Çetin ÜNSALAN

Çetin ÜNSALAN

EKOPOLİTİK

Vatandaş da büyüdü mü?

01 Aralık 2020 - 18:29

Türkiye 2020 yılının üçüncü çeyreğinde beklentilerin de üzerine çıkarak yüzde 6,7’lik bir büyüme istatistiği yakaladı. İstatistik diyorum zira mesele bir rakam olmaktan öte anlam taşımıyor. Hatta iç detaylarına baktığınızda büyük bir tehlikenin de habercisi gibi ortada duruyor.

Yıllarca büyüme ile kalkınma arasındaki farkı çözememiş, ekonomiyi finansçı kafasından öte bir yerde algılayamamış ülkemizde, gerçekten sorunları çözmek istiyorsak bu bakış açısını da değiştirmek zorundayız.

Ekonomi yönetiminin dile getirdiği gibi, 2020 yılını rakamsal bazda artıda kapatma ihtimali, üçüncü çeyrek rakamıyla birlikte güçlendi. Gerçi yüzde 1’i bile yakalamayacak olan, olası bir büyüme bizi tatmin ediyorsa o da ayrı bir tartışma konusu.

Ama yine de ekside kalmak yerine, iteleyerek sıfırın üzerine çıkmak, görece olumlu bir haber olarak algılanabilir; hiçbir şeye yaramasa da... Göreceksiniz şimdi bunun üzerinden yine hamaset rüzgarları esmeye başlayacak.

Fakat asıl sorun refah yaratmayan bir büyümeyle yüzleşmenin dayanılmaz hafifliğinde yatıyor. Çünkü büyümenin nereden kaynaklandığına bakarsak, ihracatın çakıldığı, ithalatın coştuğu, buna karşılık gelirin düştüğü, borçlanmanın tepe noktaya ulaştığı bir görüntünün siren sesleri arasında bu hamaseti dinleyeceğiz.

Büyümede finans sektörünün, üçüncü çeyrekte yüzde 41,1’lik artış performansı zaten her şeyi bize anlatıyor. Pandemi sürecinde insanlara kredi dağıtıp, olası görev zararlarını büyüterek, sorunu ağırlaştırarak geleceğe taşıyan yaklaşım, bu yüzdesel büyümeden mutlu olacaksa, daha büyük bir problemimiz var demektir.

Yani vatandaşın büyümediği, şirketlerin belli sektörler dışında iş hacmi yakalayamadığı için işsizliğin patladığı bir ortamda sıkıntımızı görmek durumundayız. Gerçi bu aşamada kıvranan bir reel sektör söz konusuyken, borsanın nasıl oluyor da coşkulandığını da sorabilirsiniz.

Firma bilançolarından oluşan bir borsa yapısının bu fotoğrafı vermesi mümkün değil. Ama Türkiye’deki borsanın sığlığını, ilk 10 hisse etrafında döndüğünü, bunun ağırlıklı bir bölümünün bankalar olduğunu, bankaların da kredi coşkulamasıyla iş yapmış göründüğünü düşünürseniz meseleyi anlar, bu arada silkelenecek kerizleri de sayabilirsiniz.

Daha fenası bu dönemde mal ve hizmet ithalatının yüzde 15,8 artarken, ihracatının yüzde 22,4  azaldığı gerçeğini de uzun uzun tartışmamız gerekiyor. Büyümenin iç yapısına baktığımızda sanayi ve tarımın, finansal hizmetlerin yakaladığı büyümenin yüzde 18-20’si mertebesinde güdük kalması, problemi de başka bir açıdan bize anlatıyor.

Yani özetle yurtdışından mal ve hizmet ithal etmişiz, karşılığında borçlanıp zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılamışız ve üçüncü çeyrekte yüzde 6,7’lik büyüme yakalamışız. Şişmişiz ama kalkınmamışız.

Velhasıl kelam elin parasıyla borçlanıp, elin mal ve hizmetini tüketerek büyüdüğümüzü zannetmişiz.
[email protected]
 

Bu yazı 307 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum