Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

Tedarik üzerinden masal yazmayın

22 Mart 2021 - 10:29

Türk reel sektörünün bugün çok ciddi bir dönüşüme ihtiyacı var. Bu net gerçeği biliyoruz. Fakat gerek temsilciler düzeyinde, gerekse de ekonomi yönetimi nezdinde gündem tedarik başlığı...

Çip kriziyle daha da coşkulanan bu başlık, aslında kendi içinde dersler çıkarılması gereken yanları varken, sığ bir zeminde, zaman ve süreç kaybına neden olacak biçimde oyalama unsurunu gibi hayatımıza girdi.

Tez şu: Gelişmiş ekonomiler artık Çin ile ilişkilerini belli bir sınıra çekmek istiyor. Bilhassa pandemi sürecinde yaşanan tedarik sıkıntıları nedeniyle dünyadaki tedarikçilerini çeşitlendirecek ve burada da Türkiye’nin büyük şansı var.

Elbette Türkiye’nin bu süreçten alacağı bir pay söz konusu. Lakin bunun bir fırsat olarak sunulması, hiç kimse kusura bakmasın koca bir masaldan ve yalandan başka bir şey değ il. Bize sadece fırsat kaybettiriyor. Neyin fırsatı? Onu açacağım.

Ama önce sizleri 2020 yılının Şubat ayına götürmek istiyorum. Virüsün 2019 yılının son diliminde Çin’de çıkmasıyla baş gösteren, sonrasında sıkıntılara neden olan sürece. Bizde ilk vaka görülmeden önce ne konuşuluyordu?

Çin elindeki tedarik gücünü ve tek olma özelliğini kaybediyor. Doğru hamleyi yaparsak, ortaya çıkan talebi üzerimize çekebiliriz. Böylece de dünyanın yeni üretim merkezi olabiliriz.

O dönem de yazmıştım. Bu çok büyük bir tehlikeydi. Çünkü başta üretim yapımız tutmuyordu. Ölçek ekonomisi üzerine kurgulanmış, milyon adetlik siparişlere göre kapasite yatırımı yapmış bir ülkeyle, binli adetlerde siparişleri karşılayan bir ülkeyi yan yana koyarsanız, ancak o ekonomiyi gereksiz yatırımlarla çatlatırsınız.

Süreci doğru okuyamadığınız nokta da, elinizdeki atıl kapasitenin üzerine, telafi edilemez kapasiteler koyarak günün sonunda iflas edersiniz. Neyse ki dünyadaki salgın etkisiyle ilk vaka bizde de çıktı ve hazır giyim gibi bir kaç sektör dışında bu ekstra yatırımları yapmadan, orada da başlangıç aşamasında yakalanarak kurtardık.

Fakat ekonomi kanallarında yine aynı masal okunmaya başlandı. Türkiye zaten iki malından birini Avrupa pazarına satarak, mevcut kapasitesinin yarısını buraya kullandırıyor.

Fakat bu masal okunmaya devam ederse, kapasite yatırımlarıyla ilgili felaket kapımıza gelecek. Çünkü bir havuç gibi herkesin diline pelesenk oldu dolaşıyor. Oysa tedarik başlığının Çin özelinde tekelleşmesiyle ilgili rahatsızlığın, pandemi ve o süreçte yaşananlarla ilgisi yok.

Almanya’nın dünyaya bir marka olarak ortaya koyduğu proje olan Endüstri 4.0 ya da bizdeki adıyla dijitalleşmenin temelinde zaten bu mantık var. Gelişmiş ülkeler sadece güvenli tedarik peşinde değil.

Üretimleri kendi sınırlarında gerçekleştirecek bir model yolundalar. Yani öyle zannedildiği gibi tedarik ihtiyacını Çin’den çıkarıp, başkasına vermeyecekler. Teknolojinin ve dijitalleşmenin de katkısıyla kendi ülkelerinde gerçekleştirecekler.

Çin’in en büyük avantajı ne idi? Verimlilik ve ucuz iş gücü. Dijitalleşme ile verimliliği, otomasyona faz atlatarak, robotik teknolojilerle de iş gücünü sorun olmaktan çıkarıyorlar. İşin aslı budur.

Şayet burada havuca kanıp, yeni Çin olma peşinde koşarsak çok ağlarız. Aksine konuşmamız gereken yeni ekonominin yapısına uygun ürünler geliştirip, üretim metodolojimizi buna uydurup, istihdam konusunu da göz ardı etmeyecek modellemeler yapmaktır.

Fakat görüyorum ki yine piyango hevesine sürüklenmek istenen bir yapı ile karşı karşıyayız. Tedarik masalının sonucu ancak bu olur. Neyin tedariğini yapacaksınız? Ürünün kendisi de, üretim tarzı da değişiyor.

İşte çip sorunu... Çip yoksa telefon da otomobil de üretmiyorsunuz.  Gerisi işin kabası. Çin bunu gördü ve teknolojik dönüşümünü uzun zamandır hızlandırdı. Japonya Toplum 5.0’u oturttu gibi. Almanlar dijital devrimin bir sonraki adımını konuşuyor.

Peki biz neyin peşindeyiz? Eski ekonominin ve eski üretim tarzlarının devam edeceği gerçeğinden hareketle, kayan talebi toplamak derdindeyiz. Lütfen artık bu tedarik masalını bitirin. Türkiye’nin yeni ekonomiyi ve o ekonominin içinde nasıl yer alacağını konuşmamız gerekiyor. Bu sahte başlıkla ancak vakit kaybına neden oluyorsunuz.

[email protected]

Bu yazı 158 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum