Bugun...
Vay benim memleketim vay!


Rıza ŞENER Yazı - yorum
senerriza@hotmail.com
 
 

Sene 1923. Kurduk cumhuriyeti. Zafer bizimdi. Dişimizle, tırnağımızla kazandığımız zaferin altın kemeriydi Cumhuriyet. Ancak bu altın kemeri taçlandırarak hem muhafaza etmeli hem de yüceltmeliydik. Bunun yolu bilimde, teknikte ilerlemek, tarım ve hayvancılıkta gelişmek ve sanayileşmekten geçiyordu. Bu yolda yürüyebilmek için çağdaş eğitime ihtiyaç vardı.

Yüzyıllarca savaşmış, büyük yenilgiler alarak askeri ve ekonomik yönden çökmüş bir devletin küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük bir hamle yaparak eğitim seferberliği başlatmış. Bu hamle ile birlikte devletçi bir yapı ile sanayileşme hamlelerine girişmiştir. Sanayileşmenin temel taşı olan fabrikalar arka arkaya kuruyordu.

1924 de Ankara fişek fabrikası, Gölcük tersanesi, 1926 da Uşak şeker fabrikası,1927 de Bünyan dokuma fabrikası, Eskişehir kiremit fabrikası, 1928 de Kırıkkale çelik fabrikası, Ankara çimento fabrikası, 1929 da İstanbul araba montaj fabrikası, 1930 da Kayaş kapsül fabrikası, 1924 de Eskişehir, Turhal şeker fabrikaları, Konya ve Bakırköy bez fabrikaları, Bursa süt ve İzmit şişe cam fabrikaları, Keçiborlu kükürt fabrikası, İsparta gülyağı fabrikası, Kayseri bez fabrikası, 1935 de Nazilli basma fabrikası, Bursa merinos fabrikası, 1936 da Malatya Bitlis sigara fabrikaları, 1938 de İzmit klor fabrikası, Sivas çimento fabrikası  bunlardan bazılarıdır. Fabrikaları vatan sathına yayan, her ile, her ilçeye fabrika kurmaya çalışan, topyekün kalkınma  politikaları uygulayan, hızla sanayileşen ve çağdaş üniversite kürsüleri kuran Türkiye cumhuriyeti devleti kendi öz kaynakları ile kalkınma hamlelerini yapıyor, gelişmiş ülkeleri yakalayabilmek için koşar adımlarla ilerliyordu.

Görülmemiş bir hızla ilerleyen, kalkınan Türkiye cumhuriyeti devletini; gelişmiş ülkeler istemiyor. Geri kalması için her türlü olanakları kullanıp önünü kesmeye çalışıyordu. Yani her zaman olduğu gibi dış güçler iş başındaydı. Ancak  o zaman Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve‘’Ya istiklal Ya ölüm’’sloganıyla yola çıkıp, ‘’ Ne Amerikan mandası ne İngiliz himayesi’’ fikriyle yürüyen bir kadro vardı yönetimde.

Bu güne dönersek. Büyük mücadelelerle kazandığımız bağımsızlığımız şu an tehlike altındadır. Devletin geçmişteki tüm kazanımları özelleştirme adı altında (çoğu dış güçlere ) satılmıştır. Fabrikalar, barajlar, limanlar satılmıştır. Şimdi yer altı zenginliklerimiz dış güçlere peşkeş çeliyor. Hem de yasalar çıkarılıp usulüne uydurularak. Son günlerdeki altın çıkarma faliyetlerine bakın. Edindiğimiz bilgilere göre: Çıkarılan altının yüzde ikisi bizim yüzde doksansekizi dış güçlerin. Yüz kilogram altının doksan sekiz kilogramını alan dış güçler; Ormanımızı yok ediyor, havamızı kirletiyor, suyumuzu kirletiyor, toprağımızı kirletiyor yani vatanımızı yaşanamaz hale getiriyor. Elin dış gücü bizim işbirlikçi şirketler ve yöneticilerle hem de yasalara dayanarak bizi yavaş yavaş öldürüyor. Sadece insanları değil tüm doğal yaşamı öldürüyor.

Hani beceremeyince ‘’dış güçlerin parmağı var’’ diyorduk ya; bu sefer bizim toprağımıza, bizim suyumuza, bizim ormanımıza, bizim hayvanımıza, bizim insanımıza verilen ölüm fermanının  altında dış güçlerle ortak iç güçlerin de imzası var.

Vay benim memleketim vay!

Özgürce ve bağımsız yaşayabilmek için yeni bir savaşa ihtiyacımız var. Bu savaşı kazanmanın  yolu çağdaş ve bilimsel eğitime dönmek. Bundan sora her sahada sivil toplum örgütlenmelerini desteklemek, her alanda  haksızlıkla amansız mücadele etmek. YASAMA-YÜRÜTME- YARGI erklerini bağımsız ve birbirini denetler kılmaktan geçer     

 

                                                                                                                     RIZA  ŞENER





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI