Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK
[email protected]

Enflasyon, asgari ücret ve biz

14 Ekim 2021 - 00:43

Türkiye’de enflasyon ile ilgili her türlü Ali Cengiz Oyunu oynanıp, düşük gösteme çabaları sürerken, yükselen, yükselirken de hasarı büyüten bir ekonomik eğilimle karşı karşıyayız. Muhtemelen artan maliyetler ve TL’nin dolar karşısında değer kaybetmesiyle birlikte bu süreç daha da zorlaşarak devam edecek.

Fakat yapılan açıklamalara baktığınızda ısrarla, meselenin geçici olduğu konusunda kamuoyu ikna edilmeye çalışılıyor. Esasen bunda da bir hata var. Çünkü kamuoyu, bu ivmelenmenin kalıcı olduğunu çok net biliyor. Burada sadece kendi kendini kandırmaya çalışan bir ekonomi yönetimi gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Zira Türkiye’nin sorunlarına ilave olarak, dünyanın önde gelen ülkelerinde de kemikleşen enflasyondaki yükseliş ve takibinde gelecek bir dizi tedbirin, bizim ekonomik hayatımızı daha da zorlaştıracağı çok açık gözüküyor.

Sahte enflasyonu baz alıp, düşen faizle, kurdaki yükselişin bir ilgisi olmadığını söyleyen Merkez Bankası Başkanı mı ararsınız, tüm fakirleşmeye rağmen ne kadar refah içinde yaşadığımızı anlatan iktidar mı? Türkiye tam bir cümbüşe döndü.

Lakin bir gerçek var ki, dünyada enflasyon yükselecek ama bir yandan da büyüme istenen ölçüde olmayacak. Bunun tek bir açıklaması var. Eğer bir ekonomik düzende enflasyon artarken piyasalar daralıyorsa buna stagflasyon denir.

Aylar önce önümüzdeki en büyük meselenin stagflasyon olduğunu kaleme almıştım. Sadece ben değil. Biraz ekonomiyi takip eden herkes, hem bizde, hem de dünya ekonomisinde adım adım gelen bir stagflasyon süreci olduğunu görüp anlatıyordu.

Elbette kimse inanmak istemedi. Şimdi Roubini de kaleme aldı ve 1970’lerdeki benzer bir sürecin dünya ekonomisinde etkilerinin hissedileceğini yazdı. Belki bu sefer hem dünyadaki, hem de bizdeki yetkililer meseleyi gündemlerine alırlar.

Zira bunun Türkçe tercümesine baktığınızda bir tarafta durdurulamayan hayat pahalılığı ve düşen alım gücü, öte tarafta da patlayan bir işsizlik meselesinin kritik sonuçlar olarak önümüze geleceğini söyleyebiliriz.

Ekonomi Nobelleri’nde bu yıl ödül alan üç ismin de, asgari ücret konusunda çalışmalar yürütenlerden oluşması sizce tesadüf mü? Değil… Çünkü önümüzdeki sürecin en çok konuşulacak başlıklarından birini bu oluşturuyor.

Bitti mi? Hayır… Aynı zamanda yine uzun zamandır dile getirmeye çalıştığım, 2 binli yıllardaki kredilerle talep yaratma yönteminin yarattığı arz fazlasının, bu süreçte gerilemeye başlayacağını, oluşan açıkların da evlilikler ya da iflaslarla neticeleneceğini bir kez daha hatırlatırım.

Nitekim Euler Hermes Türkiye Genel Müdürü Ahmet Ali Bugay da yaptığı açıklamada bu meseleye dikkat çekiyor. Borç yüzdürme operasyonlarının sonuna gelindiğini söyleyen Bugay, 2022 yılının iflaslar dönemi olarak ekonomiye damga vuracağını belirtiyor.

Peki tüm bu gerçekler adım adım önümüze gelirken ve altını çiziyorum hiç biri sürpriz niteliğinde değilken, bizim yıllardır önce kendini, sonra vatandaşı oyalamaya çalışan ekonomi yönetimimiz ne yapıyor?

Hatayı derinleştirip, meseleleri yok sayarak işin içinden çıkılabileceğini kanıtlamaya çalışıyor. İşte bu tablo da ekonomideki kronik sorunları derinleştirirken, iktidarın da yıpranması sonucunu doğuruyor.

Kim ne kadar yıpranır, kim ne yapar bilemem. Ama bir an önce silkelenip, gerçekleri kabullenerek doğru işler yapmaya başlamazsak, günün sonunda biz de dünya krizinin faturasını ödeyecek gelişmekte olan ülkeler listesinin başında yer alacağız.

[email protected]
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum