi.

“Nerde kaldın be öldük acımızdan!” Halime, Dilek’in elinden ekmekle zeytini kaparak poşetin üzerine koyup yemeye başladı. Hadi iki lokma yiyin de kafanız yerine gelsin!” Asuman hemen yere, Halime’nin yanına çöküp kopardığı ekmeği ağzına attı. “Yuh be yavaş. Bakın burada daha ne var?” Elinde salladığı çikolata paketlerini yerdeki poşetin üstüne atmadan önce kendi payını kopardı Dilek.

Yemek faslını hızlı kapatan kadınlar, soğuyan havanın etkisiyle yan yana büzülüp yattılar. “Ortalık iyice tenhalaştı. Birazdan gidip arayacağım Ayten’i. Halime sen kesin kararlı mısın kız? Bak gel etme eyleme. Yedik bir bok. Hata ettik. Teslim olalım. Yapamayız biz kaçamayız kızım. Bir hafta oldu buradan burnumuzu çıkarmaya korkuyoruz. Cep delik cepken delik. Hiç de öyle hayal ettiğimiz gibi olmadı durumlar. Beceremedik işte. Kabul et sen de artık.”

“Bilmiyorum kafamı karıştırıp durdunuz sabahtan beri manyak karılar. Bilmiyorum bir halt! Bilmiyorum! Uyuyalım yarın karar veririz.” Arkasını dönüp bacaklarını karnına çeken Halime düşündü. Uğradığı tacizlere göz yuman anasını düşündü. Şimdi gidip ona sığınacaktı. Güveniyor muydu ona? Hayır. Güvenmiyordu. Gözlerini yumdu. Bir daha uyanmak istemiyormuş gibi daldı uykuya.

 Asuman içlerinde en kararlı olandı ceza evine geri dönmeye. Ama işkence ederler miydi? Kocasının işkenceleri gibi çok canını yakarlar mıydı? Gözlerini kapadı. Düğün günü geldi aklına. Gelinliğini düşündü. Babasının “O adamla evlenirsen bir daha bu eve cenazen gelir!”  diye bağıran sesi yankılandı kulaklarında. Beyaz gelinliği birden kanlandı kıpkırmızı oldu. Gözlerini daha da sıkı yumdu Asuman. Ne yapacaktı? Sıktığı gözlerini yumuşattı. Düşünme diye telkin etti kendini. “Uyu” dedi “Şimdi sadece uyu”.

Dilek Halime’nin büzülen bedeninin arkasında büzülen ruhuyla yatarken, nemli gözlerini yumup sadece kendisinin duyabileceği seste fısıldadı. “Koğuşta çay sıcaktır şimdi.”

SON.

CANAN AYTAÇ





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI