Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

Kuru ekmeği reva görmek

16 Aralık 2020 - 14:34

Bütçe görüşmeleri sırasında bir kuru ekmek tartışması çıktı ki, hangi açıdan bakarsanız bakın çok şeyi deşifre ediyor. Öncelikle anlık ve gayri ihtiyari verilen bir tepki olduğuna dikkat çekmek lazım. Bu da bir sürçü lisandan çok, alt benlikte düşünce yapısının bu olduğunu kamuoyuna anlatıyor.

Önce konuyu kaçırmış olanlar için hatırlatalım. Engin Altay, vatandaşın ekonomik durumunu aktarıyor. Son derece normal, zira gündem bütçe görüşmeleri... Bu minvalde vatandaşın açlığına atıfta bulunurken, ‘elbette midelerine bir şey giriyor, kuru ekmek’ dediği anda, iktidar partisinin Denizli Milletvekili Şahin Tin, oturduğu yerden ‘kuru ekmek giriyorsa aç değil’ diye çıkış yapıyor.

Elbette tepki arkasından gecikmedi. Sonra her zaman olduğu gibi böyle bir ifade kullanılmadığı iddia edildi. Ama söz uçar yazı kalır derler ya, Meclis tutanaklarına bakıldığında gözüktü ki, aynen bu cümleyi sarf etmiş.

Ardından da ‘derdiniz çarpıtma ve iftira’ diyerek savunma yaptı. Elbette bu kadar net söylenmiş bir söz karşısında ne iftira ne de çarpıtma söz konusu. Ama algı yönetilecek ya, klasik yönteme hemen başvurulmuş.

Fakat söz konusu olan Millet’in sofrasına gelen çorba olunca, bu işleri algıyla yönetmenin mümkün olmadığı anlaşılamamış. Aslında son aylarda bu yaklaşımı çok net görüyoruz. Önce servisçi esnafın dert yanışına, Cumhurbaşkanı ‘abartıyorsun’ deyip, keyif çayı içmesini önerdi.

Ardından iktidarın ortağı ‘askıda ekmek’ kampanyası başlatınca kimya bozuldu. Nitekim süreç Berat Albayrak’ın istifasına kadar gitti. Çünkü gerçek Millet’in geçinemediği, makro ekonominin de rezervler dahil eksi bakiyelere kadar düştüğüydü.

Sonra işsizlik rakamlarında akla ziyan bir düşüş yayınlandı. Hemen ardından Bakan Selçuk, asgari ücret görüşmelerinin yapıldığı bir süreçte, Türkiye’de yoksulluk sorunu olmadığı çıkışını yaptı. Hem de çalışanların yüzde 43’ü açlık sınırının altında asgari ücret ile maaş alırken...

En son olay da, yazının başında aktardığım gibi Meclis’te gerçekleşti. Aşık Mahzuni Şerif demiş ya ‘Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana’ diye, soğan fiyatlarına yetişemeyince artık sofraya koymanın olanaksızlaştı bir ortamda, kuru ekmek reva görülmüş olmalı.

Oysa üç kişilik bir aile, her öğün kuru ekmek yese, ayda 540 TL yapar ki, bu da asgari ücretin yüzde 20’si demektir. Şüphesiz böyle bir şey mümkün değil. Ama düz mantıkla bile kuru ekmek yiyenin aç kabul edilmediği yaklaşım, dramatik bir ölçüdür.

Çünkü son dönemde gerçekleştirilen her üç örnekte de, yani ‘eve ekmek götüremiyoruz’u abartı bulan, yoksulluğun olmadığını iddia eden ve ‘kuru ekmek yiyorsa aç değildir’ diye yaklaşım sergilenmesinde temel iki neden var.

Birincisi sorunları yok sayarak, ortadan kalkabileceğine dair algı oluşturacağına inanmak. Bu söz konusu ekmek ise mümkün değil. İkincisi de sokakla bağlantısını tamamen kopartmak. Yani artık sokaktaki insanın ne yaşadığının farkında bile değiller.

Her ikisi de hem iktidar hem de o ülkede vatandaş olanlar açısından sıkıntılı ve tehlikeli bir durumdur. Şu bir gerçek ki insanlar geçinemiyor. Bugün bir arkadaşım anlattı. Boğaz Köprüsü’nde seyir halindeyken önündeki araç birden duruyor ve içindeki kişi direkt köprüden atlıyor.

Bunun gibi sayılamayacak kadar örnek yaşanıyor. Sizce bu sessiz bir çığlık değil mi? İnsanlar yaşadıklarını anlatamıyor, anlatılsa da anlaması gereken anlayamıyor. Çünkü artık bu ülkenin gerçekleriyle yaşamıyorlar. Durum bu kadar net.

[email protected]

 

Bu yazı 391 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum