Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

Almanya'dan ezber bozan enerji hamlesi

06 Temmuz 2020 - 00:18 - Güncelleme: 07 Temmuz 2020 - 00:21

Hatırlayacaksınız geçtiğimiz günlerde Akkuyu ile ilgili ikinci etabın adım adım yaklaştığı bizzat Bakan tarafından açıklanmıştı. Nükleer santrallerin tartışılmasına olanak tanımadan, meseleyi devletler arası anlaşma ile çözen ve itiraz yollarını kapatan iktidarın gerekçesi ne?
 
Diyorlar ki: Biz kalkınan bir ülkeyiz ve enerjiye çok ihtiyacımız var ve bu nedenle nükleer enerjiye yatırım yapmaktan başka çaremiz yok. Meseleyi buradan okuyanlar ise bunun sadece bir enerji ihtiyacı konusu olduğunu düşünüyor.
 
Oysa bakın sanayi ile özdeşleşen ülke Almanya ne yapıyor? Meclis’te onaylanan bir yasayla karbondioksit salgılayan termik santraller 2038 itibariyle tarih oluyor. Bitmedi. Almanya nükleer santrallerin çalışmasını da 2022 yılında tamamen bitirmiş olacak.
 
Şimdi diyeceksiniz ki; bundan ezber bozan hareket ne? Ben de sizlerle aynı fikirdeyim. AB’nin temiz enerji için aldığı kararlar, yenilenebilir enerji konusundaki yükseltilen pay hedefleri biliniyor.
 
Keza aynı şeyi dünyanın aklı başında tüm ülkeleri de konuşuyor ve bir yolculuk yürütüyor. Yani dünya ekonomisi adına ezber bozan bir şey yok. Bozulması gereken ezber, nükleer santral yapımını gerekçelendiren Türkiye’de...
 
Ne yazık ki dizel otomobil üreten firmanın Türkiye’ye gelip gelmemesini bile ekonomik başarı haline getirmiş, kendi ülkesinde hayat bulamamış bir ürün grubunu Aydın ve Manisa arasında rekabet haline dönüştürmüş bir yaklaşım bu gelişmeli ne kadar anlar; şüpheliyim.
 
Lakin bir gerçek var ki, bu tavrı gösteren Almanya, her iki enerji kaynağını da terk eden ilk sanayi ülkesi olacak. Demek ki sanayi gelişimi için nükleer enerjiye de, termik santrallere de ihtiyaç yok.
 
Aradaki iş hacmi ve üretim farkını düşünürseniz, bunu yapacak Almanya’nın yanında, bizim ihtiyacımızın lafı bile edilmez. Bu tavır aynı zamanda bizim kurtuluş olarak sunduğumuz enerji tipleriyle üretilecek mamullerin, yeni regülasyonlarla dünyada pazar bulamayacağının da kanıtı olarak düşünülebilir.
 
Sularını doğru yönetemeyen, maliyetinin 5 katı değerinde zararına görevsiz barajlar yapan, alternatif çözümleri konuşmayan bir yönetim tarzının, yalıtım kaynaklı tasarrufu başarmadan, nükleer konuşuyor olması bir dramdır.
 
Lakin mesele dramın ötesine geçip, büyük bir öngörüsüzlük özelliği de sergilemeye başladı. Sadece güneşte Almanya’nın beş katı potansiyeline sahip bir ülkenin, hidrojen gibi alternatifleri tartışmadan, izolasyon sürecini bitirmeden, yarın kullanmasının sadece doğaya değil, ülke ekonomisine ve üreticisine de zarar vereceği başlıkları tartışıyor olması, hatta tartışmaması bile üzüntü vericidir.
 
Türkiye, bir an önce nükleer gibi sorunlu alanların dışına çıkıp, yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilecek enerji konusunda cidden kafa yormalı, bunu geliştirecek teknolojileri desteklemeli, finansını buraya yönlendirmeli, sanayisi ve tarımını da bu açıdan değerlendirmelidir. Aksi takdirde kilogram başına 1,3 dolar kazandığımız günleri de ararız.
[email protected]
 

Bu yazı 105 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum