Deniz Emin TÜFEKÇİ

Deniz Emin TÜFEKÇİ


Turizm de 43 Yıl ve önemli dip notları -10

07 Temmuz 2020 - 00:40

Turizmin önemli isimlerinden Deniz Emin Tüfekçi, Turizmde 43 yılı yazdı. 

1970’lerin,80’lerin turizminin aktörleri;

Öncelikle şunu vurgulamakta yarar var. Türkiye’deki  o dönemin rehberleri birer ayaklı hazine gibiydiler. Bilgileri yanında duruş, tavır ve ilgileri de turist guruplarını çok olumlu etkiliyordu. Hem acentalarımız kazanıyor, hem de Türkiye imajı çok olumlu algılanmaya başlıyordu. Hepsine Türk turizminin gönül ve minnet borcu vardır.
Lokantalarımız bir başka önemli kültürel tanıtım noktalarımızdı. Bursa Kültür park Yusuf restaurant, Bergama Kardeşler lokantası, Selçuk Hitit restaurant, Didim’de karşılıklı konuşlanmış Kamacı ve Aşık restaurantları, Geyre-Afrodisiyas Doyuran lokantası, Eğirdir gölü kıyısında karşılıklı yer alan içlerinde yaşayan çam ağaçlarının korunduğu  Eğirdir restaurant ve Derya restaurantlar başta olmak üzere ismini hatırlamadığım onlarca restaurant sadece yemek vermiyorlar, bizim yemek kültürümüzü de çok iyi biçimde çeşitleriyle tanıtıyorlardı. Bir büyük tabağın içine turistin işaret ettiği tepsideki yemeklerden dolduruyor, belki 5-6 çeşit yemek tek tabakta sunuluyordu. Yoğurt, meyve, tatlı ise ayrı tabaklardaydı. Evlerinde, eşlerinin, kızlarının o sabah yaptığı yemeklerin tadına doyum olmuyordu. Rehberlerin zorluğu ise, bu neden yapıldı!, bunun adı ne! diye devamlı soru soran turistlere yemeğin adını söylemek değil, yemeğin tarifini isteyenlere yanıt verebilmekti.
Dönemin otobüs şoförleri de ilginçti. Çoğu tura ilk kez giden rehber ve şoförler sora sora Bağdat bulunur! anlayışıyla her şeyi öğrenip buluyorlar, otelleri şehir içinde sormak istediklerinde bir büfeden sigara kibrit alır gibi iner, otelin yolunu öğrenirlerdi. Birçok şoför ve rehberler bu konuda birbirlerinin hocası olmuştur. Rezervasyon listesinde rehber ve şoför aynı odada kalsalar da, yer varsa ek ücret almadan ya oteller ayrı oda verir, ya da özel durumlarda şoför otobüste yatar, rehber keyfine bakardı. Ama bir çok turda ikisine de oda verilmemesi sürpriz olmazdı. Herkes birbirini idare ederdi.
Halkımız ve turistler;
Karısının gözünün bile görünmesini hoş görmeyen Anadolu erkeği, açık kollu elbise giyen turist kadınlara olabildiğince yakın olmanın yolunu arar, otellerde çalışıp duruma alışmış personelin köyünde anlattıkları turist hikayeleri turist otobüslerinin etrafında özellikle Doğu ve Güneydoğu turlarında  hikaye dinleyicisi turist meraklılarından bol bol görülürdü. Ama bu ülkenin köylerinde yaşayanların ,Karadeniz yaylarındaki, köylerindeki, Torosların tepelerindeki insanların, özellikle  kadınların davranışlarından iki örnek vermeden geçemeyeceğim.
Giresun, Görele Aralıkoz köyünde bir İngiliz gurubundaki hanımın  bir köylü kadının fotoğrafını Poloraid makine ile çekip fotoğrafını hemen vermesinden o kadar memnun olmuştu ki, genç kadın teşekkür etmesinin yeterli olmayacağını düşünüp başındaki yazmayı çıkartıp hediye etti.
Yine Karadeniz, Çamlıhemşin, Şenyuva köyü yamaçlarında bir trekking gurubumuz ile yamaçlarda yürürken bir evin önünden geçiyorduk. Ev sahibesi kadın beni durdurup kim oluğumuzu nereden gelip nereye gittiğimizi sorduktan sonra, bahçelerinde oturup onu beklememizi, çay yapıp ikram edeceğini söyledi. Vaktimizin olmadığını teşekkür ettiğimizi söyleyince üzüldü, bana dönüp ‘’belim ağrıyor, bari sen çık şu ağaca tırmanda armut toplayıp ver misafirlere’’ dedi. Yaklaşık 30 kişilik bir guruptuk. Kışın Ankara’da yazın gelip köyünde yaşayan bir kadındı. Veda edip giderken,’’ yol üzerindeki aşağıdaki evin babasının olduğunu, babasına telefon edip bizim geleceğimizi söyleyip çay hazırlamasını isteyeceğim!’’ dedi.
Anadolu benzer binlerce davranışın yatağıdır ve bir başka coğrafyada benzerini kolay kolay bulamaz kimse.
En büyük özelliğimiz ‘misafirperverliğimiz’’dir.
Deve ile mi gezeceğiz!
Amerika’dan gelecek bir gurubumuzun üyesi yaşlı bir hanım turdan iki ay önce bir mektup gönderdi ofisimize. Turu  ne ile yapacağımızı, deve ile mi gezeceğimizi !, Türkiye’de araba olup olmadığını soruyordu. Onun katıldığı turun rehberliğini yaptım, 17 günlük tur, İstanbul’dan başlayıp Adana, Kapadokya, Malatya, Güneydoğu, Doğu, Karadeniz, Ankara ve İstanbul turunun daha başında, 23 Nisan dolayısıyla İskenderun demir çelik fabrikasının üzerine asılmış devasa Türk bayrağını gösterip, ‘’Sovyet ülkesine mi geldik!’’ dedi. Neden! burası Türkiye dedim, aynı bayrağı mı kullanıyorsunuz! diye yanıt verdi. Orak Çekiçli bayrakla rengi dolayısıyla bizimkini karıştırmıştı.
Bir tanıtım turunda misafir ettiğimiz Amerika’daki önemli bir kilisenin papazı tanıtım turu dönüşünde oradaki operatörümüze öyle bir mektup yazmıştı ki, ülkemize kazandırdığımız bir altın madalya değerindeydi sanki. Türkiye’de daha önce kan dökücü! olarak bildiği İslamiyetin gerçek  barışçı yüzünü tanıdığını, Türk halkının  tüm önceki yerleşik düşüncelerinin tersine, modern, iyi insanlar olduğunu , geçmişte sahip olduğu olumsuz düşünceler nedeniyle üzüntü duyduğunu anlatan bir mektup göndermiş, operatörümüz de bu mektubu  bizimle paylaşmıştı .Böyle güzel bir mesajı sonraki yıllarda Turizm bakanlıkları ile paylaşmama karşın kimsenin umurunda olmadı.
Amerika’daki Episcopal kilisesi dünya toplantısının sonundaki mini fuarda gelenlerle mini bir sözlü anket yaptım. Çoğu din adamı, papaz olan kişilerin verdikleri yanıtlar şaşkına çevirdi beni. Efes’i Yunanistan’da zannedip, ben Efes’e gittim, biliyorum! diye iddia edenler-Atina-Ege adaları Cruise ile günübirlik Kuşadası turuna katılmış, ama Türkiye topraklarına ayak bastığının farkında olmaması, Tarsus’u Tunus’ta sanan,7 kilisenin hepsini bilip bunların hangi ülkede olduğunu bilemeyen yüzlerce Hristiyan din adamının varlığı o pazarda Türkiye’nin yapacak çok işinin olduğunu gösteriyordu.
70’li yılların ikinci yarısında sağ-sol çatışması gibi lanse edilen olaylardan dolayı şehirlerde mahalleler, kasabalar hatta bazı şehirler belli gurupların kontrolüne girmişti. Doğu turlarını yapan guruplarımız Erzurum’a girdiklerinde, sol eğilimli bir gençlik örgütü olması nedeniyle TMGT’nin otobüsleri taşlanır, rehberler, şoförler dayak yer kaygısıyla TMGT yazısını otobüsün camından Erzincan sınırına kadar indirmek zorunda kalırlardı.
Erzurum’da yolda yemek yedikleri bir lokantadan, lokantacının ricası üzerine bir genci rehber arkadaşımız her nasılsa otobüse almış, şehir merkezine kadar sohbet etmişler. Ülkücü! olan genç TMGT’nin otobüsü olduğunu anlayınca, Komünistler de iyi insanmış, bilmiyorduk, Kalenin civarında birileri çevirirse benim adımı verin! demiş ayrılırken.
Zor yılların acı tatlı yüzlerce bu tür anıları herkesin dağarcığında yer bulmuştur.
Otelcilik denemesi;
Antalya, Side taraflarında 380 oda  kapasiteli bir oteli kiralayıp işletmeye soyunup ,oldukça da fazla masraf ettik.
İki yıl içinde geçmişteki tüm birikimlerimizi kaybedeceğimiz bu serüven ülkede ahlaksızlığın ve hırsızlığın boyutunun nereye vardığını göstermekle kalmadı, Ayı ile yatağa girilmez! sözünün doğru olduğunu, ülkemizde yasaların haklıyı değil, hırsızı koruduğunu, iyi hizmet için gıdanın en iyisini, hilesizini menüye koyup turisti korurken, çalışanların bir işveren olarak haklarını korumaya kalktığında maliyetlerinin piyasa koşullarına göre çok yükselip rekabet edemez hale geldiğini, anlı şanlı tur operatörlerinin sezon sonunda alacağını ödememek, öderse de ne kadar ilerdeki aylara ötelemeye çalıştıklarını gördüm. İtibarı kaybetmemek para kaybetmekten önemlidir. Kazandığımız paraları yitirmiştik, tekrar kazanmak için çalışırdık. Öyle de yaptım.
Sultanahmet gibi, birçok otelin, kuyumcunun, halıcının yer aldığı bir bölgede orta boy bir seyahat acentası olarak iki yıl üst üste vergi ödemede ilk on içine girmemize şaşırmadım desem yalan olur. Vergiyi ödememek için o para ile otobüs alır, bina alır paramızı elimizde tutmuş olurduk ama yapmadık.
O koskoca şirketlerin sahipleri, zaman zaman aynı uçakta seyahat ederken business class!  koltuklara yerleşirler, altlarındaki kotralar, lüks araçlar ile dolaşırken  sanki bir başka ülkede yaşıyorlar gibi davranırlardı.
Terör nedeniyle hayatını kaybeden askerlerimizi, insanlarımızı, yoksulluğun, işsizliğin diz boyu olduğu ülkemi düşündükçe verilecek verginin beş kuruşunu bile saklamak teröristlere ortaklık etmek gibi geliyordu bana. Böyle düşünen o kadar az insan olmasını da yadırgamıyor değildim.
Turizmde nereye gidiyoruz;
Geçen 42 yılda,42 değişik ülkeden turist getirip onlara servis verip, memnun edip, ülkeye ciddi ölçüde döviz getirmeyi becerirken önümüzdeki tabloya baktığımda  politikaları olan, büyüme, gelişme yayılma stratejileri belirlenmiş, sektörün işleyişini engelleyecek olaylarda durumu düzeltecek, işleyişin sağlıklı sürmesine yarayacak taktiklerin oluşturulduğu yönetimlerimiz olsaydı, hem doğayı koruyup sürdürülebilir turizmi koşulsuz sağlardık, hem ülkemizin kaynaklarını doğru kullanırdık, hem de ülke ve  kuruluşlar, çalışanlar olarak en azından başka ülkelerde aynı işleri yapan meslektaşlarımız kadar gelir elde ederdik. Türkiye görünüşte turizmden para kazanıyor gibi olsa da, aslında ağır, giderilmesi olanaksız hatalar nedeniyle, köle düzeni anlayışıyla, işçisiyle, patronuyla  kendi kendini köleleştirerek çok şey kaybetmiştir.
Hatalı politik kararlar nedeniyle 2015 yılında  ‘’Gezi olaylarına, dönemin  hükümetinin gösterdiği tepkinin Batı kamuoyunda yadırganması ülkemize Batı dünyasından gelen turistlerin oldukça azalması,  Suriye krizinden kaynaklanan Rus uçağının düşürülüp,4 milyondan fazla Suriye vatandaşının ülkemize göç etmesi, 2016 Ocak ayında Sultanahmet’te patlatılan bomba  gibi olaylar sonucu  turist sayısı genelde azalmasa bile, gelir düzeyi oldukça düşük, rakip ülkelere göre neredeyse yarı oranında turistik gelir düzeyine gerilemek gibi bir ‘’kader’’ ile karşılaşmıştır ülkemizdeki turizmciler.
Bir yıl uğraşıp ikna etiğimiz bir Romen tur operatörünün 2016 yazında Türkiye’ye haftada iki uçak turist göndermesi ile ilgili tüm hazırlıklarımızı yapmış, THY ile Romen tur operatörünün toplam 36 uçuşluk  charter uçak anlaşması imza noktasına gelmiş, yaklaşık 4 milyon Euro döviz girdisi sağlayacağını hesapladığımız operasyon, Rus uçağının 24 Kasım 2015 tarihinde düşürülmesi üzerinden daha iki hafta geçmişken Romen tur operatörünün gönderdiği iki satırlık mesajda, ’’güvenlik kaygıları nedeniyle’’ operasyonu iptal etmek durumunda kaldıkları yazıyordu. Hiç bir dahlinizin, kabahatinizin, eksikliğinizin olmadığı bir durumda, ülkeyi yönetenlerin hataları sonucu bir günde tüm emekleriniz, hayalleriniz yok olabilmekte bu ülkede. Tek bir özür, pardon! ya da ne yapabiliriz sizin için! sorusu sorulmadan, el uzatılmadan kaderinizle baş başa bırakılabildiğiniz bir ülkede yaşadığımızı da herkesin bilmesinde yarar var.
Benzer durumlarda rakip ülkeler yönetimlerinin sektörlerine nasıl destek olduklarını bilmek, içimizi acıtmaktan başka bir işe yaramamaktadır.
Görünen odur ki, yıllar geçse de devletin turizme ilgisinin temelinde, getirdiği döviz dışında bir şey yatmamakta olduğu gerçeğidir.
Anlamsız, gereksiz, yok edici bir rekabetin içine giren on bini aşkın seyahat acentesi, turistin cebine para koyarak ülkeye getirmeyi turizme destek sanan devlet anlayışı, o tür talepleri devletten isteyen, ve kendileri de eksi maliyetlerle turist getirip kendini büyük ‘’satan’’ Türk kökenli tur operatörleri ne yazık ki elbirliği içinde bu tabloyu çizmişlerdir.
Takdir bu yazı dizisini okuyan meslektaşlarımındır.
Allah utandırmasın! demiştim işime ilk adımımı attığımda. Utandırmadı bu satırları yazana kadar diyebilirim.
We bear experience, carry responsibility and providing massage to the soul of the tourists in this special country.
Deniz Emin Tüfekçi
Baştarafı<<<<<<<<<

 

Bu yazı 782 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum