Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

İklim başlığı duyarlılık değil; zorunluluk

10 Haziran 2020 - 10:47

Dünyada son yıllarda artan iklim değişikliği, artık iklim krizi olarak adlandırılan bir noktaya geldi. Önce çevreci bir faaliyet olarak algılanan, ama ardından yaklaşan tehlikenin tüm koşulları değiştirmeye başlamasıyla farklı bir hal alan başlıktan bahsediyoruz.
 
Mesele elbette bir duyarlılığın yansıması. Fakat bugün geldiğimiz noktada şirketlerin yaklaşımlarından tüketicinin ve tedarik zincirinin tercihlerine kadar iş yapış modelini şekillendiren bir anlayıştan bahsediyoruz.
 
Yani tartışma çevre duyarlılığıyla sürdürülen entelektüel bir konu olmaktan çıktı. Dünya bu konuda ekonomiyle terbiye edecek kadar ciddi bir yaklaşım sergiliyor. Bir dönem dijitalleşme konusunda anlatılanları ‘daha zamanı var’ diyerek dinleyenlerin, günümüzde kaçınılmaz bir başlık olarak konuşmasıyla benzerlik de gösteriyor.
 
Bir gün gelecek bu zorunluluk kapıya dayanacak ve o gün bazı şeyleri telafi etmek için geç olacak. Öncelikle şunun altını çizmek isterim ki, kriz de yaptırımlar da sert geliyor. Dünya bu konuda zannedildiğinden daha ciddi.
 
Bu nedenle sera gazlarının salınımından yenilenebilir enerji başlığına, enerjinin verimli kullanılmasından üretim metotlarının buna uygun hale gelmesine kadar pek çok konuda bugün tavsiye niteliğindeki açıklamaları, gelecek dönemde yaptırım olarak yaşayacağız.
 
Nitekim bu duyarlılık içinde mücadele eden insanlar da, sivil toplum kuruluşları da, şirketler de var. Bugün romantik bir iş olarak görenlerin ise, çok kısa süre içinde ‘neden bu haldeyim’ sorusunu kendine soracağı bir döneme doğru gidiyoruz.
 
Bu gerçek, 9 Haziran 2020 günü 10.’su gerçekleşen CDP Türkiye İklim Değişikliği Konferansı’nda bir kez daha ortaya konulurken, açıklanan 2019 yılına ilişkin rapor hem bir kararlığı sergiledi; hem de bunun dışında kalan on binlerce KOBİ için tehlike çanlarının çaldığının sinyalini verdi.
 
CDP Türkiye Projeler Yöneticisi Mirhan Köroğlu Göğüş’ün sunumunu yaptığı konferansta konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ebru Dildar Edin’in ortalama sıcaklığı 37 dereceye koşan dünyada gelişmelerin tarımdan turizme kadar her konuyu etkileyeceğine dikkat çekmesi önemliydi. Keza Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Direktörü Melsa Ararat’ın, pandemi sürecinin karbon emisyonunu Türkiye’de yüzde 17, dünyada da yüzde 14,5 oranında düşürdüğünü belirtmesi de...
 
İşin çözüme ulaşmasının önemli partnerlerinden biri olan yerel belediyelerin yaklaşımı da büyük ölçüde belirleyici rol oynayacak gibi gözüküyor. Yine konferansta konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, dünya çapında atılan imzayla 2021 sonuna kadar dünyanın iklim değişikliğine yönelik parametreleri gerçekleştirecek bir yol haritası açıklama taahhüdü de meselenin ciddiyetini ortaya koyuyordu.
 
İmamoğlu’nun konuşmasındaki İstanbul Planlama Ajansı üzerinden açıklanacak Vizyon 2050’nin de ekonomideki ve nüfustaki ağırlığı nedeniyle Türkiye’ye önemli bir yol haritası çıkaracağını söylemek mümkün. Sanırım bu bir yaklaşım meselesi ve Ekrem İmamoğlu’nun şu sözü doğru yaklaşımı da bize anlatıyor: “Doğa ile olan ilişkimizi özen ve saygı çerçevesinde sürdürmeliyiz. Bu dünya bize ait değil; biz ona aitiz.”
 
Şayet bu yaklaşım hakim olursa, yolun yarısının aşılacağını düşünüyorum. Çünkü bu tavır aynı zamanda yapılacakların olumlu yönde ivmelenmesini da sağlayacaktır. Zira şu sözü de ‘kral çıplak’ noktasıydı: “Şehrin iç tüketim politikalarından atık yönetimine kadar yapılan her yanlış dünyaya zarar veriyor.”
 
Konferansın 10 yıl öncesinde de konuşma yapan ve aradan geçen süredeki gelişmeyi değerlendiren isim ise London School of Economy’den Lord Nicholas Stern, Çin ve Hindistan’ın en büyük iki emisyon üreticisi olarak bu alanda gösterdikleri yaklaşımı, bu ülkelerin yeni değişim hikayesi olarak tanımlaması önemliydi. Fakat Stern şu uyarıyı da yapmadan geçemedi: “İklim değişikliğiyle ilgili yayınlanan her rapor, bir öncekinden daha endişe verici.”
 
Yani konu çok ciddi. Hem dünyanın geleceği açısından kritik, hem de gelecek yaptırımlar adına ekonomi ve aktörleri adına hayati. Nitekim TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski’nin “Sürdürülebilir ve akıllı şehirlere yönelik uygulamalar artık bizim yeni normalimiz olmalıdır” ifadesi de kayda değerdi.
 
Dünya bu konuda lider şirketlerini belirliyor. Dünyada gerek iklim gerekse su konusunda dereceye giren şirket sayımız ise çok az. Su konusunda dünya çapında A notunu alan 72 şirketten sadece biri Türk. Eti Soda... Bir de Tedarikçi İletişimi kategorisinde A notuyla dünyada yer alan Tekfen Holding var.
 
Bunun dışında iklimde A’ya en yakın kategori olan A-’deki Türkiye liderleri Arçelik, Aselsan, Brisa, Migros, aynı zamanda su lideri de olan Tekfen Holding, Yapı Kredi ve Brisa. Bu şirketlerin özellikle adını verdim. Çünkü Liderler Oturumu’nun moderatörü olan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Arama Kürsüsü Başkanı Prof. Dr. Oğuz Babüroğlu çok net bir şey söyledi. “Türkiye’deki lider şirketler ve araştırmaya katılanlar, BIST İstanbul 100’ün değerinin yüzde 50’sini teşkil ediyor.”
 
Peki ya diğerleri? Yani yüzbinlerce KOBİ ve daha üstü firmalar... Dijitalleşme konusunda TÜSİAD Başkanlığı sırasında Erol Bilecik, bu dönüşüm sağlanmazsa ilk 500 şirketin yarısının yok olacağına dair uyarıda bulunmuştu.
 
Ben aynı durumun daha sert bir şekilde iklim krizi konusundaki uyumda da baş göstereceğini düşünüyorum. Çünkü üretimden ticarete, atık yönetiminden tedarik zincirine kadar bu sisteme uymayanlar, yarın pazara mal sunarken sorgulanmaya, engellenmeye ya da ekstra bedeller ödemeye zorunlu olacaklar.
 
Bu konuda dünya vatandaşı kimliğimizle zaten duyarlı olmak zorundayız. Ama bu kriz, yakın gelecekte çok büyük bir ekonomik krizin de ayak seslerini duyuruyor. Ülkece geç kalmadan harekete geçmemiz ve bu konuda samimi olmamız şart. Yoksa... Yoksası çok acı.
 
[email protected]

Bu yazı 117 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum