Bugun...
TARİKATÇI KAFA İLE OLMAZ!


Türker ERTÜRK
erturkturker@gmail.com
 
 

Tarikatçı kafayla FETÖ’ye karşı mücadele olmaz, olamaz ve çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın hayali bile kurulamaz.         FETÖ ile mücadelede gerekli olan ilk ve en önemli şey; en tepedekilere yani siyasi kanada operasyon yapılmasıydı! Bu yapılmadıktan sonra, bu hali ile halen sürdürüldüğü söylenen FETÖ operasyonu, budamadan ibaret oluyor. Yapılması gerekense FETÖ ağacının istisnasız tamamının kesilmesidir. Budananların yerine yenileri daha gür gelir, bilesiniz! Ayrıca; yapılmakta olan haliyle bu mücadeleye “muhaliflere yönelik mıntıka temizliği operasyonudur” denebilir.

 

Her gün bu konuda çeşitli ihbarlar ve şikâyet mektupları alıyorum. Bunlardan birisi Gazi Üniversitesi hakkında! 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, Gazi Üniversitesi’nde FETÖ’nün akademik ve idari uzantılarının kapsamlı olarak üzerine gidilmediği ve geçiştirildiği söyleniyor. Hatta; Gazi Üniversitesi Rektörü’nün, hakkında dava açılan yardımcısını görevden almadığı, FETÖ ile mücadelenin yönünün FETÖ ile mücadele eden personele yönlendirildiği ve kripto FETÖ’cülerin korunduğu iddia ediliyor şikâyet mektubunda. Gerçekten yenilir, yutulur ve geçiştirilir iddialar değil bunlar.

 

Tarikatın İyisi Kötüsü Olmaz

 

Tarikatın iyisi kötüsü olmaz! Bunlar çağdaş kurumlar değil. Birinin yerine başka birini ikame etmeye çalışıyorsanız; yanlış yoldasınız, kafa yine aynı kafa demektir. Çağdaş dünyaya, her konuda gerçeğe ve evrenin gizemine sorgulayıcı akıl ve bilimle ulaşılır.

 

Tarikatlarda ise değişmeyen tek gerçek; tarikat şeyhi gibi düşünmek, onun her türlü emirlerine boyun eğmek, onun dünya görüşüne karşı çıkmamak ve ona biat etmektir. Tarikatlar için sizin ne kadar iyi bir Müslüman olduğunuzun, ne kadar ahlaklı, temiz, dürüst ve dindar olduğunuzun zerre kadar önemi yoktur. Önemli olan; tarikat liderinin egemenliğini tanıyıp tanımadığınız, dünyaya bakış açısını ve İslam’ı yorumlama biçimini sorgulayıp sorgulamadığınız, biat edip etmediğinizdir!

 

Çağdaşlaşmanın Önünde Engel

 

Tarikat şeyhinin dünya görüşü ve dini yorumlayış biçimi ne kadar modern olursa olsun dünyayı onun bakış açısıyla değerlendirmek, ondan öğrenmeye çalışmak ve ona biat etmek; insanın kendi kişiliğini, aklını, yaratıcılığını öldürmesi ve başkasına teslim etmesi demektir. Bu tarikat sistemi, İslam ülkelerinde bugüne kadar toplumların çağdaşlaşmasına en büyük engeli teşkil etmiştir ve hala etmektedir.

 

“Bir amiral veya general, bir akademisyen, bir hâkim veya savcı, bir polis şefi nasıl olur da sümüklü ve eğitimsiz bir hocanın peşinden gider, arkadaşlarına kumpas kurar ve yüzde bir bile başarı şansı olmayan bir darbe işine karışır?” sakın demeyin. Onları asker, yargıç, akademisyen, emniyet görevlisi hatta insan gözüyle bile görmeyin! Çünkü onlar küçük yaşta akılları başlarından alınarak, zihinleri tarikat şeyhinin (onların deyimi ile Hoca Efendileri Gülen’in) kontrolüne teslim edilmiş ve cihat eğitimiyle işletim sistemleri tahrip edilmiştir.

Haşhaş İçmekle Aynı

Eğer bir insan, hele hele küçük yaştayken tarikat eğitimi alırsa; o çocuk kaybedilir ve o insanın çağdaş bir insan olma şansı kaybolur. Çağdaş insan demek; akılcı ve bilimsel düşünce sistemine geçmiş insan demektir. Çağdaş insan demek; bilim egemen kafalı ve eleştirel akla sahip insan demektir. Çağdaş insan demek; en iyi bildiği konularda bile şüphe edebilen ve sorgulayabilen insan demektir.

Türkoloji ve Alevilik üzerine çok sayıda kitabı olan İrene Melikoff (1917-2009), 1998’de kendisi ile yapılan bir röportaj sırasında kendisinin deneyimini şöyle anlatmaktadır: “Onlar gibi sallandım. Kalktığım zaman kendimi o kadar iyi hissettim ki, sanki uyuşturucu almışım gibi. Bıraktığınız zaman sizde fiziki bir tesir yapıyor. Sigarayı bırakmak gibi. O zaman anladım ki, tarikatlar çok tehlikeli. Size sevinç veriyor, fiziken rahatlatıyor. Birdenbire sarhoş oluyorsunuz. Tarikat nedir? Haşhaş içmekle aynı şey! Zikirler, sallanmalar, saatlerce aynı şeyi söylüyorsunuz”

Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir

Türkiye dâhil, İslam dünyasında bulunan bu tarikatlar insanları uyutuyor, zihinlerini ele geçiriyor, kontrol altına alıyor, yönetiyor, sömürüyor ve müritlerini emir komuta zinciri altında yönlendirerek oy verdiriyor, darbe bile yaptırıyor. Tarikat ikliminde bilim olmaz, sorgulayıcı düşünce (felsefe) kapı dışarı edilir, edilmek zorundadır. Neyin yanlış, neyin doğru olduğuna tarikat lideri karar verir, aklınızı ona emanet edersiniz ve gerçekleri asla göremezsiniz. Gördüğünüzü sandığınız gerçekler ise şeyhin size gösterdikleridir.

Tarikatlarda üyelere mürit denir. Müritlerin “doğru yolu gösteren” anlamındaki liderlerine de mürşit denir. Tabii ki buradaki doğru, sorgulayıcı düşüncenin ve bilimin değil, tarikat liderinin nevi şahsına münhasır doğrusudur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 22 Eylül 1924’de Samsun İstiklal Ticaret Mektebi’nde “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” diyerek, İslam dünyasında bir ilki gerçekleştirdi. Türkiye, bu anlamda kat ettiği mesafe kadar çağdaş olmayan dünyadan ileride, kat edemediği mesafe kadar çağdaş dünyadan geridedir.

Tarikatlar Ortaçağ Kurumudur

Osmanlı’dan kalan tarikatlar 1925’den sonra yer altına indiler ve 1950’den sonra yavaş yavaş yeniden ortaya çıkmaya başladılar. 1970’li yıllardan sonra da resmen yasak olmasına rağmen, açıkça faaliyetlerini sürdürmeye ve siyasetçilerden aleni şekilde saygı ve hürmet görmeye başladılar.

Tarikatlar yapıları ve özellikleri itibarıyla emperyalizmin ilgi alanı olmuş, çokça kullanılmışlar ve kullanılmaya devam edilmektedirler. Tüm tarikatlar içinde birisi veya birkaçı daha fazla öne çıkmış ve çıkıyorsa; biliniz ki arkasında dış güçler vardır. Geçmişte yasaklanmasına rağmen yeniden ortaya çıkan tarikatların faaliyet alanlarını daraltmak, Ortaçağ kurumları olduklarını anlatmak, ne mal oldukları konusunda geniş toplum kesimlerine yönelik bilgilendirme yapmak aydın olmanın ve antiemperyalist tavrın gereğidir.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI