Öğretmen Okullarının Kuruluşunun Yıl Dönümü 172 Yıldır Aydınlık Yarınlar İçin Mücadele Edenler

Öğretmen Okullarının Kuruluşunun Yıl Dönümü 172 Yıldır Aydınlık Yarınlar İçin Mücadele Edenler
20 Mart 2020 - 22:20 - Güncelleme: 23 Mart 2020 - 16:55

ORTAKLAR ÖĞRETMEN OKULLARI DERNEĞİ (ADABELENLİLER) öncülüğünde organize edilen ve bugün İzmir, Bornova Belediyesi Kültür Merkezinde, içlerinde EĞİTİM-İŞ İzmir 2 Nolu Şube, ATATÜRKÇÜ Düşünce Derneği (Bornova Şubesi), CUMHURİYET KADINLARI Derneği (Bornova Şubesi),EMEKLİ-SEN(Bornova Şubesi) ve Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (Bornova Şubesi) ile öğretmen, sanatçı (Makbule Kaya / Köksal Coşkun) ile gerçekleşecek program, dünya çapında yaşanmakta olan Corona Virüsü nedeni ile iptal oldu.

ADABELENLİLER daha önceden planlamış oldukları bu etkinlik öncesi süreyi biraz daha uzatarak Can Radyo’da günün önemine dair planlamış oldukları programı Bornova Belediyesinin daveti ile konuşmacı olarak davetli olan Eğitimci-Yazar, Ahmet Nuri Doğan ile Adabelen Derneği Başkanı Mustafa Özmen yönlendiriciliğinde gerçekleştirdi. “ÖĞRETMEN OKULLARI ve TÜRKİYE’ de ÖĞRETMEN YETİŞTİRME SÜRECİ” konu başlıklı yayına Müzik Öğretmeni, Işıltan Uşaklıgil eşlik etti. Oldukça keyifli geçen bu programda neler konuşuldu

Dünya’da ilk Öğretmen Okulu’nun kuruluşu 1794’de  Fransa’da gerçekleşmiştir. Ondan önce kilise denetiminde din eksenli eğitim vardır. Belirleyici olan kutsal kitapta yazılardır. Bu Avrupa Fransız Devrimi’nin insanlığa bir armağanıdır. 1800’lü yıllarda Osmanlı’da da yenileşme çabaları başlamıştır. Avrupa’da gelişen din dışı laik eğitim Osmanlı İmparatorluğunu da etkilemiştir. Osmanlı döneminin muhalif aydınlarının ve yaşanan gerçeklerin de etkisi ile, 3.Selim ile başlayıp 2.Mahmut ile devam eden yenileşme sürecinde 1839 yılında ilk sivil okul olan ortaokul düzeyinde Rüştiye açılır. Amaç devlet için yeni tipte memur yetiştirmektir. Ancak bu okullar için öğretmen bulunamaz. Öğretmen kaynağı medreselerdir. Medrese mezunları çoğunlukla okuma yazma bile bilmez. Onlar hafız olarak yetiştirilmektedir. Ve bunun üzerine 16 Mart 1848 yılında ilk olarak Rüştiyeler için Öğretmen Okulu açılır. Bugün 172.yılını kutladığımız Öğretmen Okulları süreç içinde gelişir. Önemli adımlardan biri,  Ahmet Cevdet Efendi’nin öğretmen olarak mezun olanlar için “cerre çıkma”yı yasaklamasıdır. Cerre çıkmak, medrese mezunlarının köylere gidip vaaz vermesi ve geçimleri için köylüden para ve erzak toplamasıdır. Ahmet Cevdet Efendi bunu onur kırıcı bulur ve yasaklar. Öğretmenlere devlet bütçesinden para ödenmeye başlanır. Süreç içinde Sıbyan mekteplerine (ilkokullar) öğretmen yetiştirme sorunu saptanır ve 1868’de Darülmuallimin-i Sıbyan adıyla İlkokul Öğretmeni yetiştiren İlk öğretmen Okulu açılır. Ardından da 1870 yılında çok önemli adım olan Kız Öğretmen Okulu açılır.   1908-1914 yıllarına gelindiğinde sorun, İlk öğretmen Okulları’ndan mezun olanların köylere gitmek istememesi, gidenlerin de köyü tanımadığı için başarılı olamamasıdır. Tartışmaların merkezine “Köy Öğretmeni yetiştirme” sorunu yerleşir. Bu yıllarda Şemsettin Günaltay(1883-1961), Mahir Efendi (1869-1916) gibi dönemin aydınları Mıntıka Öğretmen Okulları yetiştirmek konusunda düşünceler geliştirir. 

-Mustafa Özmen: Atatürk Reformlarında dört özellik üzerinde duruluyor.  Evren düzenini yeniden ele almak, bilimin önemi ve akılcılık,  ulus devlet, yurttaş olmak. Bu konuda neler söylenebilir?

Ahmet Nuri Doğan-Elbette, Çok derli toplu özetlenmiş. . Cumhuriyet kuruluyor.  Yepyeni bir ülke kurulacak, tutucu gelenekçi her akımla mücadele edilecek, laiklik akılcılık topluma yön verecek ve halk ümmet olmaktan çıkıp yurttaş olacak ve Cumhuriyete sahip çıkacak. Laik eğitime geçişin 1924 Öğretim Birliği Kanunu ile gerçekleşir. Ama ondan önce ilk adım 1921 Maarif Kongresi’nde atılmıştır.  Mustafa Kemal cepheden gelir bu toplantının açılışını yapar.

Devrimin önderleri zaferden emindir. Zaferden sonra iki temel alanda köklü bir savaşım verilecektir. Ekonominin bağımsızlığı ve eğitim.  Ulus devlet için ekonomi ve eğitim birbirinden ayrılamaz.

Mustafa Özmen: O zaman biraz da öğretmen yetiştirmeden söz edelim. Ama Işıltan Ağabey bize bir şarkı daha söylesin.

Işıltan Uşaklıgil :   Öğretmen Okulu’nda  İstiklal Marşımızı mandolinle çalamayan bir öğrenci olmazdı. Bir kere herkes mandolin çalabilirdi. Şimdi söyleyeceğimiz şarkı de babamın öğrettiği şarkılardan biriydi.   Gelin, hep beraber seslendirelim. “Orada bir köy var uzakta! O Köy bizim köyümüzdür”

Mustafa Özmen: Evet, babanız ile ilgili dönem nasıldı? Nasıl geçerdi.

Işıltan: Babam, her sabah kemanla uyandırırdı. Önce horozlar ardından eşekler ve tüm öğrenciler bahçede toplanırdı. Beden Eğitimi öğretmeni ile birlikte çalışırlar. Önce milli oyunlar ve bütün gün mutlu geçerdi. Müzik odasında özel öğrencilere daha fazla yer verirdi. Resim Öğretmeniz Ömer Sümer de akordeon çalardı

Mustafa Özmen: Sadece müzik değil işin içinde sanat vardı. Tiyatrolar, resim yazı el işi dersleri… Kütüphane, kitap okumak çok önemliydi değil mi Ahmet abi? Varlık dergisi, şiir günleri, sinema günleri…

Ahmet Doğan: Bu okullarda bütün etkinlikler insana ve geleceğe dairdi. Ancak bir şey önemli; esas olanın “kitle eğitimi” olması.  Her öğrenci mandolin çalar çünkü öğretmen olacaktır.

Resim – yazı tekniklerini bilmek zorundadır, çünkü Öğretmen olacaktır. Hitap edebilmelidir, gittiği yerde öncü olacaktır.

Özel yeteneği olanlar teşvik edilir, yönlendirilir onlar sanatçı olur. Ama öğretmen asgari bir estetik duygusuna, el becerisine, anlatma yetisine sahip olmalıdır. Ben müzikte başarılı değildim. Ama mandolin çaldım, koro kurdum.

Mustafa Özmen :  Köy Enstitüsü sürecinden de söz edelim mi?

Ahmet Doğan:  1926 – 1929 yıllarında Milli Eğitim Bakanı olan Mustafa Necati(1897-1929)  dönemi çok önemlidir. Kısa ve Hazin bir yaşamı vardır. Ölümü’nün Mustafa Kemal’ i çok üzdüğü bilinir. Onun döneminde iki köy öğretmen okulu açılır. Kayseri Zencidere ve Denizli Köy Öğretmen Okulları. Ama yeterince başarılı olamaz. Bu ara dönemde bazı atılımlar iyileşmeler olsa da asıl dönemeç, 1936’da Saffet Arıkan’ ın(1888-1946) Milli Eğitim Bakanı olması ve  Tonguç’u (1893-1960) İlköğretim Genel Müdürü olarak atamasıdır. İlk adım Eğitmen Kursları ile atılır ve hemen ardından yine 1937’de İki Köy Enstitüsü açılır. Eskişehir Çifteler ve İzmir Kızılçullu’da. Köy Enstitüleri tek başına bir eğitim projesi değildir. Doğrudan bir yenileşme ve kalkınma projesidir. Tonguç, “ Köy halkı öyle canlandırılmalı ki bir daha kimse onları istismar etmemeli” der.

Mustafa Özmen: Aydınlanma süreci 1954 kapatılması ile bitmedi, aslında değil mi?

Ahmet Doğan: 1937 Köy Enstitüleri Tonguç gibi Cumhuriyet döneminin devrimci önderlerince gerçekleşmiştir. Mustafa Kemal’in en çok üzerinde durduğu konulardan biri toprak reformudur. Ağalığı yok etmeden halkı ekonomik özgürlüğe kavuşturamadan köklü değişimin olamayacağını iyi bilmektedir. Ömrü yetmedi ne yazık ki. Onun ölümünden sonra gemi azıya alan tutucu kanatın etkisiyle Köy Enstitüleri kapatıldı. Toprak reformu da rafa kaldırıldı.  Bu mücadele halen sürüyor.. Bizler, ilk öğretmen okulları öğrencileriyiz. Elbette Köy Enstitülerinin gelenekleri ve eğitim anlayışı bizim zamanımızda da önemli ölçüde devam etti. Çünkü öğretmenlerimizin önemli bir kısmı Köy Enstitüleri döneminden kalan öğretmenler ve usta öğreticilerdi. Mustafa Atakan,  Mesut Tarcan, Mehmet Kahvecioğlu, Esat Türköz, Nurdoğanlar… ya da Nihat Resne’lerle.  Kütüphane memuru Seceaddin Gada Abimiz de o geleneğin sürmesini sağladı.

Mustafa Özmen: Mustafa Atakan, Esat Türköz,  Mehmet Kahvecioğlu… 70’li yıllara kadar bunlarla yaşadık. Öğretmen yetiştirme süreci ve 1976’ dan sonra ve kapatılması Danıştay savcısı olumlu açıklama yapsa da açtığımız davayı maalesef kaybettik. Nedir süren?

Ahmet Doğan: Bugün bir tıkanıklık içindeyiz. Ve sadece beceriksizlikten kaynaklı olsa düzeltilmesi daha kolaydır. Ama bugün eğitimde yaşanan olumsuzlukların temelinde beceriksizlik değil kasıt var. Köy Enstitülerini kapatmak ve devamındaki gelişmeler halkımızın, insanımızın eğitim hakkını elinden almak demek. Bunu kotaranların bile işine yaramayacak bir kasıt. Adabalen Derneğinin Öğretmen Okullarının kapatılmasına karşı mücadelesi çok doğru bir mücadeleydi. Bu anlamda Danıştay savcısının mütalaası da çok iyiydi.  Hatta Odatv’ ye konu oldu. İyi bir haberdi.

Mustafa Özmen: Bugün eğitim fakülteleri bu işi başarır, deniyor. Ahmet abi, kültürel alanda soru sorulduğunda yüzde otuzlarda alan bilgisi ile karşılaşıyoruz. Nasıl bir eğitim ki bu kadar eksik kalıyoruz. Neresinden bakmak lazım? Gerçekten anlam veremiyoruz.

Ahmet Doğan: Sonuçta kaçınmamız gereken bir durum çünkü o öğretmen arkadaşlar onlara ne sunuyorlar ise onu esas alıyorlar. Önemli mesele nitelikli Öğretmen ihtiyacımız var mı?

Var. Eğer niyet sorunu gerçekten çözmekse yeterince deneyimimiz var. Ama bu süreç de biraz ters işliyor.  Finlandiya,  Japonya, Hollanda, Amerika örnekleriyle soruna çözüm önerenler var. İyi örnekler elbette incelenmeli. Ama benim deneyimimi yok sayarak çözüm aramak öykünmekten başka işe yaramaz. Söz konusu dava ve sayın savcı Fikriye Doğru’nun “öğretmenlik uzmanlık alanıdır” saptaması çok önemli. Gerçekten de öğretmenlik duygusu küçük yaşlarda alınması gereken bir duygu. Elbette uzmanlığın lise döneminde başlatılması da çok önemli.

Bu duygu bize küçük yaşlarda veriliyordu. Sen öğretmen olacaksın, ülkenin her yanında çalışmaya hazır olmalısın diyorlardı. Tüm ülkenin çocukları bize zimmetli gibiydi. Bugün farklılıklar olsa da özde bu duyguya sahip olmak öğretmenlik için çok nemlidir. O nedenle öğretmen liseleri nitelikli öğretmen yetiştirmek için mutlaka ele alınmalıdır. 

 

Mustafa Özmen: Bilinçli bu kapatılma evet. O zaman açılma da bilinçli ve radikal olmak zorunda değil mi?

Ahmet Doğan: Elbette öyle. Bu arada demin söylediğimiz “orda bir köy var uzakta” şarkısı için bir şey söylemek istiyorum. Beklemediğim bir gazetede kendini demokrat sanan biri bu şarkı için; bu bir militarist, devletçi bir söylemdi gibi bir yazı yazdı.

Işıltan: Evet, duydum onu

Ahmet Doğan: O okuldan mezun olan hiçbir insan, bu şarkıyı militarist bir ruhla söylemedi ve algılamadı. Onlar, görevi omuzlayıp, sızlanmadan köylere gittiler özveriyle çalıştılar. Onlar halkın öğretmeni olarak öğretmenlik yaptılar. Gazetelerde köşe kapmak diye bir hedefleri de olmadı.

Mustafa Özmen: Işıltan Abimiz bize göre bir şarkı bestelemiş, şimdi onu dinleyelim lütfen.

Işıltan Uşaklıgil: “Canımsın Adabelen”, Hüseyin makamında bestelenmiş bir türkü.

“Adabelen bahçeleri çiçek bahar kokardı/ düşlerimde kaldı artık gözyaşlarımda süslediğim canım Adabelen. Geri gelmez güzel günler yıllar geçti anladım./ Canımsın ADABELEN. Öğretmenler, Arkadaşlar yad ellere gittiler./ Canımsın Adabelen”

Mustafa Özmen: Son toparlamaları sana bırakıyoruz Ahmet Abi.  İş için, iş içinde, işle eğitim diyoruz.

Ahmet Doğan: Türkiye aydınlarını zaman zaman bir karamsarlık kapsıyor. Ama bittik, gittik duyguları yaşandığı anda gezi gibi bir olay patlak veriyor, ya da en karamsar anda beklenmeyen seçimler kazanılabiliyor.   Türkiye Cumhuriyeti gibi Milli Kurtuluş Devrimi’ni gerçekleştirmiş bir ülkede kazanımların yok edilmesi olanaklı değil. Örneğin, 9 -10 - 11 Nisan da Eğitim İş Sendikası Ankara’da,   “Devrimci Eğitim Şürası- Eğitimde Geleceğe Bakış” başlıklı bir kurultay düzenlemişti. Eğitimin tüm sorunları tartışılacak ve öneriler halka sunulacaktı. Özel durumdan dolayı ertelendi. Yani eğitimcilerimiz boş durmuyor.

Mustafa Kemal Türkiyesin’ de, evrimci mücadele bitmez… Selam söyleyelim, tüm eğitimci  dostlarımıza, öğretmenlerimize, Öğretmen Okullu arkadaşlarımıza ve halkımıza.…

O zaman akordeon ile yeniden Öğretmen Marşımızı hep birlikte söyleyelim.

CANDAN AŞTIK!

Mustafa Özmen: Koşmaya devam. Can radyoya da tekrar teşekkürler…

Emel Seçen

Bu haber 663 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum