Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

Dövizi ve altını bozdurun da...

29 Mart 2021 - 09:19 - Güncelleme: 30 Mart 2021 - 09:24

Döviz ve altın... Türkiye’de hem mevduatlar, hem de yastık altı birikimler nedeniyle paranın korunması adına tercih edilen en önemli iki başlık. Bir tarafta insanların ya da şirketlerin elindeki değeri koruma çabası, diğer tarafta bunların sistem dışına çıkan para nedeniyle ekonomiyi tıkaması gerçeği.

Ortada dağ gibi duran böylesine önemli bir gerçeklik varken, şimdi iktidar bu paraların bozdurulmasını, TL’ye dönülmesini ve hatta çeşitli finans araçlarına yatırılarak ekonominin darboğazının aşılmasını talep ediyor.

Düz mantıkta baktığınızda çok haklı bir talep. Fakat durum düz mantığa uygun değil. Çünkü ülkede ekonomi yönetimi ya ‘tüketime destek verin’ ya da ‘TL’ye dönüp paranızı bize verin’ mesajı veriyor.

Yani söylendiği gibi bu paranın üretim için kullanılıp kullanılmayacağı ciddi tartışma konusu. Öncelikle asgari ücretin açlık sınırına dayandığı bir koşulda kimin elinde döviz ve altın olabilir sorusuna yanıt vermek lazım.

Çok geniş kitlelerin elinde böyle bir kaynak olduğunu sanmıyorum. Zira ülkede büyük bir çoğunluk yaşam mücadelesi veriyor. 1 TL’lik ekmeğin peşinde koşarken, ücretsiz izne çıkarılmanın ya da kabul edilmese de işsiz yaşamanın derdine düşmüş halde.

Peki 230 milyar doların altına düşmeyen döviz mevduatlarının adresi kim? Belli bir rantiye grubunu istisna tutarsak ya evini, aracını satıp küçük miktarlarda elinde toplu parası bulunanlar ya da borçları nedeniyle döviz talebini ucuz kurdan karşılayarak kenara atan işletmeler.

Altın kimde? Kuyum sektörünü yine istisna tutarsak, ağırlıklı olarak ya dövizdeki gibi elinde sistem için az, ama o kişinin hayatı için önemli miktarlarda parası olanlar ile, ağırlıklı olarak Anadolu’da ve kadınlarda...

Şimdi siz diyorsunuz ki parayı TL’ye çevirin ya da katılım bankaları üzerinden sisteme sokun. Peki niye? Çünkü ülkenin kaynakları kurudu; sağlıklı para akışı yaşanmıyor ve geleceğe dair güven vermeyen yaklaşımlar içinde olduğundan riski ve bağlantılı olarak finansman ihtiyacı şiddetlendi.

Her ne kadar rezervlerle ilgili ‘paramız var’ açıklaması yapılsa da, borç dikkate alındığında eksi bakiyeye düşen bir fotoğraf var. Aynı filmi daha önce de gördük. Vatandaştan TL’ye geçmesi istendi ama kur atağıyla ucuzdan para toplayıp sonra yüksekten bozduran siyasi partiler ortaya çıktı.

Bakın bu yapı içerisinde kurun yükselmesiyle ilgili dış güçler masalı okunuyor ama birileri bozdururken kimlerin ucuzdan dövize döndüğü dile getirilmiyor. 128 milyar dolar eriyip gitti, hesabı verilmiyor. Bırakın hesabını, aslında kendi parasının hesabını soran bile kötü niyetli olarak nitelendiriliyor.

Kur zaten uzun zamandır üzerine basılan bir özellik sergilemiyor mu? Türkiye ekonomisinin gelirleri düşerken, giderleri artmıyor mu? Pandemi sürecinde bile vatandaşına gelişmiş ülkelerdeki gibi koşulsuz yardımlar yapılmadığını kimse görmüyor mu? Bu bir tercih mi? Hiç sanmam. Elektriksiz köye buzdolabı dağıtan bir iktidar bu fırsatı kaçırmazdı. Sorun para olmaması.

Bakın kısa çalışma ödeneği bitiyor; ama onun bile harcaması çalışanın işsizlik fonundan karşılandı. Çünkü para yok. Merkez Bankası Başkanı değişiminden sonra niyet açıkça ortaya konuldu.

Vatandaş parasını bozdursun, kamu bankaları başta olmak üzere açık kapatılsın. İnsanların üç kuruşluk tasarrufunu ucuzdan kapatmayı istemek, sonuç alınamayan eylemler içindeki fotoğrafta güven verir mi?

Elbette vermez ve vermiyor. Bugün vatandaş dövizini ve altınını bozdursa o para ya ödemelere gider, ya çılgınlık haline dönmüş adına proje denilen yerlere ya da en iyi ihtimalle döviz borcu olan şirketlere.

Şimdi hamasi söylemler içinde mesaj veriliyor. Dövizi ve altını bozdurun. Bozdurun da sonra harcadığı paranın hesabını vermekten imtina edenler nereye harcayacak onu anlatın. Ekonomi rakam değildir, güvendir. Güveni de söylemler değil, eylemler belirler.

[email protected]
 

Bu yazı 78 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum