Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

Eğitimden kura, sanayiciden kral çıplak

08 Şubat 2021 - 00:43

Ekonomi Gazetecileri Derneği olarak Anadolu temsilciliklerimizin öncülüğünde gerçekleşen ‘Türkiye Ekonomiyi Konuşuyor’ başlıklı oturumlarımızda bu hafta Ankara ve Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanları ile bir araya geldik.

Öncelikle bir kaç tespitimi paylaşmak isterim. Başkan olmaları bir tarafa ülkede sanayici bakış açısının yaşadığını görmek insana umut veriyor. 50’li yıllardan beri Türk üretimine hizmet veren firmaların başındaki iki isim Ender Yorgancılar ve Nurettin Özdebir.

Şüphesiz bu toplantıda katıldığım ya da katılmadığım görüşleri oldu. Ama itiraf edeyim Asım Kocabıyık ya da Hakkı Matraş gibi duayenlerle yaptığım röportajlardaki keyfi aldım. Savunma sanayiinden dijitalleşmeye, ihracattan dünyadaki değişime kadar pek çok şey konuşuldu.

Lakin üniversite, döviz kuru ve yabancı sermaye gerçeği konusundaki yaklaşımlarını özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum. Zira bugünlerde böylesine hesapsız, ama bilgiyle temellenmiş kral çıplak yorumlara az rastlıyoruz.

Öncelikle üniversite meselesinden başlayalım. Aslında Ankara Sanayi Odası Başkanı Nurettin Özdebir, savunma sanayiindeki insan kaynağı açığından bahsettiğinde, ben de kendisine asgari ücretle mühendis çalıştırmak isteyen firmaların ilanlarını hatırlatınca geldi bu yorumları.

Özdebir dedi ki: “81 ilde üniversiteleri kurdu. Ama Türkiye’de 8 milyon üniversite öğrenci var dediğimizde iki kere düşünmemiz gerekir. Üniversitelerin ana çıktısı bilgi olmalıdır. Bizdeki yapıda üretilmiş bilgileri öğretmeye çalışan bir yaklaşım var. Bu nedenle insan kaynağımızın içinde seçilmiş yüzde 1-2’yi üniversiteye, devamını da meslek yüksek okullarına yöneltmeliyiz.”

Aslında son derece haklı. Bir diploma telaşı içerisinde, gençlerin işsiz sayılmaması için yapılan bir uygulamayı her ilde üniversite ile, o illerde üretimsizlikten yaratılamayan ekonomiyi de öğrencilerle kapatmaya çalıştık.

Günün sonunda ne istenen oranda bilgi üretilebiliyor ne sanayici hedefe uygun kalifiye personel bulabiliyor; ne de üzerine battaniye örtülse de işsizlik gerçeği değişmiyor. Nitelikli olanlar da, ülkenin özgürlükler iklimi nedeniyle yurtdışına gitmeye çalışıyor. Bu sebeple Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı’nın bu önerisinin üzerinde durulması gerektiğine inanıyorum.

İzmir merkezli Ege ise hem verdiği dış ticaret fazlası, hem insan kaynağından dönüşüme olan yaklaşımı, hem düşünce merkezi üreten yapısıyla bence Türkiye’nin zaten çok ötesinde. Sanayi dönüşümü için mutlaka bu bölgedeki yaklaşımı esas almamız gerektiği inancındayım.

Bu nedenle Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Başkanı Ender Yorgancılar’a ‘orada ne oluyor’ diye sordum. Çünkü son 3-4 yılda ciddi bir farklılaşma söz konusu. Şüphesiz hiç bir şey bir günde oluşmuyor. Bunu zaten Yorgancılar’ın yanıtından da anladık. Dedi ki:

“10 yıl önce küresel trendler konulu bir çalışma yaptık. Yukarı doğru zenginleşme adına ne yapılabileceğini sorguladık. Farklı fikirlerde de olsa doğruyu bulmanın peşine düştük. Dünyada bir değişim yaşanıyor. Bunu görerek bulguları ‘uyum sağlamayan kaybedecek’ diyerek bir kitapta topladık. Türkiye sathında talep patlaması oldu. Firmaların dönüşümünü de bu tespitler doğrultusunda konuşmaya başladık. Şimdi de aynı yaklaşımı sanayi 5.0 için yapıyoruz. İskoçya’da bir adamın mezarında ‘kendisinden daha akıllı insanlarla çalışıyordu’ yazar. Bunun esas edinmeliyiz.”

Sanıyorum bu haliyle oldukça açık. Bir tarafta Atatürk’ten miras aklın ve bilimin esas alınması öte tarafta farklı görüşlerden oluşan ekip çalışması... Şayet Türkiye’de bugün sıkıntı yaşıyorsak, bunun nedenlerini biraz da burada aramalıyız.

Ve her iki Başkan’a faiz / kur / yabancı sermaye meselesi de soruldu. O kadar net konuştular ki, not aldığım haliyle aynen paylaşacağım. Önce Ankara’dan yükselen sese dair notlarımı paylaşayım.

Ankara Sanayi Odası Başkanı, faizin de kurun da sıkıntılı başlıklar olduğunu belirtti. Faizin paranın maliyeti nedeniyle yatırımı zorlaştırdığını kurdaki hareketliliğin ise iş yapmayı güçleştirdiğini belirtti ve stabilitenin önemli olduğunu vurguladı.

Her ikisinin de zehirli olduğuna dikkat çeken Özdebir “Ama kanserden kurtulmak için nasıl kemoterapi alınıyorsa, geçici olarak faiz meselesini de böyle görmeliyiz” dedi. EBSO Başkanı ise yıllardır dile getirilmesine rağmen sadece büyüme değil, istihdam açısından da üretimin ne denli önemli olduğunun pandemiyle birlikte yeniden anlaşıldığına dikkat çekti.

Büyümenin en önemli kriterinin yatırım olduğunu da vurgulayan Yorgancılar, bugünkü maliyetlerle, yüzde 20 ile borçlanıp kimsenin yatırım yapamayacağını ifade etti. Üretimde dışa bağımlılığın yüksekliğinin altını çizen Ender Yorgacılar ara malı ithalatını aşağıya çekecek işlere imza atılması gerektiğini belirterek “Türkiye’nin üretim ve tüketim dokusu birbirine uymuyor. Önce bu dokunun örtüşmesi lazım” dedi.

Yabancı yatırım geldiğinde, neye yatırım yaptığının kritik başlık olduğunu hatırlatan EBSO Başkanı şunları söyledi: “Sanayiye geliyorsa başımızın üstünde yeri var. Ama şu son 15-20 günde gelen gibi para bize lazım değil. 7,50’den dolarını bozdurdu, faize yatırıp dövizin en uygun olduğu yerden ikinci kez para kazanıp gitmenin derdinde. Sanayici mi ne yaşıyor? Avro 9,50 iken maliyetlendirip sipariş aldık, tahsilatı 8,50’den yapacağız. Daha ne olsun? Bir de gelip firma alanlar var. İçlerinde kapatmak için dahi satın alınanlar söz konusu. Bize gerçek yatırımcı lazım.”

ASO Başkanı ise kurun mevcut durumundan aşağıya gitmesi halinde rekabetçiliği tamamen kaybedecek bir reel sektör gerçeğine dikkat çekerek “Yapılmayanların faturasını ödüyoruz. Aynı hataya tekrar düşüp ithal cenneti olmamalıyız” dedi.

Toplantıda iki başkan da firmaların ölçek ve verimlilik problemlerinden hukuksal sıkıntıların yarattığı açmazlara kadar pek çok konuya değindi. Ama EBSO Başkanı’nın anlattığı şu eğilim, hukukun öneminin, hukuk reformunun niye beklendiğinin anlatılması adına sanırım sözün bittiği yerdi:

“Avrupa’da tedarikçisine ‘gel burada kur’ diyen firmalar var. Çünkü hukuksal çekinceleri söz konusu. Dünyada iflas eden firmalardan tahsilat ortalaması yüzde 60’larda. Japonya’da yüzde 90’ların üstünde. Türkiye de ise yüzde 16’larda dolaşıyor.

Mesela Almanya iflas eden firmanın, o sektördeki ilk üçteki firmalara teklif edilip, teşviklerle ya borçlarını ödemesini ya da mümkünse yaşatılmasını sağlayacak yaklaşımlar sergiliyor. Ama bizdeki fotoğraf gerçek yatırımcıyı gelirken düşündürüyor. Gerçek bir hukuk reformunun bir an önce yapılması lazım.”

[email protected]

 

Bu yazı 453 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum