Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul
[email protected]

Bir BABA'yı anlamak!

22 Nisan 2021 - 13:48 - Güncelleme: 22 Nisan 2021 - 13:55


Herkesin babası, kendine has ve özel, elbette.

Babanızla geçirdiğiniz vakit kadar onun sizlere söylediği, hatta bir bakışı bile çok derinlik içermekte. Eğer kavrayabildiysek. Her ne kadar az bir zaman kesiti içine sığdırılmış olsa bile sıkıştığınız yerde o döner, o bilinç, o şuur kendi kaydını yineler…
Malum gün 23 Nisan, bizde o içimizde hep saklı tuttuğumuz çocuğa sorduk, söyleştik azcık:
İlkokul, yaz tatili dönemi, o zamanlar genelde çocuklar öğretmenlerin verdiği kitapları okumakla görevli, kitap bitince sokakta oynuyor, imkânı yazlığı varsa gidip denize giriyor. Ya da mahalle içinde bir camide ya da bilen bir teyzeden, dininden eksik kalmasın diye, Kuran öğrenmesi için gönderiliyor.
Meraklı bir çocuktum, neler oluyor diye düşündüm tabii bize kimse gidemezsin de demedi, demezdi. Mantıklı bir gerçeklik varsa üstelikte bize zarar gelmeyecek bir durum ise elbette gidilebilirdi. Gidelim desek, elbette giderdik neticede ne annemin ne babamın itirazı olabilirdi. Ama zaten hemen doluveriyordu.
Alan dar, dediğim gibi nerede öyle her memur ya da işçi çocuğunun birer yazlığı, her gün eğlencesi ama şimdi ile mukayese bile edilmez.  Eğer bir akraban varsa onun yanına,  o da yük olmasın diye tercih edilmezdi.
Yılbaşı akşamlarında sofranın başköşesine kurulan muz kadar kıymetli, turfanda nedir, bilirdik ve özlerdik.
Bizler, hep dediğim gibi hiçbir şeyin olmadığı ama her şeyin olduğu, az ile yetinmenin bilincinde çocuklar olarak büyüdük ya da öyle olduğumuzu düşünüyorum. Herkes kendinden sorumlu ve herkesi kendi gibi biliyor ya,  doğal olarak.
Mutluyduk, ne kimsenin silgisinde ne kıyafetinde gözümüz oldu. Niye özenelim ki şanslıydık, annemiz bize o zamanın Burda dergilerinden özel kıyafet dikerdi. Lükse bakın,  modeli beğenir bize sunar, fikrimizi sorar, kumaşı gider birlikte seçerdik, dikerdi annemiz, tiril tiril kuşanırdık.
Bugün dahi o artık hazır giyime dönmüş mağazanın raflarında,  o kumaş sıralarını görebilmek ve yad etmek için o mağazaya girer arada dolaşır, çocukluğum…
Tüm milli ve dini bayramlarımızı, aynı coşku ve heyecanla kutlardık, hepsi kıymetli hepsi değerimizdi.
Çok demokrat bir aileydik.
Ablam ile birlikte bir gün çok sevdiğimiz ananemizden dönüyoruz, çocuğuz işte, büyük büyük apartman merdivenlerini koşarak çıkıyor, kendi kendimize eğleniyoruz.
Tam daireye gelmeye yakın bir de baktık ki Babamız karşımızda, aşağıya doğru inmekte, hayret bu saatte işi ne ki?diye düşündük hatta birbirimize bakıverdik çaktırmadan çocukca.
Dün, gibi gözümün önünde durdu ve dedi ki:
“Ne koşuşuyorsunuz, oturun evde kitap okuyun. Bitti mi kitaplar? Boş durmayın, oturun, Hıfzı Veli Dedeoğlu’nun yazdığı, Nutku okuyun da bir şey öğrenin!”
Usulca kafamızı eğdik ve yukarı çıktık, eve girdik ses yok, annem bakıyor sadece, ben kütüphaneye gittim, kitabı aldım, evirdim çevirdim, kalınca da üstelik. Dili ağır geldi ki, sanırım ilkokul 2 ya da 3.sınıftaydım o zaman.
Akşam gördü babam elimde, belli ki zorluyorum kendimi çocuk aklı işte!
Gülümseyerek ve saçımı o narin ipek gibi güzel elleri ile okşayarak dedi ki:
“Ben size boş durmayın, diye dedimi vakit kıymetli ama bu öyle hemen okunacak bir kitap değil. Hele hele okunup bir kenara konacak hiç değil! Bu kutsal ve kıymetli, hayatınız boyunca ne zaman sıkıldığınızda, takıldığınızda dönüp buradan bulacaksınız. Bu öyle yazılmış bir kitap!”
Ve başta Atatürk olmak üzere tüm geçmişi yâd etti, yazan Hıfzı Hocayı da…
Yıllar sürdü, idrak kolay değil, sindirmek.
NUTUK, başucu kitabımızdır.
Bugün Sözcü gazetesi Yılmaz Özdil’in 23 Nisan makalesini okuyorum, gözlerim doldu. Hazırlanması ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzün okurken gözlerinin dolması. Bunları rahmetli babamdan da dinledim.
Yazı bölümü 534, belgeler kısmı 308.
Okunması günde, altışar saatten altı gün.
Ve ilk kez kendi yazdığını kendi okuyarak nezaketi ile o günlerin sancısını, geleceği yine kestirerek bilelim ve hiç unutmayalım, diye sunuyor:
“Saygıdeğer efendiler, sizi günlerce işgal eden ve bu uzun teferruatlı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir.
Bunda milletim için ve gelecekte ki evlatlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım.
Efendiler, bu nutkumla, milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin istiklalini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen milli felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
BU SONUCU, TÜRK GENÇLİĞİNE EMANET EDİYORUM”
Değeri, önce ailenizden alırsınız, zorla olan zaten kabul görmez. İçinize sevgi zorla serpilmez, tarla o tohumu atar çünkü.
Biz, gerçek fabrika ayarlarımıza dönme şafağındayız.
Ve eminim başaracağız.
Çünkü bizler, bize güvenmiş o BAŞÖĞRETMEN’ in;  onun için, vatan için, bizler için,  canını sakınmadan toprağa düştüğü ninelerimizin, büyük babalarımızın, bizi yetiştiren öğretmenlerin ve en çok da Anne ve Babalarımızın nuruyuz!
İşte o nur, aydınlığı taşıyacak ve yaşatacak!
Biz onu hiç görmeden sevdik.
Okudukça daha çok sevdik.
O her zaman kalbimizde, ona layık olmak onun çizdiği yolda hiç durmadan ilerlemek baş görevimiz.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın 101.yılı kutlu olsun!
EMEL SEÇEN, 22 NİSAN 2021, İSTANBUL

YORUMLAR

  • 0 Yorum