Deniz Emin TÜFEKÇİ

Deniz Emin TÜFEKÇİ


Turizm de 43 Yıl ve önemli dip notları -5

27 Haziran 2020 - 14:21 - Güncelleme: 16 Temmuz 2020 - 20:23

Turizmin önemli isimlerinden Deniz Emin Tüfekçi, Turizmde 43 yılı yazdı. 

Amerikalılar;

Nedense anlamsız rekabetin, hatta birbirini fiyat rekabetiyle yok etmeye çalışan Türk kökenli! Tur operatörlerinin- ki eninde sonunda kendileri de yok oluyor, piyasaya yüklü miktarda borç takarak ortadan kayboluyorlardı-  hatta bazıları devletin! Masa altı, kayırıcı destekleriyle piyasayı bozanların bulunduğu Almanya, Fransa gibi pazarlardan uzak duruyordum.

Amerika o açıdan bakir ancak uzun bir süre Amerika’da görev yapmış rahmetli Fethi Pirinççioğlu’nun deyimiyle ‘’dipsiz’’ bir kuyuydu.87 yılında tesadüfen Türsab genel kurulunun olduğu bir tarihte Amerika’da bir fuara katılmış, ziyaretçileri bilgilendiriyordum. Çok kişi geliyor, broşürümü alıyordu ama hiç soru sormuyorlardı. Birisi dikkatle broşürü incelemeye, turlarımızın ayrıntılarını sormaya başladı.30 küsur yıldan bu yana, artık ikinci kuşağıyla devam ettiğimiz bir iş ilişkisi o gün başlamıştı. Gerçekte 4 Türk acentası ile ilişki kurmuş, bir yıldan fazla incelemiş, 4 İstanbul ziyareti yapmış, kimi zaman bizim, kimi zaman diğer saygın ve ülkemizin en büyük on acentası içinde gösterilen üç acentasının misafiri olmuş, sonunda bizde karar kılmıştı. Çekiştiğimiz  üç büyük Türk acentası, kavak ağacı gibiyken, biz birçok açıdan onların yanında taze fidan sayılırdık.

Kararını verdiği gün, neden seni seçtim biliyor musun dedi;
sen gönderdiğim mesajlara aynı gün yanıt veriyorsun, diğerleri gibi hangi şehirde hangi otel, yolda hangi lokanta uygundur, yol kaç saat sürer hepsini anında hem de çok doğru olarak söylüyorsun, onlar ise ya birini çağırıp, ya da telefon ederek birilerinden öğrenip bana söylüyorlardı dedi ve devam etti, ‘’ asıl beni ikna eden yanın, seni  pek iyi tanımasalar da hepsi senin hakkında da dahil birbiri hakkında uygunsuz şeyler söylerken sen hep onları benim gözümde yüceltmeye çalıştın’’ dedi ve onlardan birisinin benim hakkımda yazdığı iki sayfalık  beni kötüleyen teleks metnini gösterdi. Orada yazılanların doğru olmadığını otuz küsur yıldır onlara göstermekten ben hep mutlu oldum.

Bunları burada yazmamın nedeni, bu satırları gelecekte okuyacak yeni meslektaşlarımın da öyle davranarak çok şey kazanacaklarını aktarmaktır.

İşini iyi bilip, hakim olacaksın. Muhatabını bekletmeyeceksin, zamanı iyi kullanacaksın, kimse hakkında olumsuz bir yargıyı başkasına aktarmayacaksın.
 
Bombalar ve Körfez krizi,1991;
80’li yılların ikinci yarısı, demokrasiye geçişle birlikte turizmin altın yılları olarak tarihe geçmiştir. Ulusu hükümetinin alt kademesinde DPT içinde  yer alan denizci subaylar aydın, görmüş subaylardı. Her nekadar o dönemde Erdek, Şarköy, Kumbağ, Ayvalık ve Akçakoca yanında biraz Bodrum’un adı duyulmuş, yurt dışında Romanya’nın Mamaya, Mangalia, Bulgaristan’ın Burgaz, Varna, Primorsko gibi tatil yöreleri bize örnek olsa da turizmin önemini kavrayan denizci subaylar kadrosu turizm teşvik yasasının hazırlanmasını ve her alanda turizm teşviğinin uygulanmasını hükümete kabul ettirdiler.

Herkesin sandığının aksine, bu kararda dönemin DPT müsteşarı Özal’ın değil, onların Özal’ı da aşarak Ulusu hükümetinin kanunu parlamentoya sunmasını sağlayan bu subayların imzası vardır. Ne yazık ki o yıllar bu teşvikler bir plan çerçevesinde değil, kim nerede neyi ne kadar işitiyorsa yapıp, Marmaris, Kuşadası, Alanya, Didim, Bodrum gibi belli başlı turizm merkezlerimizin cennetten beton yığınına, denizlerimizin süratle kirlenmesi başta olmak üzere alt yapı yatırımları olmadan tesislerin yapılmasına, kalite yerine sayıların önemsendiği devrin de kapısının açıldığı yıllardı. Tesisler 5 yıldız ama çevre, sokaklar tek yıldız düzeyindeydi. Bu günün çarpıklıklarının temeli o yıllarda Özal ile başlayan dönemde atılmış, turizmden kazanır görünürken aslında doğadan, çevreden ve bir çok değerimizden kaybeder olmuştuk.Teşvik kararı doğru, uygulaması yanlıştı. Rodos’ta elli bin ,tüm Türkiye’de kırk bin yatak var! edebiyatı gözümüzü ne şekilde, nerede, para dışında neye mal olursa olsun yatırımcının gözünü karartmış, devletten de ciddi destek görmüş, yağma döneminin temeli atılmıştı. Guruplarımızı alışkanlık gereği görmediğim, işletmecisini, müdürünü tanımadığım hiçbir otele yatırmamaya çalışıyordum. Öyle günler oluyordu ki, örneğin  Kuşadası’nda gurubumuzu yatıracak otel bulamamışken, oradaki arkadaşlarım, bir otelin açıldığını ve gurubu orada konaklatabileceğimi söyler, mecburen o otelde konaklatırdık. Tevfik Bağcı’nın o dönemdeki katkılarını unutamam. Marmaris’te iki gurubumuzu araya hatırlı dostlarımızı sokmama karşın  hiçbir otelde yer bulamadığımız için birer gece hızlı Katamaranla Rodos’a götürüp konaklattığımı unutmam. Kapadokya’da elimdeki iki yüz civarındaki gurubun Mart başında otel yokluğundan sadece 10-15 tanesine yer bulabildiğim dönemde Ürgüp Büyük otelin işletmecisi rahmetli  Saffet Yatağan ve sevgili İskender Erenler’in yardımıyla tek bir gurubumuzun bile açıkta kalmadığı o yılda, bir acentanın Ürgüp’te bir  otelin bahçesinde otobüsün içinde konaklamak zorunda kalan Alman gurubunu da  hiç unutmam.
Kuşadası’nda patlayan bomba, Antalya’da benzer bir patlama ve sonunda bizimle hiç ilgisi olmayan, Irak’ın Kuveyt’i işgali sonunda başta Avrupa pazarı olmak üzere turizm hareketinin neredeyse durma noktasına gelmesi tüm sektörde şok etkisi yarattı. Birçok acenta piyasadan silindi. Fiyatlarla oynayıp zararına iş yapıp piyasada tek kalmak isteyen Türk kökenli operatörler! teker teker silinmeye başladı. Adı Almanya gibi ülkelerde uçak bileti satmak dışında hiç duyulmamış yeni aktörler ise el altından ya da açıktan açığa devletin açık kayırması sonunda palazlanıp, ciddi hibe ve hibe gibi algılanan teşviklerle piyasada söz sahibi yapıldılar. Onlar ki, hem piyasada rekabet edebilecekleri yabancı orta ya da küçük boydaki operatörleri piyasadan sildiler, ve de işin en acısı, Türkiye’yi zararına satacak durumda bu hükümranlıklarını sürdürdüler. Devletin körfez ülkeleri, Japonya gibi ülkelerden aldığı zarar görmüş sektörlere dağıtılacak hibe yardımlardan otomotiv, tekstil gibi sektörler yararlanırken, turizm sektörüne beş kuruş koklatılmadığını da görüp tüm zararı sineye çektik. Kimi kayırılan otellere verilen faizsiz krediler ise faizlerin %80 olduğu dönemde sadece bankaya yatırılıyor, bir yıl sonra anapara geri ödenip, faiz geliri cepte kalıyor, bu da turizme aynı bu gün olduğu gibi destek! olarak gösteriliyordu. Adrese teslim desteklerin uzun dönemde ülke turizmine, özellikle kültür turizmine zararı çok büyük oldu. Hac kontenjanı gibi avantajlar sonunda getirdikleri dövize oranla hac turu organize eden Türk kökenli tur operatörlerinin cebine 2-3 milyon dolar konması sağlanıyor, karsız, hatta zararına Türkiye programları satan operatörlere mama olarak hac kontenjanı geliri bırakılıyordu. Zararına satılan turların bir destekçisi de ‘’hanut’’ veren dükkanlardı. Rekabet öyle hale gelmişti ki, operatörlerin peşinde daha çok hanut veren yeni yeni dükkanlar türemeye başladı. On günlük  Türkiye kültür turunu 1000 dolara satan acentalarımızın karşısında, 1 hafta,250 Alman markına(140usd) ,uçak gidiş geliş, acenta komisyonu dahil 1 hafta yarım pansiyon 3-4 yıldızlı otel satan Türk kökenli Alman, ya da 1 haftalık kültür turunu 1100 Fransız frangına (150usd) Fransız tur operatörleri kültür turu pazarını da yok etti. Bir sene Kuşadası’nda uçak dahil Kuşadası’nda tatil yapan Alman, o yıl civarda gezilebilecek ne kadar müze ve ören yeri varsa gezdi, ertesi yıl bunu diğer tatil yörelerinde tekrar edip 3 yıl bedava tatil yapmakla kalmadı, ülkedeki  kültürel değerlerimizin çoğunu gezmiş oldu. Bu tür operatörler kültür turu yapan acentalarımızın da işini yok etmiş oldular. Türkiye, yanlış, gereksiz, kayırıcı teşviklerle kendi ayağına kurşun sıktı. Kazanır görünen, aslında kaybeden bir turizm sektörüne daha o yıllarda dönüşüverdi.
Körfez krizini şöyle niteleyebilirim. Turizmciler akordeon çalarak güzellik katardı ülkeye, akordeonun körüğü Körfez krizi ile içindeki havayı verdi, ama tekrar geri alamadı. Müzik bitti, ses boğuldu, devlet nefes alabilecek havayı birkaç kayırdığı dışında vermedi. Dayanabilen devam etti.
 
İsviçre’de açtığımız tur operatörü;
Körfez krizinin patladığı 91,Ocak ayında Zürih turizm fuarındaydım. Bern kentinde Kuoni’nin işten ayrılmış son G.Müdürü ile birlikte bir acenta açmaya karar verip, sıkı bir çalışma ile 91 yaz sezonuna broşürlerimizi yetiştirip satış acentalarına dağıtmaya başladık. Gel gör ki, Körfez de Irak ile Kuveyt arasındaki savaş, Amerika’nın müdahalesi, fuara gelen ziyaretçilerin durumun vehametini gösteren ’’evlerinde makarna stoğu yaptıkların söylemeleri’’ tüm hevesimizi kursağımızda bırakmaya yetti.5000 İsviçreli turist hedeflediğimiz sezonun sonunda 500 kişiyi ancak getirebildik Türkiye’ye. Bir taraftan Türkiye’nin güvenli bir ülke olduğunu anlatırken, THY’nin bunu yalanlarcasına ek sigorta ücretini biletlere yansıtmasının doğru olmadığını Sayın Büyükelçimize fuarda anlatırken, bunu konuştuğumuzu gören görevli Turizm Ateşesinin, ‘’Deniz bey; sayın Büyükelçimizi böyle şeylerle lütfen meşgul etmeyin! ‘’ uyarısına Büyükelçimizin verdiği yanıt,’’ Sizin vermeniz gereken bir bilgiyi beyefendi anlatıyor, uyarısı için teşekkür ederim, bunu gidereceğiz!’’ demesi beni çok mutlu ederken, tavrı o dönemdeki Dışişleri görevlilerinin kalitesini de sergilemişti.

İsviçre deneyiminin öğrettiği ders şu idi; İşinizi ne kadar iyi yaparsanız yapın, dış koşular, kontrol edemediğiniz politik olgular tüm hayallerinizi yıkabiliyor, hatta sizin maddi olarak zarar etmenize, hatta piyasadan çekilmek zorunda kalmanıza yol açabiliyordu.

1990 yılında Datça Mesudiye’de bir gurup arkadaşımla deniz kıyısında bir arsa satın alıp orayı karavan kamp alanı olarak düzenlemeye karar verdik. Su, elektrik işini hallettik, ulaşımı kolay, tarihin içinde,doğanın en cömert bölgesinde, denize sıfır, zeytin ve badem ağaçlarının arasında mükemmel bir yer. Müşterisi hazır gibi görünüyordu. Ertesi sene gördük ki, sanırım benim bu tür bir yatırıma yeltendiğimi fark eden ilahi güçler, önce körfez savaşını, ardından da Yugoslavya’daki iç savaşı çıkartarak! o bölgeye gelen yüzlerce Avrupalı Karavancının ayağını kesmiş, bizi hayallerimiz ile baş başa bırakmıştı. Turizm’de bırakın uzun vadeli bir plan yapmak, 6 ay sonrasını bile göremiyorsunuz.
Turizmin yarını  sizin bir ‘’Prekarya’’ olduğunuzu gösteriyordu. Turizmin yarını hep sisler altındadır. Hava ya açar, ya da tipiye tutulursunuz.
 
Deniz Emin Tüfekçi
Devamı 6. Bölüm 29 Haziran 2020
Baştarafı <<<<<<<<
Devamı>>>>>>>>>

Bu yazı 558 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum