Bugun...
PANZEHİR


Emel SEÇEN 360 Derece İstanbul
emelsecen@gmail.com
 
 

Bu yazıyı yazarken, uluslararası bir kişiden haber geldi. Belki en çok bunun üzerinde durmak lazım gerekiyor. Ne çocuk, ne mevki ne genç ne yaşlı. Ne de zengin. Hatta ne de Prens!

Lady Diana’nın (1961-1997) hazin ölümü üzerinden binlerce kişi ağlamıştı. Merkel’ den sonra Galler Prensi Charles’da nasibini aldı. Diana’yı yıllarca çocukluk aşkı Camilla ile aldatan ve ölümü ardından evlenen Prens Charles da nasibini aldı. Ama Camilla da yok. Kendilerini İskoçya’da karantinaya aldılar. İlerleyen günlerde, Kraliyet Ailesinden başkalarının da haberlerini duyarsak şaşırmayalım.

Sezen Aksu ne güzel söylemişti, 1988 yılında ki albümünde ki şarkısında:

Kaç sene oldu? Zaman durdu
Deniz öyle hep aynı dünya bilinmez
Taş duvar aynı kaldı
Ümit öylece kaldı da
Ümit edeni söyle kim aldı?

Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz
Dünya ne sana ne de bana kalmaz
Sultan Süleyman'a kalmadı
Böyle hiçbir kitap yazmaz”

Evet, seksenlere gittim. Bu şarkının sözlerini rahmetli Aysel Gürel(1929-2008) ve besteyi hazin bir uçak kazasında yitirdiğimiz, Onno Tunç (1948-1996) yapmıştı.

Hadi biz seksenlerde çocuktuk ama bizim en az beş ya da on yaş büyüklerimiz.

 Sizler, darbeyi daha iyi gördünüz. Aslında bende kendi adıma birçok şey yaşadım. Gözler, gördü de. Yürekler sızladı da. Yasaklar, yasaklar üstüneydi. Kimse bu kadar sıkılmadı.

Neden biliyor musunuz? Çünkü hayat aslında normaldi. Şimdi anormal.

Çünkü şairin dediği gibi “Kimselerin vakti yok oturup ince şeyler düşünmeye…

Bizler, Amerikan tozu ile ilkokulda tanışmış. Marshall yardımlarının hatta bozuk etlerin tükettirildiği, Köy Enstitülerinin kapatıldığı, savaşı yaşamış, savaştan çıkmış dedelerinin, ananelerinin çocuklarının çocuklarıyız. Benim ananem sofrada zeytin eksik etmezdi. Ve derdi ki: “Katık edin!” Katık etmek yokluğun karne zamanlarının damgasıdır. Hatta top bulamadığı için eski çoraplarını top yapıp oynayan nesillerden bahsediyorum. Sıcak bir kuzine ya da gaz sobasının yanında oturup, radyo saatini bekleyen. Televizyon olmadığı için,  askerlerimiz geminin içinde suya gömülürken “Ah, bir ataş ver cigaramı yakayım” diyen kuşakların çocukları, torunları... Radyoda bunları göremeden tanık olmak, ne demek? Hayalinizi genişletin ve bir düşünün.

Gün geldi, darbe sonrası her şeyin; başta kredi kartları olması ile zengin olmadan zengin olmayı, emek vermeden harcamayı öğrettiler. Sonra sizin çocuklarınız, sizler kötü niyetli değildiniz ama sizden hep daha iyi olsunlar istediniz. Ama dünya böyle dönmedi. Dönemezdi, sanal da bir tur attık. Ve yerimize geldik. Artık ağlayan çocuğunuza cep telefonu yerine şefkati hatırlama, zamanında anane ya da annenizin gösterdiğini bulma zamanı.

Dışarı da küçümsediğiniz,  aslında yürekli sokakta kalan ama hiçbir acısını tanımadan onlara dokunmaya fırsat vermediğiniz zamanları yaratmaya.

Bayramlar geliyor. Zamanla unuttunuz. Adeta bir ritüele döndü. Bayramların tatil keyfi olma zamanı. Çünkü sistem çalıştırdı, sadece bu zamanlar “size kalandı

Ayrıldık, ayrıştırıldık, ötekileştirdik.

Herkes birbirini eleştirdi sarılmak yerine.

Şikâyet ettik. Mahalleleri beğenmedik, sitelere yerleştik sonra o siteler öyle bir tokat vurdu ki: Aidat, havuz parası vs.

Aslında gazeteci bir dostumun dediği gibi “ fazla hiçbir şeye ihtiyacımız yok.”

Şikâyet ettik. Yoldan, kalabalıktan, hatta en çok da güzelim İstanbul’dan…

Oysa çoğunun büyükleri ne zorluklar yaşadı, bu şehirde kalabilmek için. Ne bedelleri ödedi.

Şikâyet ettik. Komşunuzda var da sizde yok diye.

Bizim kuşağa sesleniyorum ve biraz yukarısına.

Hatırlayınız, lütfen!

Hani fileler vardı da kimse elinizde ne var içinde diye bakmazdı, apartmanınıza girerken.

Şimdi öyle mi?

Teknolojinin bu girdabında evde kalındı ama kapitalizm durmuyor. “Şu, şu kadara indi. Evden şunu al. Adrese teslim”

Allah aşkına, yeterince almadınız mı?

Sınır boylarında ayağında ayakkabısı değil, çorabı bile olmayan ve savaştan kaçan gariplerin durumu ortada iken

Allah aşkına, yeterince soyutlamadınız mı?

Duymadınız mı, evlere düşen ateşleri?

Allah aşkına, hala canınız sıkılıyor?

Düşünün; telefonlar yok iken ne yapardınız? İnternet yokken ne yapardınız? Komşunuz aç iken, darda iken ne yapardınız?

Eğer hiçbirine, tek bir cevap bile veremiyorsanız? Yukarıda ki şarkıyı dinlemeye devam edin…

Yok, ben bu güzel zamanları birlik ve beraberlik için harcayacağım. Eskiden yapmadığım, umursamadığım ne varsa, bir liste yapıp önce kendimi sonra etrafıma bakacağım.

Tüm bağımlılıklarımdan kurtulacağım. Gerekirse alıp, başka bir ihtiyacı olan vereceğim. Mutlu olma ve paylaşabilmenin lüksünü yaşayacağım.

Dünya bitip, tükenirken daha fazla ne yok ediliyorsa onu artıya katmak için hemen harekete geçeceğim.

Çocuklarımız evet, kötü bir uzaktan eğitime başladı ama onların daha iyi ulaşabilmeleri için o saatlerde internete bağlanmayacağım. Zamanında birebir bulamadığım sohbet etme eylemini şimdi yaratacağım ve sürdüreceğim.

Meselem; daha fazla film izlemek, daha fazla yemek vs. stok yapıp; TÜKETMEK değil.

Zaten hep ötekileştirmedik mi?

Doğruyu söyledi diye; Şeref Basın Kartı sahibi insanlar en ağır şekilde bedel ödemedi mi?

Şu anda ne tür bir sağlık ile korunuyorlar, bilemediğimiz gazetecilerimiz içerde değil mi?

Siz, hala sıkılıyor musunuz?

O zaman siz doğrulardan sıkılıyorsunuz. Sanal Âlemin yolculuğu da bir yere kadar.

Âlice Harikalar Diyarında, turu bitmiştir.

Şimdi kendine gelebilmek zamanıdır.

Varsa büyüklerinizi en içten duygularla arayın; bilmem kimin bilmem ne videosu ya da oyunla değil. Ona kendinizi gösterin. Tabii varsa öyle bir cihazı.

Onların özel ve kimsesiz, olmadıklarını onlara hissettirin. Çünkü gerçekten öyleler. Onlar öyle zamanlardan sağ çıktılar ki… Vaktiniz kalınca yeniden dinleyin. Eskiden belki sıkılırdınız, yeniden dinleyin…

Aynaya bakın, sizler onların o güzel yürekli ANNE ve BABA’ ların çocuklarısınız. Sizi en zor zamanlarında aç bırakmadılar. Belki daha azınız vardı ama eksik olmadınız. Onları sizde eksiksiz en çok da SEVGİ ‘siz bırakmayın.

Sıkılmayın!

Bu günlerde geçecek.

Bu tur bitti.

Sevgi de, Saygıda, Ortak paylaşım ve Adalet de birleşme zamanı.

Hırs, kıskançlık gibi habis düşünceleri silemezseniz, durum vahim.

Düşünün ki bunca şeyi kaldırdı dünya en güçlü herkül olarak. İnsanoğlunun topyekûn yarattığı bu TÜKETME sendromundan da kurtulacak elbet.

Maskeleri sağlık personeline bırakarak başlayacak mesela

Mesela iki paket tuvalet kâğıdı değil bir paket alarak

Ve aynaya bakıp da kendi çocukluğunda ki gözlerini bulabildiği zaman başlayacak her şey!

Lütfen. Sakin kalın. Ve özünüze dönün

Çünkü siz o değilsiniz. Siz öteki de değilsiniz. Siz, üstün bir varlıksınız.

İNSAN

İnsan olmak kolay değil ancak insan kalabilmek hepsinden zor.

Bırakın sataşmaları, yağmaları

Dönem SEVGİ ve BİRLİK zamanı

DNA’nızda bu var. Çocukluğunuza kadar bir film izleyin hafızanızdan, en iyi onlar hatırlatacak…

Panzehir, sizin o güzel yüreğiniz.

Aşacağız…



Bu yazı 280 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI