Bugun...
EĞİTİMSİZLİK SİSTEMİ


Emel SEÇEN 360 Derece İstanbul
emelsecen@gmail.com
 
 

Geçtiğimiz cumartesi günü LABEP’in düzenlediği bir konferans gerçekleşti. Konuşmacı,  Bilim ve Gelecek Dergisi’nin daveti üzerine katılan; ilahiyatçı, felsefeci, akademisyen, yazar Doç.Dr. Hasan Aydın’dı. Konferans sonrası kendisi ile ODATV adına özel bir röportaj gerçekleştirdik.

                Konferans 30 demokratik kitle örgütünün birleşmesinden bir araya gelen, Büyükçekmece ATATÜRK Kültür Merkezi’nde gerçekleşen, konusu ise “Her türlü ayrımcılığın panzehiri LAİKLİK” di. Yaklaşık olarak her türden farklı düşünceye sahip 250 kadar kişi ve siyasi partilerden,  Cumhuriyet Halk Partisinin de yer aldığı çok sesli bir organizasyondu. Oldukça bilgi aldığımız, çokça düşünmemize sebebiyet veren bilgilerin aktarıldığı konferansta özetle Doç.Dr.Hasan Aydın : “Ben kısaca LAİKLİK HADDİNİ BİLMEKTİR! Kendini Tanrılaştırmadan İNSAN KALABİLMEKTİR” ifadesini kullandı. Sonrasında yaptığımız röportajda,  Atatürk’e çok şey borçlu olduğunu ve şu kelimeleri kullandı:

Erdem olan şey, tüketmek değil, üretmek. İnanmak değil, bilmeye çalışmaktır.” Doç.Dr.Hasan Aydın

Filmi geri sardığımızda; Mustafa Kemal devrimi ve onun getirdiği Cumhuriyet kazanımları üzerine kurulu Laiklik ve Laik Eğitim sistemi şu anda dikiş tutmuyor. Artık ters-yüzde edilemiyor. Durum içler acısı. Kendimi bildiğimden beri zaten öğretmen olmak istemiştim ancak bilinciniz ve farklılığınızı fark ettiğinizde ve söyleyecek sözünüz olduğunda buna dair ses çıkarmaya kalktığınızda, zaten 80 darbesinin hışmı ile sıkışmış neslin güzide evlatları olarak çoğunun savrulup gittiği azınlığız. Biz peki neden hala mücadele ediyor ve hep doğruyu, etik olanı, ahlaklı, erdemli olanın peşinde tur atıyor. Bayrağı hiç bırakmıyoruz.

Çünkü önce kendi yaratılışımızdan,  ailemizden,  sonra zor şartlarda baskı altında bizi yetiştiren öğretmenlerimizden aldığımız olgular sayesinde. İlkokulda dördüncü, beşinci sınıfta kız çocukları yaz tatillerinde kuran kursuna yazdırılıp,  gitmezsen sanki çok büyük günah işlermişsin hissiyatını yaşatan aile büyüklerimizin yanında benim canım babam, “boş boş durmayın okuyun” deyip ilk önce Ord.Prof.Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun Nutuk basımını tutuşturmuştu elimize. Annem ise “ daha onlar çocuk” lafı ağzından bitmeden. “ Esas şimdi öğrenilir”, deyip konuyu kapatmıştı.

Her seferinde feyz aldığınız kişiler vardır, vefat etmiş olsalar da yaşattıkları her dem kulağınızda ve de ruhunuzda çınlar. Size yol gösterir. Hiç şaşmamıştır dedikleri.  Büyük adam da böyle olunuyor sanırım.

                Şimdi gelelim bizim bahsedeceğimiz eğitimsizlik sistemine. İçinizde hep eğitim aşkı yanıp tutuşurken; kaçınılmaz şekilde eğitime dair her şeyin içinde oluyor, yazıyor, kendi çapınızda çiziyorsunuz. Çok söz etmekten ziyade,  dişe dokunur işler yapmak daha evladır. Biz böyle gördük büyüklerimizden. Kendimizi ön sıralara koşmadan, haddini belki de bu düzende çok da ezilmene fırsat yaratacak ortamlarda güneş doğurttuk hep  kış günlerinde… Devrimcilik de tam bu olmalı. Zira biz Mustafa Kemal’den, onunla cephede savaşmış nenelerimizden de,  atalarımızdan da,  genlerimizin kodları kadar bunu öğrendik.

Rahmetli babam elbette doğru söylemişti.  Atı alan Üsküdar’ı geçti tabi ki. Kaç kuşak bileyleniyoruz. Törpülene törpülene soluk kalmadı ciğerlerimizde. Ancak biz Türküz öyle yılgınlık gösterecek kadar acizlik fıtratımızda yok. Peki, bizim eğitim sistemimiz için;  kendi çapında gönüllü eğitimci, aynı şekilde gazeteci, kadın, ve bir vatandaş olarak ne gördüm. Ne işittim. Ne biriktirdim. Kısa bir araştırma yaptığımızda şöyle bir yol çıkıyor.

 SETA’nın hazırladığı rapora göre Türk Eğitim tarihinde yabancı dilde eğitim sunan kolejler, öğrencilerini sınavla almaktaydı. 1964 yılından itibaren Fen Liseleri, 1985 yılından itibaren Anadolu İmam Hatip Liseleri, 1990 yılından itibaren Anadolu Öğretmen Liseleri ile 2000 yılında faaliyete geçen Sosyal Bilimler Lisesi kuruldu. Kolej olarak açılıp sonradan Anadolu Lisesi olarak bilinen okullarımız, 1999 yılına kadar İlkokuldan itibaren merkezi sınavla aldı. Sekiz yıllık kesintisiz eğitime geçişle Anadolu Liselerimizin ortaokul kısmı kapanıp, Anadolu Lisesi hazırlık ve 3 yıllık Lise eğitimi vermeye başladı.  2000’li yıllarda sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumları LGS ile yerleşen öğrencilerimiz, 2004 yılına geldiğimizde OKS, 2008 yılında OKS kalkıp yerine SBS oldu. 6,7,8. Sınıflar için 2008’ de geçilen SBS 2009 yılında 8. Sınıflara uygulandı. Tabi ki 2012-2013 eğitim-öğretim yılında son kez uygulanmak şartı ile…

Ardından 2014’ de başlayan, 6 temel ders için 8. Sınıfta öğretmen tarafından dönemsel yapılan sınavlardan biri merkezi olarak gerçekleştirildi.

Geldik, şu günler de Top One’ na,  TEOG! Yani TEMEL EĞİTİMDEN ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ SINAVI.

Kasım ve Nisan ayları olmak üzere 2 kademeli uygulanıyordu. Bu uygulama dünyada ABD, İNGİLTERE, G.KORE, HOLLANDA, ÇİN, FRANSA, İTALYA, SİNGAPUR, JAPONYA VE MACERİSTAN Ülkeleri tarafından ancak farklı farklı yöntemleri ile uygulanıyor.

2017 Eylül ayında kaldırılıyor, Kasım ayında yerine ne uygulanacağı açıklanacak!

Neler kaybımız,  hiç konuşulmuyor!

Çocukların ruh dünyaları!

Ailelerinin yaşadığı hem maddi hem manevi kaygı!

Eğitmen, öğretmenlerin şaşkınlıkları!

Gerçekler var birde:

Eğitim uzun bir süreç. Öğrenmenin yaşı yok da, eğitim temel i sağlam olmalı. Eğer ipin ucu kaçarsa en basiti ile tarihimize dönüp bakarsak şu izlere rastlıyoruz, yakın tarihimiz,  yine uzak değil.

İlk örnek,  yüksek öğretime kayması domino etkisinin. Orada da aslında durum pek iç açıcı değil aslında.

Önce ÖSS ve ÖYS vardı. Ondan önce de ÜSS. ÖSS ile ÖYS bitirilip, biraz ÖSS ile yola devam edildi. Sonra tekrar ikili sınav sistemine geçildi. Malum LYS ve YGS karşımıza çıktı.

YÖK 1999’da Üniversiteye girişte, ortaöğretim puanı ile çarpılacak olan katsayıyı 0,2 ve 0,5 olarak belirler. Bu durum eğer öğrenci kendi alanı dışında ki branşı seçerse 0,2 kendi alanı olursa 0,5 ile çarpılır. Ve o yıllarda topun ucunda tüm meslek liseleri ve İmam Hatipler vardır.

Şimdi TEOG,  ardından Üniversitelere geçişinde sınavsız olacağı konuşuluyor.

Biraz da magazinel bakalım traji komik durumumuza:

Türk eğitim sistemimiz bir anda 5+3 iken 4+4+4 oluverdi. Böylelikle İlkokul 4 yıl, 5. Sınıf ortaokula dahil edildi. Okula başlama yaşı ise 5’e indi. O yaşta ( 60-66 Aylık arasında) çocuğunu 1.sınıfa kaydettirmek istemeyen anne-babadan doktor raporu istendi. Bu konu, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a sorulduğunda: “Bunu yapanlar, benim çocuğum geri zekalı demiş oluyor.”olarak yanıtladı. Sonra bu hatadan da dönüldü ve 1.sınıfa başlama yaşı tekrar 66 ayın üstüne çıkarıldı.

2014 yılı itibari ile Hükümet bir değişim ile ortaokulda okuyan öğrencilere kıyafet serbestliği getirdi. Elbette kız öğrenciler için baş örtüsü gündeme geldi böylelikle.

Müfredat, seçmeli ders ve hala devam eden uygulamalardan burada bahsetmiyorum bile!

Tüm okullar İmam Hatip okullarına dönüştürülmeye başlandı. Var olan tüm okulların adları, açıklama aşamasında  esas adı yerine…. İmam Hatip Ortaokulu ya da …..İmam Hatip Lisesi olarak değiştirildi.

Tüm liseler Anadolu Lisesi oldu.

Anadolu Öğretmen Lisesi kapatıldı.

Tüm düz liseler 2010 yılından itibaren Meslek Lisesi ve Anadolu Lisesi oldu. Ve Meslek Lisesi adı altında bolca İmam Hatip okulu açılmaya başlandı.

Son parkura gelirken ise Hükümet, büyük bir tehlike oluşturduğuna karar verdiği cemaat ve onun için önemli para kaynağı dershanelerine yöneldi. Böylelikle tüm dershaneler kapatıldı.

Dershanelere alternatifler türedi,  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TEOG’un kaldırılmasına yönelik açıklamasından bir gün önce Milli Eğitim Bakanlığı, TEOG’da bu yıl ki sınavda açık uçlu soruya geçileceğini açıkladı.

Dershanelerin kapatılması ile özel ders oranında görülen artış hakkında yapılan araştırmaların basına yansıyan kısmında (yine bir iki gün önceye geliyor) TEOG ve ÖSS’ye hazırlanan ve takviye ders ihtiyacı alacak öğrencilerin karşısına hiçte etik olmayan ücretler açıklandı. Özel ders veren kişi eğer halen üniversite öğrencisi ile rakam yarınında altına iniyor. Tecrübeli ve deneyimli öğretmen ise saat ücreti 100TL ile 800TL arasında değiştiğini, her öğrencinin kabul edilmediğini önce bir sınava tabii tutulduğunu, ve okul garantili ders verildiği basında bildirildi.

TEOG’da sayıları oldukça fazla birçok öğrenci çok iyi puan almasına rağmen hiçbir okula yerleşemeyen ve okullar açıldığı halde dışarıdan eğitime zorlandığı, Açık Lise olarak, yani 13-14 yaşlarında çocuklar okul yerine evden, internetten ya da sadece kitaplardan lise eğitimi alacak. Bu çocuklar okuldan soğuduklarında ne olacak!

TEOG’un getirdikleri nelerdi bunu eğitimciler tartışır,  sıradan bir vatandaş olarak bu kadar gözüme, ruhuma dokunan, içimi acıtan bu hal çaresizliği nasıl çözülür? Bunu bence eğitimciler de şu an bilmiyor.

Sistem çöktü. Bilgisayar değil ki bu reset at da kurtar. İnsan yetiştiriyorsun!

Yetiştirmek derken öğretmen alımları da KPS’ye ek, mülakat şartı getirildi. Şimdilerde ise mülakat olmayacağı söyleniyor.

Tüm eğitim kurumlarında mescit ve abdesthane zorunlu hale getiriliyor.

Son tahlilde:

Öğrenciler, sınava girerse kağıdının doğru inceleneceğinden şüpheli!

Sınav sorularının çalınması ya da sınav sonrası iptaller söz konusu olabiliyor!

Üniversite sonrası iş garantisi olmadığı gibi işsiz sayısı her geçen gün diploma sayısını katlayarak artıyor.

Aile bireyleri ve öğrenciler bu ülke de eğitim alınır mı düşüncesini taşıyor.

Öğrenmenin ve eğitimin temellerini oluşturan, adalet duysunun yaygınlığı ve saygınlığı yok edilip; umutsuz, başıboş nesil yetişmesine her türlü olanak sağlanıyor.

Çünkü ne veli, ne öğrenci bırakın öğretmen bile ne yapacağını. Neyle karşılaşacağını bilmiyor.

Temel değerlerimiz tepe taklak!

İşin özü bu iş,  çok bilinmeyenli denklemden de daha çok. Ve formül ise???

Gerçek ise bir kuşağın daha yok edildiği.

O yüzden diyorum ya, babam haklıydı Nutku okumamız için bize verdiğinde ve biz henüz 10 yaşına gelmemişken. “Esas şimdi zamanı”.

Çocuklarımıza ne okuyoruz? Ne söylüyor ve de biz de ne kadarını uyguluyoruz?

Hangi değerlerimizi sarsmadan, kafasına kakmadan, severek öğretebiliyoruz?

Çocuklar neyle mutlu?

Çocuklara ne kadar hakimiz?

Öğretmenler sadece diploma almak için mi bu mesleği seçti yoksa canını gerekirse verecek kadar idealist mi? Yaptığı işin kıymetini, manevi hazzını ve öğretmenin, insan yetiştirmenin gerekirse kurtarmanın bilincinde mi?

Veliler ne kadar okuyor? Araştırıyor. Ne kadar yoğun çalışırsa çalışsın. Çocuğunun ruhsal, duygusal dünyasına girebiliyor mu? Buna zaman ayırabiliyor mu? Sevgi ve bilgi paylaşımı var mı?

Siyasetçiler dürüst mü?

Sözümü bu işe gönül vermiş gerçek emekçi, eğitimci ve öğretmenlerimden özür dileyerek kapatmak istiyorum. Netice de ben eğitimci değilim. Hala öğrenmeye çalışan, sosyoloji okuyan, insan dahil tüm evrenin yaratılmışlarına saygılı ve seven, en çok da çocukları seven bir bireyim. Onların saf dünyalarına inebilecek kadar derinliği olmayan kişilerin, böyle hoyratça onları duvardan duvara fırlatmalarından yoruldum. Geleceğimizden, yarınımız çocuklarımızın düşün dünyalarından uzaklaşmalarından, bilimden, sanattan en çok da temel değerlerimizin bilinçaltlarında eksilmesinden ya da çarptırılmasından endişe duyuyorum.

Yokluklar içinde Türk Eğitim tarihinde devrim yaratan Mustafa Kemal ve ona inanmış bir avuç insanın düşlerinden kıvılcım yaratan ve Köy Enstitülerini kuranlardan; dönemin İlköğretim Genel Müdürü, Eğitim Bilimci, yazar, İsmail Hakkı Tonguç,  bizim yüreğimiz ile Tonguç Baba der ki :

Halka medeni bir insan topluluğu halinde yaşamanın ilk bilgilerini öğretme ve bir memlekette halk idaresini gerçekleştirme şartlarının en önemlisi, geniş anlamlı ilköğrenimi parasız ve mecburi kılmaktır. Bireyleri bu çarktan tamamen geçirilememiş milletlerde halkın kendi kendisi idare etmesi mümkün olamamıştır. Bir ulus halk idaresini kuramadığı takdirde onun mukadderatı tek insanın veya küçük bir insan kümesinin eline geçer.”

EMEL SEÇEN





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI