Marıe curıe formülü: patent yok. Unvan yok. Makyaj yok

ÖNCÜ DAHİ ASİ

Marıe curıe formülü: patent yok. Unvan yok. Makyaj yok
22 Eylül 2020 - 06:49

Bilim içinde, magazin olmaz. Çünkü bilim sadece gerçek ile ilgilenir.
Yeni versiyon Marie Curie, “Radyoaktif” filmi vizyona giriyor. Hızlandırılmış ve tarihin en önemli bilim insanını post modern çerçevenin içinden anlatmaya geçilmiş.
Yönetmen Marjane Satrapi, Lauren Redniss’in romanından uyarlanan ve senaristliğini Jack Thorne ile paylaştığı. “Kayıp Kız” filminden Oscar adaylığı bulunan Rosamund Pike ile sunsa da. İyi bir performansa rağmen hayal kırıklığı!

Filmin ilk yarısı bir lokomotif gibi hızla geçiyor. Ama Curie çiftini, dünyada çığır açmasına sebep olan en büyük ve ölümlerine neden olacak kısımlarını yeterince doldurmadan. Kendi ölüm sebebi bile “uzun süre radyasyona maruz kalma” olarak tespit edilen, 66 yaşında bilim için ölen ve dünyaya çığır açmış bir bilim insanı, filmin sonuna kadar farklı pencerelerden anlatılmaya çalışılıyor. Elinde bir radyoaktif şişe, adeta minyatür bir parfüm şişesi gibi onla yatıyor, kalkıyor. Hâlbuki laboratuarda önlüğünün cebinde taşımıştır.
Tarihsel akışta, birincide davet edilmediği (1903,Fizik), ikinci 1911 yılı Kimya dalında Nobel adayı olduğunda yokluktan giyecek elbisesi olmayan ve emanet alarak Stokholm’a gittiği, detaylar yok. Sadece konuşma. Orada da “ Pierre Curie'nin yardımlarını küçümsemediğini ancak radyoaktivitenin atomun bir özelliği olduğu hipotezinin kendi çalışması” olduğu yok.  Eşi Pierre Curi ile radyoaktif izotopları, izole etmek için radyoaktivite teknikleri teori ve iki unsurdan, polonyum ve radyum keşfi sonrası, “Bulduk!” diye bilim kurulunun önüne geldiklerinde alkışlanıyorlar. Evet, ama Curi çiftinin, Marie’nin Polonyalı olması nedeni ile bu elemente Polonyum adını verdikleri belirtilmiyor. Ve en önemli kısmı bunu hiçbir parasal değerde değil “Bunu bulduk ama bu tüm insanlığındır!” dediklerine değinmeden. Pierre’in söyleminden: Kibrit markası olmuş, hatta bir Radyoaktif müzik grubu olduğunu öğrenip. Biz ne yapmışız! Duyuyoruz.
Filmin akışında Pierre Cuire’nin, ruh çağırma seanslarına katıldığını hatta Marie’nin “Buna bilim mi diyorsunuz?” deyişi ve artık eşini kaybettikten ve çaresizliği arasında, inanmadığı yere gidip, eşinin ruhunu çağırmalarını, ağlayarak isteyişini görüyoruz.
Burada bir duralım.

Hiçbir bilim insanı batılla uzaktan yakında uğraşmaz. Marie Curie’nin küçük yaşta annesini kaybettiği için hastanelere girmeyişi ve korktuğu gibi sahneleri çekenler, kendisinin : “Hiçbir şeyden korkmamalı sadece anlaşılmalıdır. Şimdi daha çok anlama zamanı, böylece daha az korkabiliriz.”söylemeni, onu hiç anlamadıkları kadar kesin!

Maria Salome Sklodowska, yani Marie Curie, bilim için ölümü göze almış ve her bilim insanı gibi geleceğe kapıyı açmıştır. Çünkü bilim insanı, keşfeder ve insanlığa bırakır. Sonrası “insanlaşma” ile ilgilidir. Filmin ortasında “doktorlarda kullanabilir” denip, birden tarih önce 1957’de bir hastaneye röntgen cihazının ilk kullanışına, burada adı bile geçmeyen, kanser tedavisinde “tümöre radyum verilmesini öneren” Alexander Graham Bell, belirtilmiyor. Sonra uçak gözüküp, 1961,Amerika’nın Nevada şehrinde yapay bir platoda patlama gerçekleşmesi, 1945 Hiroşima, 1986 Çernobil gösterip. Neredeyse Marie Curie’ye neden bunu buldun? Diyebilecek cürette,  adeta bilim insanının sorgulandığı. Yetmiyormuş gibi filmin sonunda, eşi Pier’in hayali olarak görünmesi ve ölmek üzere hastaneye gelmesi  “Önce buradan bir çıkalım”
Marie: “Kötü bir şey mi yaptık?”

Pier: “Hayır, sen suya taş attın. Yansımaları farklı olacak” ile bitmesi.
Eşi öldükten sonra bir başka bilim insanı ile ilişkisine de, karı-koca arasında aşkı çırılçıplak nehirde yüzme, girmiyorum. Kendileri ne kadar yokluk, cefa çekmiş bunlar ortada yok. En başta dediğim gibi Marie Curie’yi anlamak için bilmek ve okumak, doğru kaynaklardan bunu araştırmak gerek. Bunun için Bilim ve Gelecek Dergisi, Genel Yayın Yönetmeni, Sevgili Ender Helvacıoğlu ve Prof.Dr.Güney Gönenç hocanın birlikte bir kapak dosyası ile çalışması bulunmakta. Sayı,30. Bunu okuyun. Marie Curie’nın kızı Eve’nin kaleminden kitabı, yine Bilim ve Gelecek yayınlarından okuyabilirsiniz. Ve 1943 yapımı, senaryosu bu kitaptan uyarlanan ve “Siyah-Beyaz Film dalında En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu(Greer Gorson), En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Film Müziği, En İyi Ses Mikyajı adaylıkları gösterilmiş, bu filmi izleyin.

Fransız Bilim Kurulu Akademisine, sırf kadın olduğu için 1 oyla alınmayan Marie Curie’yi. 1904 tarihinde doktorasını verip, Fransa’da “gelişmiş bilim alanında” doktora alan ilk kadın olması. Sorbone’de ilk kadın Profesör olması. Ve dünya tarihinden Nobel’i iki kez iki farklı alanda Fizik, Kimya alanlarında, alan ilk kadın olması.(Henüz başka örneği yok) 1914’de Paris Üniversitesi’nde Radyum Enstitüsü kuruldu ve oranın ilk müdürü oldu.1903 İngiliz Kraliyet Birliği’nden, Davy Madalyası. 1921 yılında Amerika Başkanı Warren Harding’ten, Amerikan Kadınları adına “bilime katkılarından dolayı” 1 gr Radyum ile ödüllendirildi. Maria Curie için bu oldukça kıymetli olmalı zira kimselere röportaj vermeyen Maria, bir kadın gazetecinin “Dünyada en çok ne isterdiniz?” sorusuna, 1 gr Radyum diyor. Ne kadar zor elde edildiğini biliyor çünkü; hayatını, sağlığını, ömrünü harcamış…1923 yılında eşi Pierre’in biyografisini yazdı. 1925’de Polonya,Varşova Radyum Enstitüsü temellerini attı. Ve paraya tamah etmeyen, radyum cürufları arasında geçen kısacık ömrünü sadece insanlığı aydınlığa ulaştırma çabasında ki Marie’yi bulun.

Ender Helvacıoğlu’nun dediği gibi: ÜNVAN YOK! MARKA YOK! MAKYAJ YOK!
Burada anlatılan, yaratılmaya çalışılan; kopya, sorgulamayan post modern zihniyette de  o yok!
Neyse ki 1.Dünya Savaşında taşınabilir röntgen cihazı ile cephelere koşması ve binlerce hayat kurtarması var. Ama orada da çekingen gösterilmiş.

Hayatı boyunca radyumun tıptaki önemine değindi. Geldiğimiz pandemi sürecinde belki daha da iyi anlaşılır.
Tek başına direnen bir kadın ve her türlü mücadeleyi veren aydınlık beyin. Herkesin anlayabilmesi mümkün değil. Ama neredeyse suçlu gibi sorgulanmayı hak etmiyor. Bakılması gereken, ne söylemeye çalıştığı ve uygarlığın “insanlaşma” çabası. Puan-6.5

EMEL SEÇEN
 
 


Bu haber 6241 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Hatice Özbay
    3 hafta önce
    Teşekkürler . "Hiçbir şeyden korkmamalı sadece anlaşılmalıdır. Şimdi daha çok anlama zamanı, böylece daha az korkabiliriz.”
  • Fatma
    4 hafta önce
    Yönetmen ne çekerse biz onu görürüz. Uyarılar yetinde