Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

Açık hesap bitecek mi?

07 Ocak 2021 - 23:40 - Güncelleme: 08 Ocak 2021 - 00:08

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Halkbank arasında bugün imzalanan bir anlaşma, ABD gündeminin arasında kaybolup gitti. Oysa yapılan iş, Türkiye ekonomisi ve taşıdığı riskler adına ABD ve dolar açmazından çok daha büyük anlamlar taşıyordu.

Fakat bizim güzide medyamız meseleyi finansçı kafasıyla görmeye alıştığı için, atılan imzanın ne kadar hayati olduğunu algılayamadı ve sıradan bir haber olarak verdi; geçiştirdi. Oysa enflasyonla mücadeleden, kırılan ödemeler dengesinin rayına oturtulmasına kadar bir dizi alt başlık adına önem taşıyordu.

Ama anlaşmayla yapılan açılım, bugünden itibaren kullananlar için kıymetli olduğu kadar düne ilişkin sorunları çözmüyor. Gönül isterdi ki, en azından ekonomi kanallarında bu konu tartışılsa ve belki de açılım sağlanabilecek bir boyuta taşınabilseydi.

Türk reel sektörünü mercek altına aldığımızda, en önemli iki sorun var. Bunlardan birincisi kırılan ödemeler zinciri, ikincisi de uzun vadelerin sermayesi kısıtlı firmaların üzerine risk olarak binmesi...

Konkordato veya iflasla birlikte, çarpan etkisiyle büyük problemlere neden olduğu kadar, işsizlik, enflasyonla mücadele, faiz gerçeği adına da üzerinde ders çalışılması gereken noktaları barındırıyor.

Öncelikle anlaşmanın ayrıntılarını TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun sözleriyle aktarayım. Oluşturulan kart ile; “alıcı ve satıcının güven içinde alışveriş yapmasının önü açılıyor. Bu sayede çek-senet takibi yapmadan, tahsilat derdiyle uğraşmadan, güven içinde malımızı satacağız. Sattığımız mal bedelini, tahsilat riski taşımadan, Halkbank garantisiyle, peşin ya da taksitli alacağız.

Mal almak isteyen de bankadan kredi bulma veya satıcının kendi çek-senedini kabul edip etmeme derdine düşmeyecek. Bu kartla malını alacak ve ödemesini de 1,5 yıla
ulaşan esnek vadelendirmeyle yapacak.


Yani kısaca, mal almak gerekince bu kartla para ödemeden satın alma yapılıyor. Satıcı da bu kimdir diye endişe etmeden, malını güvenle satıp, parasını bankadan tahsil edecek. Böylece hem alıcı hem de satıcı, nakit akışlarını rahatlatacak.”

Dediğim gibi bugün itibariyle başlayan ticaretler ve yarına ilişkin güvenli ekonomik ortam adına yapılmış son derece doğru bir hamle. Fakat işin içine dün girdiği anda açmazları var. Netice itibariyle bu bir kredibilite meselesi...

Belki bundan 10 sene önce konuşuyor olsaydık daha umutlu olunabilirdi. Ama geldiğimiz nokta itibariyle kaç kişi bu kartı kullanabilecek kredibiliteyi temin edecek? Çünkü sicili bozulmayan ya da bilançosu eksi vermeyen firma sayısı zorlasanız sayabileceğiniz kadar az.

Öyleyse bunu yeni iş hacminin hizmetine sunmak kadar, bir ilaveyle geçmiş borçların temizlenmesi adına da kullanmak mümkün olmaz mıydı? Böyle bir hamlenin bankacılık sisteminin alacaklarından, reel sektörün şüpheli alacak problemine kadar bir çok başlığı rahatlatacağı kesin.

Yine önemli bir detay daha var. Vadeler halen çok yüksek. Normal piyasa koşulları içerisinde sermaye kıtlığı nedeniyle ortaya çıkan bu uygulama, ne yazık ki bugün ürün fiyatlarındaki artışı da, firmaların alacak riskini de en çok besleyen unsur haline geldi. Şimdi de 1,5 yıl yani 18 ay vadeden söz ediliyor. Bu konu mutlaka tartışmaya açılmalı. Niye? Mevcut tabloyu hatırlayalım.

Uluslararası alacak sigortası şirketlerinin 180 günden sonrasını çılgınlık olarak nitelendirdiği bir yapıyı 20 ay ortalamayla sürdürmek zaten mümkün değildi. Gün olarak anlatayım. 180 güne çılgınlık denilen ortamda 600 gün vade ortalamasıyla mal satılıyordu.

Nitekim konkordato sürecinde sadece sürece giren firmaları değil, asıl bunların tedarikçilerini nasıl dağıttığını hepimiz biliyoruz. Halen de toparlanma gerçekleşmiş değil. Bunun da işsizliği besleyen en önemli unsurlardan biri olduğuna dikkatinizi çekerim.

Bitmiyor; bu vadeler peşin fiyatına yapılmıyor. Vade açıldıkça da ürünlerin üzerinde öyle bir faiz yükü oluşuyor ki hem rekabetçi olmaktan çıkıyor; hem de dolaylı zam olduğu için enflasyonu körüklüyor.

‘Faiz düşerse enflasyon düşer’ gibi anlamsız, akıl dışı bir tezi ortaya attıklarında da yazmıştım. O tez piyasada uygulanırsa sonuç verir; mevduat ya da kredi faizlerinde değil diye belirtmiştim. Ama elbette dert konut sektörü olduğu için görmezden gelindi.

Yine dünün yansıyan sorunlarından biri daha var. Kredilendirmeyi bankalar yapıyor da, ödemelerde sıkıntı çıkarsa ne olacak? Çünkü sektörler açık hesap çalışmalarda, birbirlerini idare ediyorlardı.

Hatta zamanı gelen çeklerin, ödenemediği için yeni vadeli evraklarla değiştirildiğini de çok iyi biliyoruz. İşte bu sistemde o mümkün olmayacak. O zaman da dün bakkala veresiye yazdırıp, en fazla utanan vatandaşın, kredi kartı kullanıp bankalar karşısında perişan olmasına benzer bir sonuç bizi bekler.

Başta söylediğim gibi bu anlaşmayı yarına ilişkin çok anlamlı ve kıymetli buluyorum. Ama dünün bugüne taşıdığı sorunları görmezden gelerek sonuç almak mümkün değil. En azından ekonomik bir yaraya merhem olmaz.

Oysa biraz daha üzerinde çalışılır ve doğru kurgulanabilirse, kapımızda çok büyük bir fırsat haline dönüşebilir. Ne dersiniz? Tartışmaya değmez mi? Anlıyorum; siz ilgilenmiyorsunuz.  O zaman dönüp; ABD’deki olayı tartışmaya devam edin.

Ne diyeyim? Bu kafayla daha çok zaman patlayan dolar kurunu, işsizliği, enflasyonu, faizi ve çürüyen bir ekonomi gerçeğini yaşamaya devam ederiz.

[email protected]

Bu yazı 637 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum