Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Değişen ne?

17 Temmuz 2020 - 02:52

Dünyamız mı? Yoksa dünyayı bozan, altından girip üstünden çıkan. Hali hazırda yüzüne taktığı maskeyi bile işi bitince ağaç dallarına asacak kadar ahmak. Denize atıp, bir başka canlının ölümüne sebebiyet verecek kadar vicdansız olan, insan mı?

İnsanlık değişiyor, değişmeli de. Ama insani yönlerini arttırarak. Mesela bencilliğini ve egosunu iyice törpülemeli. Empatisini, yeni aldığı son model telefonu gibi göstere göstere arttırmalı. Hemşehriliciliği değil insana odaklanmalı. İnsanı sevmeli. Yüreğini sevgi, aklını bilgi ile doldurmalı.
Diyeceksiniz ki; hala dünyanın yuvarlak mı? Yoksa düz mü olduğunu tartışan insan mı yapacak? Haklısınız.
İş, zor.
Medeniyetin geliştiği toplumlarda, okuma oranı yüksektir. Okuma oranı da kategoriye ayrılır. Yaşam da belgesel izlemeyi sevenler gibi. Bilimi, sadece astroloji sanan ve Gazi Mustafa Kemal’in hiçbir sözünü anlamayan ya da anlayamayan, içselleştiremeyen toplumdan “İstikbal göklerdedir…” ifadesini içselleştirip, derinliğine inmesini beklememiz, şu zamanda ütopya olur.

Nasa, yeni açıklama yapmış. MEVZU: BURÇLAR DEĞİŞTİ!
Ntv.com.tr haberine göre, “Eksenel devinim” olgusundan dolayı Dünya'dan görülen yıldızların 3 bin yıl öncesine göre farklı konumda olduğu belirtiliyor. Bu da burçları oluşturan takımyıldızlarının da hareket ettiği anlamına geliyor(muş) Başka bir deyişle binlerce yıl önce hayatımıza giren burçlar söz konusu değişiklikten dolayı değişmiş durumda.

Gözümüz aydın! Artık 12 değil 13 burç var. Ve hepsinin de tarihi bulamaç olmuş. Arzu eden okusun, Başak burcu iseniz artık Aslan. Yay iseniz Akrep gibi gibi gidiyor.

Yani burçlara göre aman ha! Şimdi astrologların son sekiz yıllık devinimde “artık rahat edeceksiniz” sözlerini okurken, bir daha bakın. Siz, artık olduğunuz burçta değilsiniz. Zaten üç bin yıl öncesine gitmeye gerek yok. İsteyen dünyanın varlığına bakabilir. Ama yine de kısa bilgi vereyim tabii bilimsel olarak. Mart 2020 tarihinde Colorado Üniversitesi bilim insanlarının araştırmalarına göre, dünyamız üç milyar yıl önce tamamen okyanus ile kaplı olabileceğini ifade etti. Yani olsa olsa okyanusta balık olsak, hafızamız zaten yetmez!

Hayır, ilk çağlarda millet günlük burcuna mı bakıyordu? Öyle olsa, Rönesans öncesi bunu bilse bilse, dünyanın sayılı felsefecilerinden, astrolog ve matematikçisi Hypatia (MS 360- MS 415) , önce kendisi gibi aynı zamanda öğretmen olan babasını ve kendi canı ile koskoca İskenderiye kütüphanesini kurtarırdı. O kütüphane imha edilmese, zaten dünya başka bir gezegene, aydınlık anlamda evrilmişti. Ama cehalet yine aman vermedi, nefes aldırmadı.

Uzayı kendi içlerinde ya da gelişen teknolojinin sunduğu telefon icatları ile sanan ve artık değişen çağa sadece burç tepesinden süzülerek, bilimsel bakıştan uzak insanlığın kazanması ya da öğrenebilmesi mümkün mü? Elbette, hayır.

Hele hele yaşamı survivor gibi programlara endeksleyen sistem de? Düşünün sabah kalkıyorsunuz. Van ilimizde, iki pilot ve beş teknik personel. Siirt ilimizde ise iki polis özel harekât, insanımız şehit olmuş. Bizlere sunulan ise bir yarışma programının final ya da final sonrası bir yarışmacının ölüm tehdidi almış olması. Bu mudur? Ya da bu mu olmalı gündem?

Hepsi bizim insanımız ama ne olur azıcık gözümüzü, aklımızı, ruhumuzu açalım.
Eller aya, biz yaya diye söylenmeyelim sonra. Yoksa dünya yeniçağa ayak uydururken bizler de oturup bizlere sunulan dizilerin, yarışma ya da yemek programlarının içerisinde debelenip dururuz. Dünya bu değil.
Biz, insanız. Evrilmek ve gelişmek zorundayız. Kaldı ki dünyada ya da uzayda daha neler olduğunu, bilmiyoruz.

EMEL SEÇEN 16 Temmuz 2020, İstanbul

Bu yazı 164 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ayten Tandoğan
    2 hafta önce
    İnsan cehaletine ve vurdumduymazlığına dair güzel bir yazı; evet, gelişmek ve evrilmek zorundayız, yoksa çok az şey iyi yönde değişir ve cehaletten kaynaklanan hep aynı sorunlarla yüzleşmeye devam ederiz. Buna karşın, insanlar sürekli kötü haberlere maruz kalıyor, biraz eğlenmek, rahatlamak ihtiyaçlarını da anlamak gerek.