Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Aydınlanma Zihindedir Deride Değil!

29 Mayıs 2020 - 01:34

< “Nefes alamıyorum!”
Son sözü buydu.
Nefes alamazken, ne yapabilir siniz? Üstelik birisi üstünüze çullanmışsa. O kadar naif biri ki altta olan ve sadece ağlayabiliyor. Korkmuş. Suçu da yok. Farz edelim suçu var. Kim o hakkı o memura veriyor?
Boğularak öldürülen; 45 yaşında, ailesini geçindirmek için kamyon şoförlüğü yapan ve onların açıklamasına göre "Etrafa sadece mutluluk veren biriydi."

Boğarak öldüren; 44 yaşında, 19 yıllık görevi sırasında bir şüpheliye silah çekme, dosyalar dolusu hakkında “Aşırı güç kullanımına” yönelik şikâyetler var. Hakkında bir kez dava açılsa da, ceza almamış. Hatta cezaevindeki bir mahkûmun federal anayasal haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle dava var.
Ama gelin görün ki; 2008 yılında silahlı bir olaya müdahale sonrası (ama vurduğu kişi kurtuluyor) yine ücretsiz izne çıkarılıyor, görevden alınıyor.
Burası en ilginç kısım:

Bu olayın ardından, Pioneer Press gazetesinin yayımladığı habere göre,  memur Chauvin'e 2008'in başında bölge karakolunda "Silahlı bir adamın dâhil olduğu bir olaya tepkisinden dolayı" Cesaret Madalyası veriliyor!
Ölen, bu gün Amerika sokaklarında George Floyd olarak haykırılan ve hakkı aranan…
Öldüren, görevden alınan Derek Chauvin.
Ayrıca kendisi gibi olaya karışan ve görüntüler yayılınca, diğer 3 polis,  Tou Thao, Thomas Lane, ve Alexander Kueng de Minneapolis Emniyet Müdürlüğü'nden kovuldu.
Ne oldu? İnsan öldü.
Kim yaptı? İnsan geçinen!
Dünya duruldu sanıyoruz ama sadece cinayet değil bu!

Bu, bir toplu cinnet!
Maktul ölmeden önce ağlayarak “NEFES ALAMIYORUM!” dediğini herkes duyuyor.
Tabii ki eylem olacak.

Kaçıranlar varsa yeniden hatırlatalım. Böyle sosyal boyutta, önlem alınmazsa olayların nasıl büyüyebileceğine değinen muhteşem farkındalığa sahip film seçkileri sunuldu, izledik, yazdık.  Sizler de izleyin lütfen.

İki yıldan beri ki muhteşem seçkilerdi. Bir tanesi Oscar’ı aldı.  Yeşil Rehber.
Diğerleri de Oscar hak ediyordu. Tartışmasız.

Ve diğeri Fransa’nın Oscar adayı filmiydi (Sefiller) aynı böyle azınlıklara karşı, yine işin içinde polis memurları olan, gerçek olayı dron ile görüntülenmesi ile “insanlaşamama” sürecini, medeni geçinen Fransa sokaklarından tüm çıplaklığı ile sunuyordu.

Ve sadece En İyi Erkek ve En İyi Müzik ile yetindirilen JOKER!
Hep söyledim, sonuna kadar yine aynı şeyi söyleyeceğim. Joker filmi, sadece bu zamanın değil geleceğin filmidir. Gelecekte daha iyi anlaşılacak olan bir başyapıt. Hatta pandemi sürecinde, Joaquin Phoenix’in o muhteşem konuşmasını yine hatırlatmıştım.

Yine hatırlatayım, zira o sessizler azınlık değil dikkatinizi çekerim.
Ve belirtmek isterim, her zamanın bir beklenen düdüğü vardır.
İnsan olmak da fayda var. Diğerlerinin bir faydası hiç görülmedi.
Zira dünyanın insanlara değil, insanların güzel bir dünyaya ihtiyacı var.
Çünkü savaşın kazananı yoktur.

Şu anda şükran doluyum. Diğer aday arkadaşlarımdan, ya da bu salondaki herhangi bir kişiden daha yukarıda olduğumu düşünmüyorum. Çünkü hepimiz aynı sevgiyi; film sevgisini paylaşıyoruz. Ve bu ifade şekli, bana olağanüstü bir yaşam sağladı. Onsuz şu anda nerede olurdum bilemiyorum.
Ama bana ve bu sektördeki birçok kişiye bahşettiği en büyük lütuf, sesimizi, sessizler için kullanma olanağı oldu. Hepimizin kolektif olarak karşı karşıya olduğu rahatsız edici bazı meseleleri düşündüm.
Zaman zaman, farklı davaların savunuculuğunu yapıyor ya da yapmak zorunda hissediyoruz. Ama ben ortak bir payda görüyorum. Cinsiyet eşitliği, ırkçılık, eşcinsel hakları, yerli halkların hakları ya da hayvan hakları olsun adaletsizliğe karşı savaştan bahsediyoruz.

Bir ülkenin, bir halkın, bir ırkın, bir cinsin, bir türün diğeri üzerinde, yaptırıma maruz kalmaksızın tahakküm kurma, onu kullanma ve kontrol altına alma hakkına karşı mücadeleden söz ediyoruz.
Doğal dünyadan çok koptuğumuzu düşünüyorum. Birçoğumuz benmerkezci bir dünya görüşüne sahip olma suçunu işliyoruz, evrenin merkezinde olduğumuza inanıyoruz.

Tabiata gidip kaynaklarını yağmalıyoruz. Feryatlarını duymamak imkânsızken, kendimizde bir ineği yapay olarak dölleyip yavrusunu çalma hakkını görüyoruz. Sonra yavrusu için ürettiği sütünü alıp kahvelerimize, mısır gevreklerimize koyuyoruz.

Kişisel değişim fikrinden korkuyoruz. Çünkü bunun için bir şeyleri feda etmemiz, bir şeyler vermemiz gerektiğini düşünüyoruz. Ama insanlar, en iyi hallerindeyken, o kadar yaratıcı ve hünerli ki, hisleri olan tüm varlıklar ve çevrenin faydasına olacak değişim sistemlerini bulup yaşama geçirebiliriz.

Hayatım boyunca alçağım biriydim. Bencildim. Zaman zaman zalim, çalışılması zor biri oldum. Ama bugün bu salonda olan birçok kişi bana ikinci bir şans verdiği için müteşekkirim.
Birbirimizi desteklediğimizde en iyi halimize ulaşıyoruz. Geçmiş hatalarımız nedeniyle birbirimizi sildiğimiz değil, birbirimize büyümek için yardım ettiğimiz zamanlardan bahsediyorum. Birbirimizi eğitip, kurtardığımız zamanlardan.

17 yaşındayken kardeşim ( Abisi, River) şu şarkı sözlerini yazmıştı. "Sevgiyle yardıma koş, huzur peşinden gelecek."

EMEL SEÇEN 28 MAYIS 2020 İSTANBUL
 
 
 
 

Bu yazı 217defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Fatma Durukan
    1 ay önce
    Emel Hanim Cok guzel duyarli bir yazi yazmişsiniz Sizi kutluyorum. Insanligimizi unuttugumuz boylesi olaylarin yaşandiği bu zamanlarda bize insan olmanin saygi sevgi ve paylaşim ile olacagini gosteren bir ders şiddetle oolayi kiniyor sizide kutluyorum
  • Korkut Akın
    1 ay önce
    Dayanışma iyileştirir! Irkçılık insanlık suçudur. Bütün halklar eşittir!