Bugun...
KAFKA’NIN AŞKI MİLENA


Merve ÇAPAN
mervecapan34@gmail.com
 
 

Milena Jasenka, dünya onu Kafka’nın mektupları ve Kafka’nın ona duyduğu aşkla tanıyor. Oysa Milena bundan çok fazlasıydı. O savaşçı, direnişçi, gazeteci, faşizme karşı sonuna dek savaşan bir kadındı. Milena 10 Ağustos 1896 yılında. Üniversite hocası ve Diş Hekimi olan John Jesenky’in kızı olarak dünyaya geldi. Milena annesini on altı yaşında kaybettiği ve babasıyla sorunlu bir ilişkisi olduğundan asi ve sınır tanımaz bir kadın olmuştu. Babası sevgisiz biriydi ve babasının bu sevgisizliği Milena’yı sarıp sarmalamış, onu otoriteye ve bir nevi burjuva baskısına karşı saldırgan hale getirmişti. Milena çevresinde oluşan tüm sınırlara ve baskılara karşıydı. Savaşma duygusu ruhunu çoktan ele geçirmişti. Milena babasının baskı ve zorlamalarıyla tıp eğitimi almaya başladı fakat kısa bir süre sonra bu mesleğe uygun olmadığını fark ederek bıraktı. Edebiyata ilgi duyuyor çok iyi piyano çalıyordu.

 

Milena ruhunu dinlemek içindeki isyana eşlik edecek bir yaşam düşlüyordu. 22 yaşında babası Yahudi olan edebiyat eleştirmeni Ernest Pollak’a aşık olmuştu ama bu aşk ona pahalıya mal olacaktı. Babası bu aşka sonuna dek karşıydı ve asla onaylamıyordu. Milena 1917-1918 yıllarında dokuz ay boyunca Veleslavin’deki akıl hastanesine babası tarafından kapatıldı. Üzerine kitlenen kapılar aşkına ket vuramıyordu. Hastaneden çıkar çıkmaz babasını tamamen reddederek Ernest ile evlendi ve Viyana’ya taşındı aşıktı deliler gibi aşıktı. Milena babasıyla bağlarını kopartmıştı ama ana olan öfkesi dinmiyordu. Ruhundaki ateş bu sefer babasının da mensup olduğu burjuva sınıfına yönelmişti. Milena 1919 yılında, Tribuna gazetesinde faşizme ve burjuva sınıfına karşı yazılarına başladı.  Milena eşine rağmen çok büyük ekonomik sıkıntılar çekiyordu. Çevirmenliğe başlamıştı. Milena çevirmenliğe başladığı bu yıllarda, yeraltında çıkardıkları bir gazetede yazılar yazıyordu. Babasının, ailesinin ve aslında kendi içinde de bulunduğu burjuva sınıfına karşı mücadele ediyordu. Tüm bu sınıfları oluşturan kalıpları yıkmak istiyordu. O çok tutkulu bir kadındı. Öfkesi asla dinmiyordu.

 

Milena’nın Ernest ile evliliği giderek kötü bir hal almıştı. Evliliğin tüm yükü Milena’nın omuzlarındaydı. Ernest üstelik Milena’yı aldatmaktan hiç çekinmiyordu. Aslında Milena ve Kafka’yı birbirine bağlayan yaşamda karşılaştıkları haksızlıklar ve yoğun sevgisizlikti. İkisi de babalarının baskılarına karşı savaşmışlardı.

Yaşamlarını kabus gibi saran sevgisizliği tüm hücrelerinde hissediyorlardı. Milena bu yıllarda, inandığı yolda savaşmaya devam ediyor, polis aramalarına, baskılara meydan okuyordu.

Birçok gazetecinin ve insanın kaçmasına yardım ediyordu. Nazi kamplarına götürülmek istenen insanları korkusuzca saklıyor ve kaçırıyordu. Kafka bu güçlü kadından çok etkilenmişti ama hiçbir zaman eşi Ernest kadar Kafka’yı sevmemişti. Milena ve Kafka yüz yüze sadece üç kez görüştüler. Bu görüşmeler Viyana ve Gmünd’de geçti.

Milena ve Kafka’nın mektuplaşması 1923 yılında sona erdi. Bu sıralarda Milena’nın evliliği iyice çıkmaza girmiş artık katlanılmaz bir hal almıştı Ernst Milena’yı sürekli aldatıyordu. Kafka’nın ölümünün ardından 1925 yılında Ernes’ten boşandı. Milena’nın yaşadığı düzenin kurallarını hiçe sayıyor, faşizme karşı savaşıyordu. Kafka bu kadına hayran olmuştu, sevmişti ama sevgisine aynı tutkuyla karşılık bulamıyordu. Milana ve Kafka’nın yaşadığı dönem tarihin zor süreçlerinden biriydi. Birinci ve İkinci Dünya savaşı dönemi, birçok sosyal çalkantının yaşandığı, insanların toplu katliamlara tanık olduğu ve silahların gölgesinde yaşanan yıllardı.

Milena tüm bunların ortasında, korkusuz yüreğiyle savaşıyordu. Kafka Milena’ya , Milena’da kocasına aşıktı. Birbirlerine yazdıkları mektuplarla yakınlaşıyorlar, birçok duyguyu paylaşıyorlardı. Kafka sık sık Milena’ya para yolluyor ona destek oluyordu. Aşık Kafka’nın yazdığı mektuplarda, Milena’ya olan aşkını, acısını, mutluluğunu, mutsuzluğunu hissediyorsunuz. Kafka Milena’nın hayatı boyunca ona aşık olmayacağı gerçeğini yazdığı mektuplardan anlamıştı.

Kafka’nın Milena’ya yazdığı şu satırlar bence çok önemli, “Hayatımda en çok seni seviyorum diyorum ama bu gerçek sevgi değil sanırım, sen bir bıçaksın, bende durmadan içimi deşiyorum o bıçakla dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki” Ayrıca yazarın” Milena’ya dil uzatırsanız dedim, kim olursa olsun, babam da olsa onu öldürürüm, kendimi de” cümleleri gibi.

Kafka bu aşkının mektuplarıyla yaşama veda etmişti. Milena ise bu dönemde mücadelesine devam ediyordu. Yeraltındaki faşist direnişte etkin bir rol alıyordu.1939’da Gestapo tarafından tutuklandı ve Ravenskrück’teki toplama kampına götürüldü.

Milena toplama kamplarında git gide hasta olan böbrekleriyle yaşam mücadelesi veriyordu. Kampta sadece ayda bir kez on altı satırlık mektup yazma iznini kızından yana kullanıyor, ondan haber almaya çalışıyordu. Milena 17 Mayıs 1944’te toplama kamplarında böbrek yetmezliğinden yaşamını yitirdi.

Milena’nın Kafka’ya yazdığı tüm mektuplar onun isteği üzerine yok edildi bu nedenle günümüzde elimizde olan mektuplar yalnız Kafka’nın Milena’ya yazdıklarıdır.

Merve Çapan





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI