Reklam
Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Hepimiz çekileceğiz bir gün.

20 Ekim 2020 - 08:43 - Güncelleme: 20 Ekim 2020 - 22:00

Hepimiz çekileceğiz birgün… Sığındığımız kıyıdan, yaslandığımız gözyaşlarımızdan. Umutlarımız ve arkası gelmeyen hayallerimizden.
Hepimiz çekileceğiz bir gün, bu okyanus içindeki hiçlikten.
Hepimiz çekileceğiz bir gün, ömrümüzden…

İnsan denen varlık değerleri ve sevdikleri ile var olan. Onlar artıkça çoğalan. Onlar gittikçe de tıpkı matematik gibi tıpkı doğa gibi gerçek ile yalnızlaşan.
Yıl, 2006. Kendisi o zaman henüz Hürriyet Gazetesinde okuyucuları ile buluşuyor. Onu okumadan güne başlamayanlardan birisiydim. Çünkü vermeye çalıştığı sevgiyi, insanlığı alabiliyordum.
İnsan, hayvan ve doğa seven bir yazar o.
Lise arkadaşım, şu anda Eğitim Fakültesinde öğretim üyesi Ali İhsan Alemli’yi yıllar sonra bulma telaşı ile başlayan. Ve “iyi ki de yaptım”, dediğim. Hatırladığım her anda, gözümden yaş getiren o güzel dünya. Kastamonu, Merkez Çay Cevher İlköğretim Okulu Öğretmeni Sevgili Ayşe Âlemli ve sayısı yirmiyi bulmayan, birleştirilmiş sınıf içinde köy çocukları…

Kiminin elleri, kimin yüzleri yanmış güneşten. Sarımsak tarlasında çalışırken. 
Lise arkadaşımı bulmakla kalmıyorum, bir hazine de kazanıyorum. Adı, İnsanlık ve Doğallık!
Bana teneffüs saatine denk gelen bir anda yemek yedikleri yerden ilk fotoğrafı gönderiyorlar. 4 muhteşem çocuk, o kadar içten o kadar samimi ki muşambadan masa örtüsü bile onlarla dans ediyor.
Ne yapmalı? Diyorum kendi kendime. Bu çocuklar için bir şey yapmalı? Kitap, ihtiyaç vs. Adı her neyse başlığı sadece SEVGİ olan.
Yapıyorum da, tek başıma. Sonra çoğalıyorum. Kimi çorap, kimi kitap, kimi defter… Böylelikle başlıyor festival!

 Milli bayramlarımızın, annelerinin masa örtülerine sararak getirdikleri soğumasın diye sardıkları tencerelerden pilavlar, ayranlar ile şenliğe dönüşmesi.
Seher, camdan geldiğimi görünce  koşuyor, o minicik elleri ile yapmış. Mavi boncuklu bileklik. “ Sana şans getirsin” deyiveriyor. Bu çocuklar mı büyük?  Yoksa biz mi küçüğüz?
Ne anlar, ne masalsı dakikalar… Anlat, anlat bitmez. Toplasan toplasan, hayatımın en mutlu hissettiğim iki, üç anından birisi. Sağanak gibi geliyor, kucak kucağıyız çocuklarla… İç içe.
Okuma bayramları, şehre gezintiler… Ben olmasam da Öğretmen, bana sürekli iletiyor. İlk bilgisayar derslerinde bana mektup yazıyorlar. Ben bir prensesim onlar için, hem de elinde bir yıldız değneği, üstelikte sarışın! Benim saçlar henüz beyaz ile fazla  haşır neşir değil.

Ve gerek ailelerin gerek çocukların kaynaşması için Öğretmene teklifim, bir okul gazetesi oluşturmaları. Köşe yapılıyor ve başlıyorlar, heyecanla. Onunda altından kalkıyorlar. O kadar yetenekliler. Bizim çocuklarımız…
Hem onları görmek hem elma ağacının dibinde oturmak, onlara kavuşmak için can atıyorum. Biriken fotoğrafları, anıları işte o sevgi dolu Gazeteci Bekir Coşkun ile paylaşıyorum. Henüz böyle popüler insanlar ne okul yaptırma, ne başka iş peşinde!

Uzun uzun yazıyorum kendisine… “ Benim ÇİÇEKLERİM…” diyorum. Bekir Coşkun, fotoğraflara bakıyor, çocukların mesajlarına… O da fikirlerini söylüyor.
Sonra bir gün “ Kastamonu’ya geldiğinde bana muhakkak uğra, çok yakın Ankara” diyor.
Çalışıyorum, üstelik havalimanı o yıllarda düğün salonu olarak kullanıldığı için iş yerinden izin alıp gece otobüse biniyorum. Hafta sonu genelde varıyor ve bitmeden yani bir tam gün Kastamonu’da çocuklarla zaman geçirip, hemen otobüsle dönüyor. Pazartesi o halde direkt işe gidiyorum. Ama benim için ne külfet! Ben, mutluyum. Öğretmen arkadaşlarım mutlu. Hepsinden önemlisi, çocuklar yani ÇİÇEKLERİM mutlu!
Kastamonu’ya vardığımda vakit yaratıp Ankara’ya geçiyorum. O çıkmış, ben gelmişim. Tatlı mı bırakıyorum. Beni arıyor. “Sen, ne güzel insansın?”

Sonra Kastamonu da iken o arıyor, hatta öğretmen arkadaşım ile de konuşuyorlar. Herkes musmutlu!
Bir fotoğraf gönderiyorum, cevap : “ Sensin, ÇİÇEK! Senin yarattığın güzellik herkeste.”
O yazıyor, ben haddime olmadan yorum yapıyorum ve bir gün diyorum ki bir vefat haberi ardından:
“Allah ömür versin, sizin de ardınızdan aynen böyle olacak. Sizi o kadar çok seven var ki. Siz halkın yazarısınız. Ve o zaman dilerim, çok çok uzun zaman sonra olur, bunu sevgimle ileteceğim”
-“Beni mi? Evet, seviyorlar ama dostum kadar düşmanım da vardır, merak etme. Ama bana sizin gibi insanlar yeter. Dünyamız bir.”
Dün Yılmaz Özdil, gönderdiği mesajda şu yorumu yapmıştı:
“Bir kişi vefat etti,
Her evde cenaze var.”

Dolu dolu insanlığı, sarıp sarmalayan babacanlığı ve halktan yana duruşu ile herkesin Bekir Abisiydi, o. Ağacı da, insanı da hayvanı da sever, değer verirdi.
İki yıldır, akciğer kanseri tedavisi nedeni ile doğru dürüst yazı yazamıyordu. Son yazısı da sevgili PAKO’ su gibi… Hayvan hakları üzerineydi… Hep yaptığı gibi yüreğine dokunan ve başkalarının da yüreğini sarabilen insanın, ancak insan olabileceğini savunurdu.
4 Ekim tarihli yazısının başlığı “TELEF”, hep söylediğimiz değindiğimiz temel meseleyi miras gibi bırakıyordu.

“ASIL TELEF OLAN İNSANIN VİCDANIDIR”
Bugün Ankara’dan uğurlanacak. Ortam malum. Şu an için Ankara’ya gidebilmem, olanaklı değil. En kalbi duygularımla orada olacağım. Bir sevgiyi söylemek için mesafe ne ki?
ÇİÇEKLERİM İLE SELAMLIYORUZ, BEKİR COŞKUN
Haberdar olacağından eminim. Çünkü gerçek sevgiler, bir ruhtan bir bedenden çok daha ötede. Her şeyi aşabilen. Kaldı ki senin gibi bir insan yüreği için.
İyi ki bizim hayatımızdan geçtin.
İyi ki var oldun!
Yolun ışıklarla dolsun…

https://www.youtube.com/watch?

EMEL SEÇEN, 20 EKİM 2020, İSTANBUL

Bu yazı 3325 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum