Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK
[email protected]

Fiyatlar düşer mi?

23 Aralık 2021 - 12:41 - Güncelleme: 23 Aralık 2021 - 22:46

Dolar kurunda 18’ler görüldükten sonra, tekrar 12 seviyesine düşünce başladı bir tartışma. Madem kurda bu kadar büyük bir düşüş yaşandı; o zaman yapılan zamlar neden geri alınmıyor?

Meselede o kadar büyük bir Ali Cengiz Oyunu ve kurnazlık var ki, reel sektörü temsil eden isimler bile bu kervana kapılmış gidiyor. İTO Başkanı’ndan TESK Başkanı’na kadar herkes fiyatları düşürmenin zamanı olduğundan bahsediyor.

Şüphesiz gerçekleri tüm yönleriyle bilen bu ve benzeri insanların, kamuoyunun karşısına çıkıp böylesi açıklamalar yapması en iyi ihtimalle samimiyetsizlik olarak tanımlanabilir. Yani bu sözleri günlük yaşantısı içinde ekonominin gerçeklerini takip etmeyen bir vatandaş söyleyese anlayabilirim.

Ama meselenin gerçeğini bilen ya da bilmesi gereken insanlar çıkıp da ‘fiyatlar düşsün’ başlığıyla kampanya başlatıyorsa ortaya sıkıntılı bir fotoğraf çıkıyor. En fazla iki gün içerisinde 18’leri görmüş bir kur, aylardır yükselen maliyetleri tam ifade etmiyor.

Ne demek istiyorum? Bu seviyelerden ara malı ya da hammadde alan, ürün getiren insanlar oldu. Onların bir zararı da oluştu. Fakat günlük dalgalanmalar içerisinde yukarı yönlü yaşanan bir grafikte çoğu insan fiyat yapamadığı için zaten üretimi ya da satışı durdurdu. Yani reel sektörün geneline baktığınızda o kur, fiyatlara yansımadı.

Ortada yaşadığımız fahiş fiyatlar gerçeği, bir adım önceki, yani 14-15 seviyelerinin maliyetleridir. Diyeceksiniz ki, dolar / TL 12’ye düştüğüne göre  en azından bu oranda bir fiyat gerilemesi olmalı.

İşte samimiyetsizliğin büyüğü burada başlıyor. Çünkü dolardaki yükselişin fiyat artışlarına etkisi var; ama fiyat artışlarının yükselişinin tek nedeni dolar / TL kuru değil. Konuyla ilgili olanlar bunu gayet iyi biliyor.

Hammadde fiyatlarındaki artıştan üreticinin resmi rakamlara göre bile yansıtamadığı yüzde 33 enflasyon farkına, enerji maliyetlerinden sadece kamunun girdilere yaptığı zamlara kadar hiç bir maliyet azalmadı.

Hatta yeni yılla birlikte bunlara sözde verilen ama tek kuruşluk destek anlamına gelmeyen asgari ücret farkından, yüzde 36,2’lik yeniden değerleme oranı maliyetlerine kadar yenileri eklenecek.

Ayrıca tribüne oynayanlar dahil, herkes dolar / TL kurunun 12 olmadığını biliyor. Bu, kurun maliyet ödenerek baskılanmış hali. Velev ki doğru olsa ortada düşmüş bir kur yok ki… Sene başına 7,27 ile başlamış bir kurun, 12 - 13 diliminde seyretmesi yüzde 70’lerde bir dolar darbesi yenildiğini zaten gösteriyor.

Şimdi borç parayla baskılanan bu oran karşısında dolar düştü mü diyeceğiz? Üstelik o baskılamanın maliyetinin de yeni vergi ve zamlarla hayatımıza girmekten başka çaresi olmadığını bile bile…

Algı yönetmek tam da bu işte… Siz reel sektör ile vatandaşı karşı karşıya getirirseniz, finansal okuryazarlığı olmayan insanlara da ‘fiyatlar düşsün’ diye baskı yaratırsınız. Peki günün sonunda ne olur?

Kimse fiyatları aşağı çekmez, çekemez; ama bu yapılan baskının arasından sıyrılan kamu maliyetlerdeki tüm etkisini bir kesimin üzerine yıkar, aradan sıyrılır ve günün sonunda herkes işsiz kalır. Bir şey söylerken düşünün, bunun doğrusu ne diye?

[email protected]
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum