Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Duvarlar Sistemler ve Devrimler

05 Mayıs 2020 - 17:47 - Güncelleme: 05 Mayıs 2020 - 17:50

< Hangi savaştan, nasıl çıktığın önemlidir? Tarih her zaman gerçekleri yazacaktır. Savaştan çıkmanın ister kişisel ister ülkesel olsun, zararı elbet de çoktur. Çıktığında, aldığın oksijenin kıymetini bilebiliyorsan eğer geride bıraktıkların huzurludur.

Bizler 80 darbesinin, arada sıkışıp kalan kuşağı. Neler görmedik ki? Aslında tüm bizden önce yaşanmışlıkların, hızlı ve renkli bir filmi gibiydi.

Türkiye de olanlar farklı senaryolarla, karşılaşsa da. Bir yandan kapitalist adı altında emperyalizmin tüm oyunlarına bilmeden şahit olduk. Hızla eviriliyordu dünya. Bu yenileşmeydi. Liberalizm. Düşünsenize ilk Migros mağazaları satıyordu, darbe sonrası Özal dönemi ithal, Danimarka peynirlerini. Zengin bir ülkeydik artık! Nerede öyle? Herkes Ezine peyniri alabilsin! Ucuz olan oydu. Renkli TV. Kredi kartı. Bakkalların yavaş yavaş bitişi, marketlerin çıkışı. Daha pek çok şey.

TV’lerde en bildik ve tüm halkı Pazar akşamları ekran başına bağlayan, Ewing Ailesi. Ailenin çiftliği, kötüsü J.R. Ewing (Larry Hagman) iyisi, Bobby (Patrick Duffy) para, entrika,hırs. Ve de petrol.

Petrol önemliydi. Eurovision şarkı yarışmasına 1980 yılında Ajda Pekkan ile Hollanda’da yarıştı. Henüz darbe olmamıştı. 23,puan ile 15.bitirdi. En yüksek puan Fas’tan gelmişti. Ajda Pekkan’ı Yunanistan adına Anna Vissi 30 puan ile 13.olarak tamamlıyordu. Birinci ise İrlanda adına o unutulmaz şarkısı ile Johnny Logan ''What's Another Year'',  sanki sözleri ile dünyanın da özlemi gibiydi “O kadar uzun zamandır bekliyorum ki, Gözlerim seni aramakta. Ama yoksun burada, Bir sene daha mı?”
Dünya dönmeye ve barışı aramaya devam ediyordu.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” demişti. Dünya, durmuyordu. Sistem hala devam ediyordu. Biraz daha geriye gidelim. Onu öncü alanlar.

Yıkık, parçalanmış. İçerden ve dışarıdan düşmanlarca dört değil on dört koldan işgal edilmiş bir ülkeyi baştan yaratmak hiç ama hiç kolay değildi. Günlerdir tarih bize tekrar tekrar hatırlatmakta. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın 100.yılı nasıl kazanıldı. Geçen makalede bahsettiğim İngilizlere karşı mücadele eden futbol takımı, sadece taraftar olarak değil bir tarihin oluşumunda ve hala devam ettirdiği görev olarak bakılmalı. Gerçek şu, biz tarih sevmiyoruz. Dolayısı ile büyük önderimizin de dediği gibi “Tarihini bilmeyen uluslar yok olmaya mahkûmdur.” Peki, tarihi bilenler ne yaptı? O asrın liderini öncü alan. İşgal kuvvetlerin ağzının suları aka aka, teslim olmasını bekledikleri ülke; yokluklardan kalktı. Birbirine sarıldı. Tıpkı ellerinde (29 Haziran 1923) Türk bayrakları ile o gün Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe taraftarları sadece emparyalistlere kale oldular. Bu onuru Lozan’a duyurmak ne kadar önemli bir şey. Büyük moral oldu, heyete. Devrimlere sarıldı herkes. O devrimler sağlam devrimlerdi. Her arşını şüheda ile teslim alınmış. Ve o cephelerde hazırlanmıştı. Aç, karanlık, ayaz demeden. Evet, anlıyorum deniz, göl manzaralı evlerden belki anlamak zor. Tıpkı işsiz bir arkadaşının ne yiyebildiğini, düşünememek gibi. Bu da birliktelik gerektiriyor. İnsanca bakış ve. Önce vatan sevgisi gerekiyor…

Onu takip edenlerin başında ki bugün kendisinin ölüm yıldönümü, ona bulunduğu toprakların Atatürk’ü deniliyor. Josip Broz yani TİTO.

Kalabalık bir ailede yokluklar içinde büyüdü. İşçiydi. Genç yaşta(1937) Komünist parti genel sekreterliğine seçildi. Parti genel sekreterliğin bizde ki karşıtı genel başkanlıktır. 1929 yılında ki ekonomik sıkıntılar, emek değerinin düşmesi, işsiz sayısının artması Komünist partiye, desteği kaçınılmaz kılmıştı. Tito, sorumluluk almıştı. Aynı süreçte kilometrelerce uzakta Almanya’da ise. Halkın kültürel yapısını savaş zeminine hazırlayıp, güçlenen ekonomisi ile karan ve Büyük Alman İmparatorluğu hayali ile tarihten yüzyıllar geçse de o kara lekeyi çıkartamayacak olan Nazi yani Adolf Hitler ordusu, Belgrad’ı bombalamış ve buna hazırlıklı olmayan Yugoslavya 17 Nisan 1941 yılında Almanya işgaline teslim olmuştu. Bununla birlikte Kral Alexander, Londra’ya kaçarken; Sırp,Sloven,Hırvat Krallığı dağılmış ancak direniş devam etmiştir. Bir taraftan Büyük Sırbistan hayalinde Albay Draza Mihajlovic ile çentikler, diğer tarafta Tito ve Partizanları ileride karşı karşıya gelseler de mücadelelerine başladılar.1945 yılında Almanlara karşı, halkı ile birebir savaşan bir komutan olan Tito, Yugoslavya Sosyalist Fedaral Cumhuriyetini kurdu. Vefatının ardından yirmi yıl içinde 80’lerden 2000’lere kadar yedi ayrı egemen bölgeye ayrıldı.

Atatürk’ü örnek alan diğer kişi ise Fidel Castro’ydu. Aynı zamanda Tito’nun yakın arkadaşı. Tito, Fidel Castro ile Yugoslavya, Fransa, İtalya, Çekoslovakya, Romanya ve Macaristan komünist partileri liderlerini bir araya getiren Kominform’u kurdu.

1.Dünya savaşı sırasında Sırbistan’da propaganda yaptı, bu savaşa karşı olduğunu söylüyordu. Neredeyse bir yıl sonrası yani 1915 yılında bazı yararlılıklar gösterdiği için ödüllendirildi. Tekrar savaşa döndü fakat bir kazak askeri tarafından yaralanıp, Rus Ordusuna esir düştü. 1917’den 1920’ye kadar devrime katıldı. Esir düşüşü mü yoksa kişisel özgürlüğü mü? Stalin ile fikir ayrılıkları hep vardı. Zaten kendi başına bağımsız işler yapması çok takdir edilesi değildi. Komünist partiye bağlılığı yüzünden altı yıl hapis yattı.

YUGOSLAVYA. Yani açılımı, “Güney Slavlar.”  Tito, bağımsız olduğunu kuzeylerden bağımsız olduğunu ifade ediyordu. Ve henüz Stalin (1878-1953) sağ iken 1952 yılında şunları söylemişti : “Stalin’in asıl güçsüzlüğü, Yugoslavya hakkında kesin bir düşünceye sahip olması ve Yugoslavya’da yeni bir şeyin yaratılmakta olduğunu görmemesiydi. Böyle olumsuz bir önyargı yüzünden bizim devrimimizin karakterinin özünü anlayamadı. 1944’te bile Stalin bizim tüm bunları korkunç bir boğuşma ve çatışma sonucu elde ettiğimizi görmüyordu. Rusya dışındaki her şeye karşı bir güvensizlik yerleşmişti içine. Kendi yardımı olmaksızın Yugoslavya’da başarı sağlanacağına inanmıyordu. Hitler’e savaşırken bile bizim savaşçı ruhumuzdan rahatsız olmuştu. O ayrıca kendi otoritesine çok güveniyordu. 1943’ten beri Yugoslavya Komünist Partisinde taht kurmuş olan yeni ruhu görmedi, insanların bizimle her şeyi tartışabildiklerini görmek istemedi. Komünistlerimizin bir şeyi yukardan geldiği için değil de, siyahı siyah olduğu, beyazı da beyaz olduğu için kabullendiklerini hissedemedi.”

DUVARLAR
30 Aralık 1922 ile 25 Aralık 1991 arasında Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ki; Beyaz SSC, Ukrayna SSC, Orta Asya SSC ve Kafkasya Cumhuriyeti, dağıldı.
İkinci dünya savaşı sonrası kaybeden Almanya da ki işgalci güçler; Fransa, İngiliz, Amerikan ve Sovyetler birliği tarafından dörde bölündü ve bir ittifak altında birleştirilince, Sovyetler buna karşı çıktı. Süreçte; Batı kapitalizm, Doğu sosyalistlerindi. Böylelikle Doğu Almanya’da yeni bir rejim oluştu. Bunu en iyi spor da anımsarsınız. Mesela buz patentinin de Doğu Almanya. Katerina Witt.

12-13 Ağustos 1961, BERLİN DUVARI bir gece de örüldü. 1989 yılında Alman Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti, isteyen vatandaşların başta Sovyetler birliği olmak üzere diğer doğu blok ülkelerine ziyaretini serbest kıldı. Binlerce insan akın etti kimi büyükelçiliklere sığındı. Kaçış çok olunca 13 Haziran 1990 resmen yıkımı başladı ve 3 Ekim de birleşti. Hala en çok işsizlik doğu tarafındadır. Ücretler daha düşüktür.
Atatürk’ü takip ettiler, öncü bildiler. Belki de Tito ile arasında ki en büyük ayrım; Tito’nun işçi kökenli bir Marksist, Mustafa Kemal’in ise asker kökenli anti-emperyalist oluşu. Tito, her yerde Mareşal olduğunu göstermiş, Atatürk ise ilk iş asker üniformasını çıkarmış ve “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” deyip, buna sonsuz bağlı kalmıştır.

O yüzden ülkeler dağılırken; hala o büyük dehanın yaratmış olduğu devrim ve Cumhuriyet kazanımlarının ekmeğini yemekteyiz.

O yüzden tarihi anımsamak lazım. Ecdadı bilmek lazım.  Çok çalışmak lazım, çok!
O yüzden 23 Nisan 2020, YÜZYIL’ı daha fazla korumak!

Bu gün Tito’nun ölüm yıl dönümü, demiştik ve 7 Mayıs, doğum tarihinde ise tüm şimdilerde ayrılmış, dağılmış olsalar da. Ama ona şükran duyan herkes onun çok sade mozolesinin olduğu anıtta onu anmaktalar. Bugün salgın nedeni ile az sayı olabilir ancak inanılmaz bir kalabalık akını olmakta her yıl.
“Ülkemiz kristal bir küredir. Ben Josip Broz Tito, bu küreyi ellerimle tutarak değil alttan nefesimle üfleyerek havada tutuyorum. Umarım benim nefesim tükendiğinde birisi bu görevi devralır. Yoksa kristal küre yere düşer ve tuz buz olur... İşte o zaman dünyanın kaderinin korunması başka bağımsız ülkelere kalır. Nasır, benim dostumdur ancak ondan önce dünyanın geleceğinin korunması Anadolu’ya düşer. Anadolu’da Kemalistler tarafından kurulan devletin temeli bağımsızlıktır. Bu yüzden Anadolu, dünyanın kaderini kurtarma görevini omuzlarına alır.” (12 Mart 1978, Tito’nun Yugoslavya’nın Kuruluş Yıldönümü’nde yaptığı konuşmadan.)

Bizim de ilk işimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret etmek olacak. Onun devrimlerinin ışığında, son nefesimize kadar inanarak ve koruyarak.
Bize bu aydınlık ülkeyi bırakan ecdatlarımıza, tüm şehitlerimize sonsuz şükran ve saygı ile.

EMEL SEÇEN 5 Mayıs 2020  İstanbul

Bu yazı 175defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum