Bugun...
NE OLURSAN OL GEL DEMİŞTİN. GELDİM


Merve ÇAPAN
mervecapan34@gmail.com
 
 

30 Eylül 1207 yılında bugünkü sınırları Afganistan şehrinde olan Belh’te dünyaya gözlerini açan bu pirin adı Muhammed Celaleddini’dir. Mevlana ismi Konya’da henüz gencecik bir müderrisken verilmiştir. Daha çok batılılarca zikredilen Rumi Tabiri ise Hz Mevlana’nın Diyar-ı Rum ‘da olarak bilinen Anadolu’nun Konya Vilayetinde ömür sürmüş olmasındandır. Ulema unvanlı Bahaddin Velad’in evladı olarak dünyaya gelmiştir.

Harzemşahlar’ın tasavvuf ehline karşı takındığı tavır yüzünden aile fertleri ve dostlarıyla 1213’te Behl şehrini terk edip  Hac Yolculuğuna çıkan Sultan- Ulema , Şam’a uğrayıp oradan Konya’ya ruhunu üfleyecek Celaledin ile Karamana doğru yol aldı sonunda Konya’da karar kıldı. Bahaddin Veled’in vefatiyle henüz 24 yaşında Hz Mevlana’nın babasının vasiyeti üzerine istemeye istemeye posta oturdu. Dervişanın “ Sen babanın mirasçısının ama özü ben almışım sözleriyle hemen onun terbiyesine teslim olmuştur. Mürşid’in kılavuzluğu ve müthiş bir inançla tam 9 yılını mücadele ile geçirmiştir. Mevlana olgunlaşmış baştan aşağı nur olmuştur. Bu halini Mesnevisinde ki şu beyitlerinde anlatmıştır.

“Piş olda bozulmaktan kurtul

Yürü Burhan-ı  Muhakkil gibi nur ol

Kendinden kurtuldun mu tamamıyla Burhan olursun, kül olup yok oldun mu Sultan kesilirsin “ Daha sonra Şeyh Burhanned’din’in izniyle önce Halep’e sonra dört yıl kalacağı Şam’a gelir. İşte burada  Mevlana yaşamını değiştirecek Şems’le karşılaşır. Konya’ya dönen Mevlana birbiri ardına üç çile çıkardı. Şeyh Burhanned’din kendisini kucaklayıp öperek “ Bismillah yürü , insanların ruhuna, hayatına, ölçülemeyecek bir bağla aşkları dirilt. Beş yıl bu vazifeyi sürdüren Mevlana’nın bir rivayete göre dört yüz talebesi ve on bin’den fazla müridi vardı.

Birbirine hasret aşık ile maşuk Konya’da yeniden buluştu. Mevlana bu tarihte otuz sekiz , Şems altmış yaşındaydı. Aşık ile Maşuk hayli zaman havlete çekilerek kalplerini Hak’tan ve ilahi ilhamdan aşkla hiçbir şeyle meşgul olmadan hem hal oldular. Şems Mevlana’yı büyülü bir aleme çağırdı. Aşıkların durağı olan bu alemi bir tek kul göremedi, bu durakta konuşulanları hiçbir kulak işitemedi. Esasen buluştuklarında kamil bir insan olan Mevlana Şems ile buluşunca gönlündeki Allah aşkını Şems’te gördü.. Bu iki Allah dostunun muhabbetini anlamaktan aciz olanlar çoktan dedikodulara başlamıştı. Bu olanlara çok incinen Şems Konya’dan ayrılıp Şam’a döndü. Mevlana’nın ayrılığının acısıyla yazdığı mektuba dayanamayan  Şems tekrar Konya’ya döner. Ancak huzurla  muhabbetle geçen günler fazla sürmez. Bu dostluğu anlamayanların gönlüdeki kin ve nefret gitgide büyümektedir. Şems olanlara çok üzülür.” Tek istedikleri Mevlana’nın huzurundan beni uzaklaştırmak ama bu sefer öyle bir gideceğim ki hiç kimse bir daha tozumu bile göremeyecek dedi “ ve gitti. Mevlana Şems’in gidişinden sonra inzivaya çekilmiştir ve çok uzun yıllar yas tutmuştur. Mevlana Celaleddin Rumi,, 17 Aralık 1273’te 66 yaşında iken hakka yürümüştür.

Hz Mevlana’nın türbesi 6 bin 500m bir alana yayılmış büyük bir külliye görünümündedir. Bu külliliye’ye üç kapıdan girilmektedir. Batı yönündeki   Dervişan kapısı, Avlunun güneyinde bulunan ikinci kapı Hamuşan kapısıdır. Dergah şeyhlerine özel olan kuzeydeki üçüncü kapı ise Çelebi kapısıdır. Selçukluların kümbet tipi  türbelerine benzemektedir. Dışındaki çini kaplı dilimli külah ise 1396 yıllarında yapılmıştır. Beyazıt devrinde türbenin doğu ve batı duvarları kaldırarak içerisi kalem işleriyle bezenmiştir Kanuni Sultan Süleyman’da yapı topluluğuna kare planlı bir mescit ilave etmiştir. Dört fil ayak  üzerine oturtulmuş bugünkü türbe  25 metre karedir. Türbe dışarıdan piramidal bir görüntüdedir.

Yeşil kubbenin altında Mevlana Sultan Veled’in,  turkuaz renkli mermerden sandukaları yer alır. Sandukanın üzerinde Sultan 2. Abdülhamit’’in 1896’ da hediye ettiği deri üstüne koyu kırmızı atlas kaplamalı büyük bir puşide örtülmüştür. Yeşil Kubbenin batısında ve Mevlana’nın başucunda eşi Kerra Hatun kızı Melike Hanım oğlu Muzafferüddin Emir, Ali Çelebi torunu  Celale Hatun , Kadı Tacettin’in kızı Melike Hatun, Çelebi Hüsamettin ve dergahta postnişinilik yapmış Çelebi ile onların ailelerine ait 65 sanduka bulunmaktadır. Şems-i Tebrizinin camisinden söz etmeden geçilemez. Şems’i Tebrizi’nin Camii 18.’da yapıldığı tahmin edilmektedir. Abdülrezzak oğlu Emir İshak Bey tarafından yanındaki mescidle birlikte 1510 yılında genişletilmiştir .Bugünkü camii motoz taştan dikdörtgen planlıdır. Şems-in öldüğüne dair yorumlar olduğu gibi , yok olduğuna dair yorumlar, başının kesilerek kuyuya atıldığına dair yorumlar bulunmaktadır. Konya’da üç noktada hatta İran ve Pakistan’da bile Şems’in mezarı ya da makamı gibi algılanan birçok yer vardır. Mevlana için Sema her şeyden önemliydi Sema’ya başlandığı zaman bazen zaman bitip tükenmez sabah namazına kadar sürdürürdü. Sema’nın ne demek olduğunu, insan ruhuna neler hissetirdiğini  Mevlana’nın sözleriyle hissetmeye çalışalım.

“ Sema’nın ne demek olduğunu biliyor musun? Allah’ın ben sizin rabbiniz değil miyim sorusuna Ruhların Rabbimiz sensin deyişlerinim sesini duymak, kendinden geçmektir. Sema aşıklara gıdadır.

“Sema’nın ne olduğunu biliyor musun? Kendindeki varlıktan geçmek, mutlak yoklukta, zevalsiz devamlı varlık tadını tatmaktır.

“ Sema’nın ne demek olduğunu biliyor musun? Dostun aşk vuruşları, darbeleri önünde başını top gibi yapıp , başsız ayaksız dolaşmaktır. Şems’den önce  Mevlana’nın semaya yöneldiği kesin olarak  bilinmemektedir. İnsanlarla ilişkisini kesen Mevlana Sema ile Şems ile olan  bağlarını güçlendirir. Daha sonra gelen  duygular sanatsal vasıtalara ,raksa, musikiye dönüştü ve Mevlevi yolunun bir sembolü haline gelmiştir. Sema aşkı halk içinde Hakka sevgiye ulaştıran bir devrandır.

 

   Mevlana külliyesinin avlusunda bulunan türbeler Hasan Paşa Türbesi, Murat Paşa kızı Türbesi, Fakih Dede Türbesi, Sinan Paşa Türbesi, Murat Paşa kızı  Tahir ile Zühre’nin  Mescidi ve türbesi. Halk arasında çok ilgi gören bu türbe elmanın yarısı birbirini seven, Sultan’ın kızı Zühre ile Tahir’in aşkına ailesi şiddetle karşı çıkmaktadır. Sonunda Tahir Konya’dan Mardin zindanına sürülür. Uzun bir zamandan sonra, Tahir zindandan çıkar soluğu Konya’da alır. Zühre’yi  saraydan kaçırmak isterken yakalanıp eli kolu bağlanmış bir şekilde Beyşehir gölünün dalgalarına atılır. Tam boğulmak üzere iken kurtulur , ama kurtulur kurtulmaz Zühre’nin yanına gider  ama Zühre’nin evlendiğini duyunca üzüntüsünden ölür. Bütün bu facialara dayanamayan Zühre altın telli duvağıyla cesedin üzerine kapanarak can verir. İki sevgili aynı mezara defnedilir.

Tavus Paşa Türbesi, Hz Mevlana ve Şems’i Tebrizi türbelerinden sonra en çok ziyaret edilen türbedir.  Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubat veya 2. Rükneddin döneminde 18.yy Konya’da ömür sürmüş olan Şeyh Tavus Mehmet – el Hindi adına yaptırılmıştır. Halk arasında anlatılan efsaneye göre Tavus Baba Meram bağlarında ney üfleyerek devranı coşturan erenlerdendir. Mevlana Meram’a uğrar saatlerce huşu içinde Tavus Baba’yı dinlermiş. Bir gün Hz Mevlana  Meram’a uğrar ancak uzun süre beklemesine rağmen hiçbir ses duyamaz . Dervişin bulunduğu yere giderler orada tavus kuşu tüyünden başka hiç birşey bulamazlar. Mevlana’nın isteğiyle tavus kuşunu tüyleri kubbeciğin zeminine gömülür ve bundan sonra burası Tavus Baba Türbesi olarak anılır. Konya bir türbe dünyası adeta, Fatma Hatun Türbesi, Şeyh Ali İman Türbesi ve daha sayılabilecek birçok türbe vardır. Birçok medrese bulunan Konya’da en önemlilerinden biri Karatay Medresesidir. Selçuklu devrinin seçkin eğitim kurumlarından olmuştur. Hadis ve tefsir ilimlerinin öğretilmesi amacıyla inşa edilmiştir.

Giriş kapısından önce bir avluya, buradan da bir kapıyla medreseye geçilir. Medrese’nin görsel olarak en etkili bölümü kubbesidir. Kubbenin tam altında bulunan havuzun suyuna yansıyan gök haritası üzerinde astronomik gözlemlerde bulunulması amaçlanmıştır. Selçuklu çini sanatının en güzel çini mozaikler medresenin genelinde bulunmaktadır. Diğer Medreseler; Sırçalı Medrese, İnce Minareli Medrese ,Ali Kaş Medresesi, İplikçi Medresesidir. Tam bir tarih ve kültür beşiği  olan Konya’da bir çok müzede bulunmaktadır. Müzelerin en önemlilerinden biri, Mevlana Müzesidir, bu müzede Türk-İslam sanatı mirasımızdan birçok örnek sergilenmektedir. Arkeoloji Müzesi, Çini eserler(Karatay Müzesi), Taş ve Ahşap Eserler Müzesi, Atatürk Müzesi, ve daha birçok müze mevcuttur. Konya Türk-İslam kültür ve medeniyetinin Anadolu topraklarında kökleşip yaygınlaşmasında çok büyük rol oynamıştır.

Konya’yı anlatırken Sile köyünü anlatmadan geçemeyeceğim. Öylesine büyülü, sihirli bir yer ki burası. Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Sile’de Panaya Kilisesi ile ayazmalar, hamamlar ve mütevazi Rum Evleri ile dikkat çekmektedir. Sile’nin geleneksel el sanatları arasında geçmişte Frigya döneminde kadar uzanan halıcılığın yeri ayrıdır.

Birazda Konya’nın adetlerini ve yaşam tarzına bakalım. Bu  adetlerden biri Nisan ayıyla birlikte kışın hareketsizliğini ve miskinliğini atmak için evlerin süpürülmesi ve duvarların ak toprakla ya da kireçle cilalanması ruhlarındaki tazelemeyi temsil etmesidir ve bu yaşanan telaşa “Göç “ adı verilmiştir. Yöresel kıyafetlerin kullanımı Akşehir ve Sile’de hala devam etmektedir. Konya’lı  kadınların ev içi ve dışı olmak üzere iki çeşit kıyafetleri vardır. Ev içi kıyafetlerinin öğeleri başta bir çember, üstüne işlik, şalvar ayakta ince yemeni şeklinde terlik veya örme patiktir. Dış kıyafetleri ise kıvratma, göynek, entari, fes, eşlik, şalvar, hırka, salta , kebe ayakkabı ve süs takıları gibi parçalardan oluşmaktadır. Konya denince aklımıza gelen ilk halk oyunu kaşık oyunlarıdır. Sekelim kızlar adlı oyunlarında ise kızlar birbirinin beline sarılarak, türkülerin eşliğinde yerlerinden zıplarlar. Konya’da en yaygın türküler, bozlaklar ve oyun havalarıdır. Konya el sanatları ise neolitik dönemden Orta Asya steplerine uzanan geniş ve zengin bir kültürel yapıya sahiptir. Halıcılık Selçukluların orta Asya’da getirdiği Türkmen motifleriyle eşsiz bir senteze ulaşan halı ve kilim dokumacılığında Konya’da önemli bir yere sahiptir. Kaşıkçılık Konya’da daha ziyade şimşir, armut, gürgen, kavak gibi ağaçlardan yapılmaktadır. Oya ve nakış işleri Konya civarında müthiş bir zenginlik göstermektedir. Yörenin önde gelen turistik ürünlerinden olan oya ve nakış işlerinde en çok beğenilenleri; çin iğnesi, balıksırtı, ciğer deldişahmeran ve mavili muskadır. Üzeri enfes motiflerle süslenmiş toprak testiler, sırçalı kaplar ve çiçek saksıları Konya’nın  Doğanhisar ilçesinde üretilmektedir. Huğlu(Tüfekçilik) Beyşehir’e bağlı Huğlu kasabasında eski çifte tipinde üretilen bu dünyaca ünlü   tüfeklere av hayvanlarının motifleri işlenmektedir.Son olarak ta Konya mutfağına değinelim. Konya mutfağı Selçuklu saraylarında gelişip Mevlevi ekranıyla yoğrulmuş köklerinden beslenmektedir. En önemli yemekleri, bamya çorbası, arapbaşı, bütümedi, su böreği, ekmek salması, mantı,höşmerim, irmik helvası gibi tatlıları ile ünlüdür. Konya mutlaka gezilmesi, görülmesi,  İnsan ruhuna müthiş manevi hisler yaşatan kültür ve tarihle dolu dolu yaşayan bir şehir..Mutlaka yolunuz düşmeli, hissetmeli, yaşamalısınız.               

                                                                                                                               Sevgiyle kalın…

Merve Çapan





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI