Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

Sınırımızda uyuyan dev: İran

17 Şubat 2021 - 15:31

2021 senesinin özellikle ikinci yarısından sonra en çok konuşacağımız ülkelerin başında İran geleceğini düşünüyorum. Trump döneminde gerilen ilişkilerin, Biden ile birlikte nasıl bir sürece gireceği ise şimdilik soru işareti olma özelliğini koruyor.

Her ne kadar Biden’ın farklı yaklaşımları olsa da, ABD devletinin politikasında çok keskin dönüşümler olmadığını biliyoruz. Ortaya çıkacak bu tavrın, S400 ile ilgili sıkıntı yaşayacağımız bir süreçte, yeni bir başlığımızın olup olmaması adına da önemli olduğunu düşünüyorum.

Ekonomi Gazetecileri Derneği olarak DEİK ile birlikte yürüttüğümüz ‘Türkiye’nin Ticaret Yolculuğu’ başlıklı oturumların bu haftaki konuğu DEİK – Türkiye İran İş Konseyi Başkanı Osman Aksoy’du.

Aksoy’un öngörüsüne göre haziran ayındaki İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ABD-İran ilişkileri de daha az stresli bir konuma ulaşabilecek. Umarım öyle olur. Zira bu bizim için de önemli.

Her şeye karşılık İran çok kritik bir ülke. İzole yapısını ne zaman, nasıl ve hangi koşullarda çözülür bilemiyorum. Ama şu bir gerçek ki çözüldüğü anda, sınırımızda ekonomik bakımdan uyuyan bir dev olduğunu bilmemiz lazım.

20 milyar dolarları aşan ikili ticaretimizin, yaptırımlar nedeniyle dörtte bir seviyesine kadar gerilediğini düşünürsek, İran konusunda bugünden ders çalışmamız şart gözüküyor. Zira normalleşmeyle birlikte elinde hammadde gücü olan ve kalkınma ihtiyacıyla yanıp tutuşan KOBİ’lere sahip bir rakip haline dönüşecek.

Oysa bugünden, kurallar çerçevesinde ortak üretim arayışlarına gitmenin, o gün geldiğinde çok daha olumlu sonuçlar getireceğini düşünüyorum. Nitekim Osman Aksoy da ülkeyle en güvenli ticaretin de yerinde üretim olduğuna dikkat çekiyor.

Bugünkü haliyle bile elektriği bizim sekizde birimize, doğalgazı onda birimize mal eden bir yapı var. Tıpkı Rusya’da olduğu gibi, burada da farklı bir bakış açısı geliştirmezsek, iş normalleştiğinde bizimle aynı masaya oturmazlar.

Zira bugün ticaret değil, birlikte üretim yapma teklifleri olduğunu biliyorum. Bunun güçlüklerinin de farkındayım. Ama meseleye uzun vadeli bir projeksiyonla yaklaşmaz ya da çıtayı atlatıp teknoloji ülkesi haline dönüşmezsek, kısa süre içerisinde farklı rekabet sorunlarını tartışmamız işten bile değil.

Aksoy’un verdiği bilgilere göre iki üç senedir Diriliş Ekonomisi adını verdikleri bir ekonomik program uyguluyorlar. Yaptırımın yapısı da gereği üretimi içte, 2 bin 500’e yakın lüks diye tanımladıkları ürünlerin ithalatını yasaklıyorlar.

Bu eğilim, şartlar düzeldiğinde kendi kendine yetebilme kabiliyeti olan, hammadde zengini bir rakip yaratır. Teknolojisiyle, şartlar değiştiğinde ona ulaşabilecek sermayeleri var. Kendi içlerindeki çalışmalar nedir; onu da bilmiyoruz.

Bence bu pazarı düşünenlerin, bugünden birlikte üretimi esas alan bir yaklaşımda bulunması hem kendileri, hem Türkiye ekonomisi açısından kritik bir önem taşıyor. Yoksa gözüken o ki çok üzülürüz.

[email protected]
 

Bu yazı 143 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum