Bugun...
MERHABA...


Mehmet ÜNLÜ ...
mehmetmedya@gmail.com
 
 

MERHABA!..

Yaklaşık 40 yıla yakın basın camiasında hizmet vermiş, halkın haber alma hakkına ama doğru yazı yazmaya özen gösteren  ve buna önem veren bir gazeteci olarak  sizlere merhaba diyorum.

Çok değerli meslektaşım, dostum Yaşar  Kaba’nın  yönetimindeki İstanbul Flash Gazetesi’nde sizlerle buluşup görüşlerimi aktarmak  üzere yola çıkmış bulunuyorum. Kendisi yazı yazmayı teklif edince hiç tereddütsüz  kabul ettim zira dürüst habercilik anlayışının yanında; herkese karşı eşit bakış açısı ile, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda özgürlükçü bir yapıya sahip olmasıdır beni harekete geçiren. Kendisine huzurunuzda çok teşekkür ederim.

Zaten mesleğimizin ilkeleri gayet açık; doğruluk, dürüstlük, tarafsızlık

Her basın kuruluşu künyesinin altına mutlaka yazmalıdır, yazıyor da…

Nedir klişe yazı?…

Bu gazete Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz vermiştir

Söz vermiştir de…

Peki uyan, uygulayan  var mı camiamızda?(!)

Yorum sizlerin efendim.

*****

Değerli okuyucular,

Fotoğrafa karşı aşırı bir sevgi duyarak  aldığımız eğitim üzerine; 1979 yılından itibaren rahmetli Kemal Ilıcak’ın sahibi olduğu Tercüman Gazetesi’nde alaylı  olarak start aldığımız gazetecilik serüveni ile bugünlere geldik.

Tercüman Gazetesi’nde yaklaşık  15 yıl kadar olan çalışma sonrası, Günaydın–Tan Gazetesi, Sabah Gazetesi, Akşam Gazetesi, Yeni Günaydın Gazetesi’nden sonra görsel medya olarak da; Kanal E Tv, Kent Tv, E Tv, Marmara Tv, Technology Tv ve Kastamonu Tv gibi kuruluşlarda, muhabirlik, redaktörlük, editörlük büro şefliği, istihbarat şefliği, haber müdürlüğü yaptık.

Ama bugüne kadar bir tek tekzip yemedik çok şükür;  zira delillere, belgelere dayanmayan hiç bir yazı ve haberi kaleme almadık. Yani, asparagas veya masabaşı habercilik asla yanımızdan dahi geçemedi.

*****

Değerli dostlar,

Tanımanız açısından bazı bilgilerimi sizlerle paylaştım. Zamanla mesleki anılarımı, basın  alanında yaşananları aktararak bundan böyle paylaşmak istiyorum.

Efendim,

Gazetecilik mesleğimin yanısıra bendeniz başka bir mesleği de yürütüyorum.

O da: Müzisyenlik…

‘68’li yıllarda orta okulu bitirince ödül olarak ailemiz tarafından  hediye  mandolinle kursa başlayıp, hocamızın armoni, solfej ve şan dersleri de vermesiyle başlayan müzik serüveni de,  gitar kursundan sonra, Lise’de okul orkestrası kurup yarışmalara katılmaya kadar uzandı.

Yaz tatillerinde,  mahalledeki enstrüman çalan arkadaşlarla grup oluşturarak müzik yapmak en büyük sevdamız oldu. Hatta bu sevda zamanla, düğün salonlarına kadar taşınarak çeşitli orkestralarda  çalışmaya   yani profesyonelliğe kadar götürdü.

Derken, askerlik dönemi… Babamızın asker oluşu bizi askerliği Orduevi’nde yapabilmeyi sağladı, tabi ki müzisyen olarak.

Gazetecilik yaparken izinli zamanlarımızda müzik yapmaya da çalışıyorduk.

Ancak, basından emekli olduk ama artık çok sevdiğimiz  her iki mesleğimizi de birlikte rahat rahat sürdürüyoruz.

*****

Sevgili dostlar,

İşte, bundan sonra hem müzik hem de gazetecilik konularında yazılarımı sizlerle paylaşacağım. Umarım, gönüllerinizde yer etmeyi başarabilirim.

Evet…Müzikle ilgili yazılarımdan ilkini paylaşıyorum:

 

Müziğin toplumdaki yeri ve etkisi

       Müziğin tek bir dili  olduğunu bilmeyenimiz yoktur.. Müziğin, özellikle ruhumuzun yenilenmesi ile birlikte yüreklerimizin ferahlamasına büyük destek olduğunu  çok iyi  biliriz.  “Müzik ruhun gıdasıdır” özdeyişi ise küçük yaşlardan beri hepimizin belleğindedir.

       Sizlere, Latin Müziği’nin, Flamenco’nun, Rockn’Roll’un, Cazz ve Blues’un, Pop Müziği’nin ve müzik dünyasının o muhteşem  güzelliklerini, adını tarihe altın harflerle yazdırmış sanatçılarını, çok değerli müzisyenlerle ilgili çeşitli bilgiler aktarmaya çalışacağım.

        Bu ilk yazımda, müziğin genel olarak çıkış noktaları, değeri ve yeri konusundaki  bilgileri paylaşmaya çalışacağım.

       Müziğin kendine özel anlatımı, duyguları ve bunları insanlara kuvvetle hissettirmek gibi ayrıcalıklı bir yeteneği var. Tabi bu yeteneğin aktardığı mesajlar, söz ve  müziğin harmanlanarak, enstrumanlarla bütünleşip, ezgiler halinde yayılmaktadır.

        İşte bu noktadan itibaren müziğin kalitesi sorgulanır.. Ben de  müziğin her yönüyle kaliteli yapılmasından ve yaygınlaştırılmasından yanayım..

        Nedir bu kaliteli müzik? Bu sorunun cevabının apar topar verilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

        Günümüz müzik piyasasına şöyle bir dönüp baktığımız zaman, müzikalitenin ne durumda olduğu ortadadır..Hani, eskilerden gelen bir cümle vardır ya  arasıra hatırlanan, ”eskiye rağbet olsa idi, bit pazarına nur yağardı”.. Evet.. Ne yazık ki, eskiyi arayışın, eskiye özlemin burunlarda tüttüğünü bal gibi görüyoruz.

        Peki, bu özlem niye, neden geriye dönüş harekatı ile arşivler karıştırılarak, eski melodiler yeni versiyonlarla sunulmaktadır?

        İşte, bunun tek nedeni, sadece ve sadece  kaliteli beste yapılmaması. Üretim  artık yok. Nerede o besteciler?..Nerede o aranjörler?  Ve nerede o söz yazarları?..

        Buradan soruyorum.. Var mı, eskilerin pabuçlarını dama atabilecek kişiler?…

        Sizce var mı?

        Bence yok!..

        Bakınız, bu sözlerim  asla birilerinin damarına basılması amacını taşımamaktadır.. Ama bir hafta, on beş gün gibi kısa sürede yazılan şarkıları duymak zorunda kalıyoruz ne yazık ki..

        Duygu yoksunu, “Synthesizer” dan programlanmış efektlerin eşliğinde, ne anlattığı anlaşılamayan sözlerle, “ucube” müzik türlerinin genç beyinlere aşılanmasıyla, toplumumuzun içinde bulunduğu durumu, psikiyatristler de açıklayamaz halde..

       Buradan, rahmetli  bir Çiğdem Talu, bir Melih Kibar, bir Fecri Ebcioğlu, Allah sağlıklı ömür versin bir Sezen Cumhur Önal gibi yazdıkları şarkı sözleriyle, rahmetli Atilla Özdemiroğlu gibi besteci ve aranjörlüğüyle Türk Pop Müziği’nde adını altın harflerle yazdırmış bir çok üstadın yerini doldurabilecek kim var diye sormak, sorgulamak gerekmiyor mu? ..Bu değerler, popüler müziğimizin temel taşları olarak bir çırpıda hemen aklımıza gelenler…

      Unutulamaz sesleriyle, Barış Manço, Tanju Okan, Cem Karaca, İlham Gencer, Şevket Uğurluer, Alpay, Dario Moreno, Bülent Ortaçgil, Edip Akbayram, Sezen Aksu, Leman Sam, Fatih Erkoç, Metin Ersoy, Ömür Göksel, Timur Selçuk, Özdemir Erdoğan, Ajda Pekkan, Ersan Erdura, Erol Evgin, Erol Büyükburç, Salim Dündar, Ferdi Özbeğen, Yıldırım Gürses, Selçuk Ural, Rana-Selçuk Alagöz, Zülfü Livaneli, Erkin Koray, Fikret Kızılok, Timur Selçuk, Bülent Ortaçgil, Nüket Duru, Nilüfer, Hümeyra, Ayla Algan, Esmeray, Füsun Önal,  Ayten Alpman, Esin Avşar,  Berkant, Kayahan, Selda Bağcan gibi değerli yorumcular ve Süheyl Denizci, Doruk Onatkut, Şerif Yüzbaşıoğlu, Beyaz Kelebekler, Haramiler, Modern Folk Üçlüsü, İstanbul Gelişim, Üç Hürel, Moğollar, MFÖ gibi değerli orkestra ve gruplar, yeri dolduramayacak müzisyenlerin şarkıları uzun yıllar top-on olarak yer alır, 45’lik plakları 33’lük albümleri yok satardı.

    Onno Tunç, Norayr Demirci gibi  aranjörler de Popüler Müziğimiz’e çok büyük katkılar sağladılar.

      1960’dan 1985’lere kadar  bırakın Türkiye’de, adları dünya çapında bir bir dolaşıyordu. Hatta, Dario Moreno, Marc Aryan, Adamo, Anne Marie David gibi Avrupa’nın tanınmış bir çok sanatçısı ülkemizde Türkçe albüm bile hazırladılar, çok sevildi, çok beğenildi, aylarca listelerin başlarında yer aldı..

      İşte, kaliteli müzik diye boşuna değinmiyoruz..

      Hani derdik, slow müzik, hızlı müzik diye.. Yani, slow deyince iz bırakan, kısacası beyinlerde yer eden aşk, ayrılık, hüzün kokan besteler; hızlı denince mutluluk, sevinç, çoşku anlatılırdı.. 

     Artık, hepsi birbirine karıştı.. Şarkıda, “sevgilimden ayrıldım, çok mutsuzum”,o beni terk etti şimdi ne yapsam” veya “bir daha  yüzüne bakmam, beni aldattı” diye yazılmış hüzün dolu sözlerin ardında, müthiş yüksek volümlü ve aşırı hızlı bir ritm, hani disko ritmi denilen müzik türü…Kulağı müthiş tırmalayan, beyini yoran aşırı hızlı elektronik bir ritm..

     Fakat, bir bakıyorsunuz, söyleyen ile izleyenler hepsi birden havalara zıplıyorlar.. Kimse yerinde duramıyor,  kim ne kadar hızlı zıplarsa  gibi  bir de rekabet göze çarpıyor bu arada..

     Güya aşk veya hüzün anlatan şarkılar!..

     Peki, dinlerken üzüleceğiz mi, sevineceğiz mi?

     Karar vermek çok zor. Ama besteciler  mutlaka aşk şarkısı yazmıştır(!), öyle değil mi?

     Artık, hızlı olanı da buyurun siz düşünün…

      Eleştriden kimse çekinmemelidir.. Biz burada, daha iyi, daha kaliteli müziğin yapılması adına görüşlerimizi ortaya koyuyoruz.. Kimseyi eleştirmek gibi bir niyetimiz yoktur, olmayacaktır da..

     Ama ne yazık ki günümüzde müziğin, sadece para kazanmak için bir araç olduğunu üzülerek görüyoruz..

     Üzülüyoruz..

     Çünkü  iyi müzik yapan sanatçılar azaldı, nerede ise bir elin parmakları kadar var ya da yoklar..

     Sonuç olarak,

     Popüler müzik dünyamız, artık başı boşluktan kurtulmalı, kaliteli hale gelmeli,  birkaç şarkı ezberleyip kendisine repertuar yaptım zannederek,  müziğe hasbel kader,  iki şarkı ezberleyip (sanatçı!..)olmaya karar vermiş kişilere pirim verilmemeli diye düşünüyorum.  

Buradan, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bir vecizesini aktarmadan geçemeyeceğim,

Efendiler... Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz; hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatçı olamazsınız. Yaşamlarını büyük bir sanata adayan bu çocukları sevelim. (1930)

     Hoşçakalın…

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI