Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Koca Yenge

27 Temmuz 2020 - 00:11

Toz, dumana karıştı. Akşamüstünün, güne ait olan son güneşi süzülüyordu, ağaçların yapraklarından toprağa usulca.

Bir şey taşınıyordu, ağırca gibi görünen ama kimi için ise bir görev. Kimi için anılarında kocaman bir şey. Hudutları aşabilen bir şey… Erkekler, etrafı çevirmişti. Önce iki oğlu, iki ayrı ucundan beyaz patiska kumaşı, kabaran tozun üstüne, toprağı kapatmak ister gibi örttü. O beyazlığın altından bir kadın, tıpkı doğduğunda ki ilk kundağı gibi sarılıydı. Kadın içeri kondu, onu aynı yerde dimdik bekleyen iki oğlu karşıladı. Usulca aldılar. Büyük oğlu, dışarı çıktı, o perdeyi katladı. Beyazlık duruyordu. Sağ kolunun altına altı. Küçük oğlu, içerdeydi tahtaları yerleştirdi. Bir tahta fazla geldi. Hemen biri, bir elden başka ele uzattı. Sonra o kimselerin uğramadığı mekânın, soğuk ve kirli taşlarından birinin üzerine koyup, üstüne oturdu. Yaşarken tahta konmuştu sanki. Kim bilir? Yaşamanın anlamı, belki böyle gösteriliyordu. Sonra herkes el, yürek ve sevgi birliği ile kabaran ve bir o kadar aç toprağı küreklemeye başladılar. Bir, iki, üç…
Sayı artmıştı, kaçıncı kürekti anımsamıyorum. Artık toprak, kuşların suluğundan taşar hale gelmiş. Her yeri kaplamıştı. Toprak, toprağa karışmıştı. Baş ve uç kısma, iki tahta konuldu. Baş kısma, onun hep taktığı, kenarları Nil yeşili eşarbı bağlandı. İlk suyu, büyük oğlundan olan, öğretmen torunu döktü. Sonra bir ses yükseldi. İlkildi, yaşayan. Gök, toprak ve geride kalanlar, el açtı.

Bugün(25 Temmuz) hayatımda çok önemli yere sahip, kocaman yürekli, kocaman yengemizi kaybettik. Tam 26 gün yoğun bakımda mücadele verdi. Ama üç yıl sonra bayrama yaklaşırken sanırım en uygun yerin artık kocasının yanı olduğunu düşündü.

Hafta başında Zincirlikuyu mezarlığında, Seyfi Dursunoğlu cenazesi için yürürken ve camide iki sıra ileride yanımda oturan, aslen Herekeli Armağan Çağlayan’ı gördüğümde. Elbette bu kadar yakın sürede Hereke’de bir cenaze de olacağımı düşünmemiştim. Umut, her zaman vardır. Her insan için olmalıdır. Umudun bittiği yerde devrim başlar. İçimiz, yanıp tutuşurken hatta bunca dünya hengâmesinde, kendimize ait bir devrin kapanması da ayrı acı. Kim bilir? Hayatta daha neler göreceğiz.

Eskinin deyimi halı hane, yani eski Hereke halı fabrikasında çalışan bir emekçi. Bir güzel insan. Hayatımda şalvarı üstünde gördüğüm ilk kadın. Cıvıl cıvıl. Her zaman canlı. Çocukluğumda ameliyatı için İstanbul’a geldiğinde bile güzel dilekler sunmaktan çekinmeyen. “Allah’ım senin için dua ediyorum” diye candan söyleyen, seni kendi evladından ayırmayan. Yemeklerin en hasını, zerde tatlısı ne demekmiş, diploma alacak kadar yetenekli. Sofrası her daim açık. Misafirperver. Vergin. Bahçesinde her çeşit meyve, balkonundan uzanınca kiraz topladığın. Şimdi çıkıyorum, gözüm balkonda asılı Türk bayrağına, kapının sol girişinde ki güle takıldı. Kökleri nasıl da yayılmış.  Büyük oğlu Tunay Abim, “ Ta, eski evden o! Babam oradan getirmişti. Yediveren gülü.”

Hereke demek; içinde kaç kuşağın yaşadığı, yukarı da bir zamanlar elektriğin olmadığı, akşam olduğunda gaz lambaları ile sıcak yuvalarında yaşayan taşra kısmı. Aşağı yani yalı denen kısmı ile daha çok memur, işçi kısmının ve elektrik olan. Yolları sonradan yapılan. Çimento fabrikaları ile iş ama sağlıksız ortam yaratan. Bu vesile ile bir sürü evlerin, otobana karıştığı. Büyük, yumurta gibi taşlı yollarında, havasında tezek kokusu ile çocukluğumun bayram günleri demek. Kıyıya çay bahçesine indiğinde pancar motorundan, denizi yaran sesi dinlemek. Bir zamanlar, ananen ve deden, demek. Karamürsel ile Hereke’ nin büyük aşkı. Tren istasyonunda inip, istasyona sırtını verdiğinde, çay bahçesinde Koca dayın Recep, Yengen Ümmüşerif, anneannen, deden ve tüm ailenle o güzelim demli çayları içmek demek. Dayım ve yengeme ait ne varsa, hepsi demek! Düğünlerde, kavalyen demek. Hep gülümsemek. Hayattan hiç umudunu yitirmemek, demek. Son tahlilde bile Atatürk, demek.

Hayatımda tanıp, tanıyacağım en güzel insanlar… Artık, insanlar(dı)demek. Hani bayramlarda, özellikle birinci gün aramanız gereken, öyle hissettiğiniz insanlar vardır. Onların, azaldığını bilmek.
En önemlisi de artık onların bir daha olamayacağını bilmek, demek.
Bilmiyorum, bu büyümek mi, demek?

Hoşça kal, benim can yengem! Yediveren! Sen, nasıl hep bize dua ettin. Sen de hep benim duam da olacaksın!
EMEL SEÇEN, Temmuz 2020, İstanbul

Bu yazı 192 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Günay KADIOĞLU
    1 hafta önce
    Hayatlarımızdaki güzel insanların aramızdan ayrılması bizi derinden etkilese de, ardından böyle güzel bahsedilen insanların hafızalarımızda bıraktığı değerli anılar olduğu için ne mutlu bize... Mekanı cennet olsun, tüm yitirdiklerimize rahmetle, kalemine sağlık Emel SEÇEN.