Tiyatroterapi Dünya Tiyatro Günü Bildirgesi

Sanatsal durumumuz hakkında güzel şeyler anlatmak isterdim... Ancak pek mümkün görünmüyor... Değerlendirme yapabilmek için bizlere sunulanlara göz atmak konu hakkında bilgi sahibi olmak için yeterli... Baktığımızda iyi şeyler gördüğümüzü söylemek..

Tiyatroterapi Dünya Tiyatro Günü Bildirgesi
28 Mart 2014 - 15:28

Beykoz Vakfı'nda 27 Mart Dünya tiyatro günü nedeniyle bir etkinlik düzenlendi.

Tiyatroterapi Sinan Akbaşak' ın öğrencilerinin sunduğu gösteri çok sayıda davetli ve veli tarafından izlenirken miniklerin sunumu oldukça başarılı ve muhteşemdi.

Tiyatroterapi öğrencileri birde piyano resilati sundular.

Geçen yıl yeryüzü  melekleri grubunun gruba hediye ettiği orgla sunum yapan öğrencier adına Sinan Akbaşak gruba teşekkür etti.

Gösteri sonrası eski öğrencileri de hocalarına bir sürpriz yaptılar.

Tiyayatroterapi tarafından birde bildiri okundu. 

Tiyatroterapi Dünya Tiyatro Günü Bildirgesi     27 Mart 2014  

Her yıl 27 Martta dünya tiyatro günü bildirgesi yayınlanır... Bu, yazana ve seslendirene iltifattır ve tüm yazılanlar, okunanlar çok özeldir.

Sanatsal durumumuz hakkında güzel şeyler anlatmak isterdim... Ancak pek mümkün görünmüyor... Değerlendirme yapabilmek için bizlere sunulanlara göz atmak konu hakkında bilgi sahibi olmak için yeterli... Baktığımızda iyi şeyler gördüğümüzü söylemek pek mümkün olamıyor... İşini iyi yapan emekçileri tenzih ederim elbette...

Sanat kültürel katkı, gelişim adına bir gıda gibi değerlendirilmesi gerekirken bir eğlence aracı olarak sunulmaya ve arzulanmaya başlamıştır.

Bir gösteriden bahsedildiğinde ilk soru 'komik mi?' olmaktadır. Sonrası; 'kimler var?', 'dizilerde oynayan kimseyi görecek miyim?' şeklindeki tuhaflıklarla devam etmektedir. Tiyatro adına çalışmalar yaptığımızı söylediğimizde para kazanıp kazanmadığımız sorulmakta dizide rol kapıp kapamayacağımız merak edilmektedir.

Tiyatro, bir öğrenme sanatı, bir bilimdir... Eğlence aracı değildir.

Lâik, demokratik cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ümüzün vurguladığı gibi: “Sanatsız kalmış bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Çünkü sanat, ülkenin çatısına destek veren temel dayanaklardan biridir.

Ufkumuzu genişletmek, beynimizi ve ruhumuzu zenginleştirmek için tiyatro yaşamda vazgeçilmezlerden, olmazsa olmazlardandır.

Uygar insan düşünen, yorumlayan, araştıran, eleştiren, özgün insan olmalıdır. Özgürlükçüdür, özgürlüktür tiyatro… Işıktır… Aydınlanmadır.

Günümüzde aşırı derecede yozlaşan Türk dili kullanımının doğru çizgide gelişmesinde çok önemli bir rol üstlenir tiyatro.

Sözün özünde tiyatro gelişmenin projesi… Uygulama planı… Malzemesi… Harcı… Kalası ve hevesidir.

Tiyatro yaşamın başlangıcı, gelişmesi ve iz bırakan sonsuzluğudur.

Sevgili sanatçı dostlarım, meslektaş, gönüldeşlerim… Kutluyorum sizi… Sıkıntınız çok, hatta had safhada olmasına rağmen çabalarınız çok, kaliteli, cesur ve seviyeli…

Ben iyi eğitim almış, sanat hayatını sahne üstünde değil arkasında, olabildiğince çok genç insanı tiyatronun büyülü, yapıcı, geliştirici ve her türlü bilime ve tüm diğer sanatlara hazırlayan dünyasıyla tanıştırmayı amaç edinmiş bu uğurda kırk küsur senesini ortaya koymuş bir tiyatrocu(!) dostunuzum.

Tiyatronun yaşaması için önce seyirci lazım, seyirciyi yetiştirmek lazım, bundan dolayı tüm genç insanları tiyatro aşığı yapabilmek, yani tiyatroyla tanıştırmak lazım dedim hep…

Bana destek olmak gerekiyordu… Elimden tutulması gerekiyordu… Provanız, reklam çekiminiz, dizi çalışmanız ya da seslendirme işleriniz hiç bitmedi. Biliyorum yaşamak için bunlar gerekli ama biraz elimden tutsaydınız da beraber aydınlatsaydık geleceğimizi ve bu gün özelleştiririm diyenleri, desteğe koşul koyanları…

Hiç olmazsa izleyin beni, izlenmesine yardım edin dedim… haaa, hımmmm, eee, fena değil, şimdiiii sen şöyle yap… Gibi önerilerinizle kendinizi ve beni kandırdınız…

Tesadüfen izlediğiniz çabalarımı gelişmenin geliştirmenin enstrümanı olarak kullandığımı fark etmeyip, hep ama hep sadece akıl verdiniz…

Gelin sizi çocuklarımla tanıştırayım… Böylece sizlerin ışığınız yansısın taleplerim; tabii neden olmasın bir ara bakalım ile karşılandı…

Aranızdan bazı dostlarım bu işin eğitimini vermek üzere soyundu ama çoğunlukla ulaşılmaz ya da ulaşanların işine yaramaz konumda oldunuz…

Hele hele meslektaşım olmalarını asla içime sindiremediğim bazı sanatkar(!)lar… Siz, bir arabanın bagajına sığdırdığınız üç parça dekor ve asla pedagojik ya da toplumsal değerlendirmeden nasibini almamış, sanatsal çabayı yanına uğratmamış tiyatro kumpanyaları oluşturarak gittikleri okullarda yüz kişilik salona üç yüz kişiyi doldurarak, çocuğu ciddiye almayıp bunaltarak ‘tiyatro mu tövbe, bir daha asla gitmem seyretmem’ konumuna getirdiniz…

Siz değerli eğitimciler… Benim genç insanın hayatında birazcık olsun güneşli pencere açmak taleplerimi görmezden geldiniz… Çocuğun hayatında hiç boşluk bırakmadınız ama başarı da sağlayamadınız hep düzeyimiz geri gitti…

Sevgili seyirci… Her türlü gösteriyi alkışladınız. Böylece iyi ile vasat ve hatta kötü aynı değerlendirmeyi gördü. 
Yıllardır bu günleri hesaplamadan sadece kendimiz ve günü kurtarmak üzere yaşayıp sermayeden mi yedik acaba…
Sanatını ‘iş’ e dönüştüreni kınıyorum.
Bana kızacaksınız, eleştireceksiniz… Hatta sanatçı olmayanlarınız sövecek belki de… 
Şaşırmam… Üzülürüm.

Siz Sevgili Beykoz’lu Dostlarım

Beykoz’da kültür ve sanat adına yapılanlar neredeyse yok boyutuna indi. İstanbul’da benzeri olmayan Beykoz Vakfı bünyesindeki Çocuk Tiyatrosu eğitim merkezi yaşayamaz hale geldi. Bunun sebebi parasızlık veya eksik çaba değildir… İLGİSİZLİKTİR…

Önünden geçtiğiniz binanın içinde ne olduğunu pek çoğumuz bilemedik… Yapılan; ödüllere boğulmuş onlarca oyuna öğretmenler öğrencilerinizi, aileler çocuklarınızı getirmediniz. Sanatsal oyunlar yaptık ‘sıkıldım’ dediniz… Gülecek miyim’ diye sordunuz, komediler hazırladık. Kapınıza kadar gelip davet ettik yine gelmediniz.
 
Ve Sayın yerel yönetim… Sulayıp yeşerteceğiniz tarlada, yüzlercesini sunabileceği ürünler yerine bir kez konserve(!) getirdi ve şanslı (!) birkaç çocuğa sundunuz.
Aklınızdan ‘ama orası şöyle yaptı’… ‘o böyle dedi’… ‘filanca orayı bilmem neye benzetti’ gibi düşünceler geçebilir… Haklı olabilirsiniz ya da olamazsınız bilemem ama böyle düşünerek sorumluluktan kaçmış, mazeretlere sığınarak, yasak savarak ya da günah çıkartarak yaşamış olmuyor musunuz?

Beykoz’da Kültür Derneği vardı… HİLMİ KANBAY vardı… Lafını pek çok kez kullandınız. Hilmi Kanbay benim ustamdı. Beni tiyatroyla tanıştıran kişiydi… Sadece rahmetle anarak sıyrılmak yerine adını yaşatmaya çalışıyorum. Eğitimim ve becerimle, başka ilçelerden aldığım daha cazip teklifleri; ‘ hayır şu anda Beykoz’un benden başka çocuk tiyatrosu ile uğraşanı yok’ diye geri çevirip doğduğum yerde çabalıyorum.
 
Ben bir kez daha, çok keyif aldığımız ama pek çok güzelliğini kaybettiğimiz ‘Beykoz için ne yapabiliriz’i düşünmeye çağırıyor ve

Bu gün saat 20 30 da Beykoz Vakfında kutlayacağımız ve umarım ki sonraki yıllarda da kutlayabileceğimiz Dünya Tiyatro Gününüzü kutluyorum.

                                                                                                                                                                                    
         R.Sinan Akabaşak
Beykoz Vakfı ve Tiyatroterapi 
   Genel Sanat Yönetmeni

Yaşar Kaba


YORUMLAR

  • 0 Yorum