google-site-verification: google188bffe4ae515cba.html
Bugun...
İSLAMCILARIN LAİKLİKLE ÇATIŞAN ZAYIF PARADİGMASI


Dr. Haşim AYDIN
hsm_aydin@hotmail.com
 
 

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, devletin laik ve üniter yapısı,karşıt olanların başlıca direnç noktaları  olmuştur

       Üniter devlet yapısına karşı olan ayrılıkçı kürtçülüğün getirildiği aşama ortada.

        Rejimin laik olmasına itirazı olanlar da yeni anayasa yapımı aşamasında nihai hedeflerini açıkça ortaya koymuşlardır.Meclis Başkanı  sn. İsmail Kahraman özetle’’1982Anayasasının herhangibir yerinde Allah ifadesinin geçmediğini .Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım.Dini olarak bahsetmesi lazım.Yeni ve dindar bir anayasa olmalı.Peki niye biz müslüman bir ülke   olarak,dinden kendimizi arındırma,geri çekme durumunda olacağız.Niye İslam Birliği Örgütüne kayıtlıyız,üyesiyiz,kurucusuyuz.Ladinilik olmamalı yeni anayasada ve dindar bir anayasa olmalı’’.Açıklamasıyla hedeflenen çerçeveyi çizmiştir.Aslı budur.Gelecek sert tepkileri yumuşatmak  için devletin başı olarak  Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan eksik bir laiklik vurgusuyla ilk hamlenin sindirilmesini beklemeye almıştır.Cumhurbaşkanı’nın ağzının içine bakarak açıklama yapan Sn. Davutoğlu da laikliğin yeni senaryoda işine gelebilecek tarafını daha bir kuvvetli vurgulama ihtiyacı hissetmiştir.

           Bir kere Meclis Başkanı tarif ettiği anayasada laiklikten bahsetmiyor.Laik anayasalar da  din farkı gözetmeyen ve  dinler karşısında nötr olma(tarafsız ve bağımsız) anlamını da çarpıtarak tribünlere mesaj niteliğinde anayasal dinsizliğin anayasada yer almayacağını ifadeyle kendince anayasamızda yer alan laikliği dinsizlik olarak ima ediyor.Türkiye’nin dünyadaki yerini tanımlarken İslam ülkeleri örgütleri içinde  yer almayı din devleti olmak olarak görülmesi gerektiğini saklamıyor.

           Cumhurbaşkanı eksik bir laiklik vurgusuyla,Sn. Meclis Başkanının görüşlerine katılmadığını söylemiyor.Laiklikten ne anladığını anlatırken de devletin bireylerin din hürriyetine karışamayacağı ilkesine doğru bir vurgu yaparken,din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ilkesinden yani devlet yönetiminin din kurallarına bağlı olmaması temel ilkesinden hiç bahsetmiyor.Cumhurbaşkanının  tarifi Kara Avrupası laikliği yerine Anglo-Sakson sekülarizmine yakın durmaktadır. Ve gerçeği çarpıtmak  için sekülarizmin  kavramsal bir truva atı olarak senaryolaştırılmış olduğu anlaşılmaktadır.

        Laiklik ve sekülarizm;o nu  temel değer olarak içselleştiren  gelişmiş demokrasiler de sonuçta aynı anlamı ifade ediyor olsa da tarihselliği farklı pratikler gözardı edilerek bu gün için doğru tanımlayabileceğimiz kavramlar değildir.

       Laikliğin tipik örneği olarak Fransa  bilinir.Koyu katolik Frans’ da Calvinizm hükümetlerin dini baskılarına karşı Lutherciliğin pasif bağlılığını ortadan kaldıran devrimci bir karakter taşır.(Prof. H.İnalcık.)Koyu katolik Guiseler ise dini ayrılığı önlemek amacıyla calvinistleri ortadan kaldırmaya çalışacaklardı.Burada esas dava din davası olarak görülmektedir.(prof.H.İnalcık)Zaten Fransada Güzel Philippe’den beri krallar Papa’nın kendi iç işlerine karışma hakkını ortadan kaldırarak,zamanla rahipleri belirleme yetkisini ele geçirmişlerdi ve diğer hırıstiyan uluslar Avignon papalarına kralın esiri olarak bakıyorlardı.(Prof.H.İnalcık)Yani Fransız monarşisi krallık yetkileri yanında koyu katolik ruhbanında patronuydu.Karşısında da oldukça güçlenmiş calvinist protestanlar mevzilenmişti.Kamplara ayrılmış Fransa içine düştüğü büyük buhranı aşabilmek için din ve devlet işlerinin ayrılması prensibini yaşadığı acı  tecrübeden sonra benimsemek zorunda kalmıştır.Bu tarihsel tecrübeyi görmezden gelerek Fransız laikliğini otoriter olarak tanımlamak karşıt görüşe bahane üretmekten başka bir anlam ifade etmez.Tam tersine laiklik sayesinde,otoriter koyu katolik monarşinin elinde tutsak olan Fransız ruhbanı özgürleşmiştir denebilir.

             Sn. Cumhurbaşkanı’nın da referans noktası olarak tercih edilir bulduğu sekülarizmin tipik örneği ise Anglo-Sakson tecrübesi olarak İngiliz örneği bilinir.Bir kere demokrasinin beşiği olarak parlamentonun ortaçağ kurumu olarak erken varlığı İngilizler için kolaylaştırıcı olmuştur.Ayrıca VIII.Henry kişisel nedenlerle protestanlığa eğilim göstermiş ve reform hareketi onun  zamanında yapılmış olması yanında Henry aynı zamanda doktrin itibarıyla katolik kalıyordu.Üstelik İkigül savaşının İngiltere tarihinde büyük soyluların birbirini tüketmesi gibi önemli sosyal ve siyasi sonuçları olmuştur.(prof.H.İnalcık) Artık soylular ve ruhban nüfuz ve kudretini kaybetmiştir. Yani İngiliz tecrübesinde mezhep olarak renksiz kralın karşısında güçlü bir ruhban da,soylu bir hanedan da yoktur.Bunun da doğal sonucu olarak devletin her inanca eşit durduğu seküler anlayış prensibi benimsenmiştir.

           Osmanlı tecrübesinde padişah ve devlet doktrin itibarıyla her zaman Sünni-Hanefi kalmıştır.Hilafet kurumu da  sünnidir ve padişahtan bağımsız değildir.Doktrin olarak din-devlet ilişkisinin tamamlayıcı olduğu bu durumdan laikliğe geçiş her ikisinin yeniden ve ayrı olarak tanımlanmasıyla olur.Devlet’i ve Cumhuriye’ti kuran irade  yaşanmış  tarihi tecrübeyi bilerek ve anlayarak laikliği; cumhuriyet rejimi ve ulusal varlığımızın çimentosu olarak görmüştür.İngiltere’nin  seküler tecrübesine öykünerek devletin bütün inanç guruplarına eşit mesafede olması olarak yeni bir laiklik tanımı, devletin doktriner olarak sünni mezheple bütünleşmesinin fiili olarak gerçekleşmesi sonucunu doğuracaktır.Geçmişte  laiklik uygulamaları bakımından bazı aşırılıkların yaşınmış olması elbette demokrasimizin eksiği olmuştur.Laiklik karşıtları da her fırsatta devleti aşırıya kaçabilecek  önlemler almaya  zorlamak için demokrasinin istismar edilebilecek alanlarını kullanmaktan geri durmamıştır. Din özgürlüğü  bahanesiyle laiklik üzerinden rejimi hedef alan  cemaat ve gurupların itirazlarının dini özgürlüklerle alakalı olmadığı 15 temmuz darbe teşebbüsüyle artık anlaşılmıştır.

             Cumhuriyeti kuran kahramanlar bir yandan cephede düşmana karşı verilen şehitlerden fazlasını içerde dinci ayaklanmalar ve iç karışıklıklar çıkaran düşmanla  işbirliği yapmış hainlere karşı  verildiğini yaşayarak gördüler. Diğer yandan da Osmanlının son yüzyılında büyük çöküşü savaş meydanlarında  varlığını ortaya koyarak yaşayan son imparatorluk kuşağı savaştığı batı emperyalizminin zihnindeki derin değişimi de kavrayabilmiştir.Bir yandan emperyalizme karşı var olma savaşı verirken ama aynı zamanda emperyalizmin dünyada sağladığı üstünlüğü, zihinsel olarak  hümanist, düşüncede de  laikleşerek gerçekleştirdiğini kavrayarak,laikliği bir beka meselesi olarak ele almışlardır.Bu durumu, büyük Atatük;bu kadar  kısa sürede kendimizi kurtarabilmişsek  zihnimizdeki tebeddüldendir(zihniyet devrimi)(Prof. İlber Ortaylı) diye açıklar.

               Laiklik Türkiye’nin Aşil topuğudur.Oradan vurulursa Türkiye Cumhuriyeti çöker,dağılır.(B. Ecevit)( Mitolojide, ölümsüz olan kahraman Aşil sadece  topuğundan vurulursa ölür.)

               Kavramak istemeyenler laikliği sulandırmayı sakın akıllarından geçirmesinler.Artık cumhuriyetimizin,tarih ve kültür temeli olmayan hayalci tasavvurları sınamaya mecali kalmamıştır.Kolu kanadı kırılmış devletin ana direği de yıkılırsa altından kimse kalkamaz.

                                                                                     Dr. Haşim AYDIN





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI