Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Broş

10 Mayıs 2020 - 01:56

< Bir broş deyip de geçmeyin. Bir hanımefendinin önemli bir aksesuarıdır. Ne zaman bir broş görsem, duygulanırım.

Biricik annemi, birçok yere götürdüm. Denize girdik, gezdik hatta o çok sevdiği, o zamanlar, The Marmara Hotel'inde sahne alan değerli sanatçımız, rahmet olsun. Müzik insanı, Şevket Uğurluer 'i(1938-2019) bile canlı canlı dinledik. O gün nasıl mutlu oldu ise İskender Doğan 'n, “Kan ve Gül” şarkısını, kalabalıklar ile birlikte yorumlayıp, sonrasında kendisi Anneme ' ne nurlu, ne güzel insansınız ' dediğinde, mahcup olmuştu. Utanmıştı. 
 
Sanırım ilkokula gidiyordum, Annemin düğününde takılan böyle çelenk görünümlü, etrafı minik türkuaz taşlarla döşenmiş zarif bir broşu vardı. 
Annem bunu çok severdi. Bir dönem sıkıntı yaşadık. Onu kuyumcuya götürüp sattığında, elini tutuyordum. Hissettim, ellerinden. Yüzünden ve neden satıyoruz? Diye sorduğumda… 
Suskun bir ses tonu ile 'öyle gerekti' demesinden.
 
Ertesi gün, o bellediğim, kuyumcunun önüne gittim. Vitrinde duruyordu. Ondan sonra ki her gün, her okul çıkışında gidip bakıyordum. Harçlıklarımı biriktirip, onu Anneme alıp, sürpriz yapacak ve onu mutlu edecektim.

Aylar, geçti. Bir gün gittim. Her şey var o yok! İçeri girdim, broşu sordum. Küçüğüm ya, gülümsedi sanki sen ne yapacaksın, der gibi. Sonra da ‘satıldı’, o dedi. İki, üç saniye suskun kaldığımı,  o amcanın ' ne oldu, bir şey mi oldu?' Deyişi ile irkilip, sessizce Kocamustafapaşa meydanına çıkışımı.
Ve o meydanın gözüme ne kadar büyük gözüktüğünü hissettim.

Birkaç gün geçti. Beni durgun görünce Annem, 'Ne oldu, okulda bir şey mi oldu? ' dedi.
-Anne, hani o senin mavi taşlı broşun var ya, o satılmış. 
Sen, nereden biliyorsun? Şaşırarak, sordu.
Ben, onu çok seviyordum. Dedim.

Sana alacaktım, diyemedim. Çünkü alamadım. 
Annem gülümsedi ve 'satılacak tabii 'dedi ve sustu. İçinde kim bilir,neler uçuştu…
Hayatımın yolları ne zaman meşhur Kapalıçarşı’ya düşerse, göz ucu ile o broştan, aradım. Hatta bir benzerini bir gün gördüm. Yirmili, yaşlarımdaydım. Nasıl, memnun oldum sordum ama param yetmiyordu. Alamadım. 
 
Şairin dediği gibi:
 
"Sevgileri, yarınlara bıraktınız. 
Çekingen, tutuk, saygılı. 
Vermeye az buldunuz.
Yahut vakit olmadı. "
 
Lise birinci sınıfta, sınıf arkadaşım olan ve hâlâ görüştüğüm sevgili Günseli, ( Şu 1951 yılında, İtalya’da ki yarışmada Avrupa güzelimiz gibi. Hatta İstanbul Üniversitesinde ki Atatürk ile gençlik heykelinde ki kız heykel için poz veren. Günseli Başar (1932-2013) ismi olan) sınıfımızda kendi aramızda yılbaşı çekilişinde, beni çekmiş. Ve bana üstü sedeften kanatlı bir kelebek, broş hediye etmişti. Yıllarca en favori broşum, oydu. Ta ki bir gün paltomdan düşüp, ben fark edene kadar. Günseli’ ye üzülerek söylediğimde şaşırmıştı. Duruyor mu o diye?
Anılar, sahiplerini hatırlatır. 

Size gece, gündüz hizmet edip; şefkat, sevgi, yoldaşlık eden gerçek Annelere ne verseniz azdır da…
Verseniz de,  veremeseniz de yüreğinizde bir iz kalır. 

Annesini kaybeden.
Hiç tanımamış olan.
Anne olamayan, 
Anne adayı, olan.
Hasta, annesi olan.

Ve içinde annelik özü itibari ile şefkat, merhamet ve sevgisini taşıyan her canlının, bu özel günü kutlu olsun!
Vergin olan doğa gibi.
Ve de annelerimize, sonsuz saygı ve selâm ile...

Emel Seçen 10 Mayıs 2020 İstanbul

Bu yazı 211defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum