Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Sinema ve Dorsay

06 Ağustos 2020 - 22:42 - Güncelleme: 08 Ağustos 2020 - 12:01

Sinema, deyince ondan sorulur. Orada bir duracaksınız. Kimdir o?
Sevgili, Atilla Dorsay Hocamız.

Kendisi İzmir doğumlu olup, asıl mesleği mimarlıktır.  Güzel Sanatlardan Akademisinden, Yüksek Mimar olarak mezun olmuştur. Tam yirmi yedi yıl Cumhuriyet gazetesinde sinema eleştirmenliği yapmıştır. Milliyet, Yeni Yüzyıl ve Sabah olarak devam etmiştir. Sinema eleştirmenliği ve gurmelik, sonradan geliştirdiği ve çok sevdiği hobilerini, profesyonelliğe çevirmiştir. Bunların dışında meslek gereği şehircilikve yaşam kültürü, alanıdır. Tabii arşivi en az sinema kadar oldukça kalabalık olan müzik olmazsa olmaz! Kendisi  “sinema eleştirmenliği” mesleğini Türkiye’ye kazandırmış. Buna gönüllü herkesi de kurduğu SİYAD çatısı altında toplamıştır. İKSV yürütme kurulunda görev almıştır. TRT 2 de sinema, TRT3 de Müzik üzerine programlar yapmıştır. Baktığınızda kendisini “ben iki t ile anılırım”, demez. Ama zor mu dur? Kime ya da neye göre, bu değişir. Aslında içinde biraz çocuk, biraz cehalete baş kaldıran, çokça susan, artık susamadığı noktada değişik esprilerle “ bir de buradan bakın!” diye konuşandır. O çoğu zaman dümdüz bakar hayata. Sinema, vazgeçilmezdir. Diğer yaşama ve güzel olan her şeye dair merakı, çocuk yanını besler. Heyecanlanır, yeni bir müzik albümünde ve çok önemli gösterimlerde. Bana kalırsa da en önemli unsur, içinde ki o çocuğu kaybetmemektir.
Yoruldu tabi, kolay değil. Türkiye gündemi, dünya gündemi. Tam Beyoğlu Belediyesi ile “Sinema Tutkum” diye söyleşilere başladı. İkincisi gerçekleşemeden Covid-19 salgını ve yaş itibari ile yok sayılanlar arasında, eşi Sevgili Leman hanım ile yerini aldı. Karşıydı internet üzerinden film izlemeye, kendisini kitap yazmaya ve biriken işleri için, bu süreci en uygun şekilde değerlendirmeyi yazmak olduğuna karar verdi. Bu süreçte iki kitap tamamladı. Eve kapandığı, oğlunu, torunlarını ve biz sinema dostlarını, göremediği zamanlarda yazdı ve çalıştı. Hatta bu sabah, salgın biraz durulunca azcık soluk alabilmek için gittikleri Mudanya’da biraz zorlandı. Ama İstanbul’a gidip, kitapları tamamlamak istiyordu. Doktor, burada kalsanız iyi olur, deyince yarın sabah çok önemli bir operasyona girecek.
Atilla Dorsay, Türkiye’de ilklerin insanıdır. Kolay değildir, ilkleri gerçekleştirmek. Yoruldu dedim, aslında çok söylemese de üzüntüsü vardı. Geçtiğimiz yıl, Cüneyt Cebenoyan’ı kaybetmiştik. Düşünsenize haftanın neredeyse beş günü birlikte mesai yaptığınız, ortak bir mecra için mücadele ettiğiniz bir yerde, artık bir koltuk boştu. Ardından Sadi Çilingir rahatsızlığı. Murat Bayar’ın yargılanma süreci. Didik didik ediliyordu, her şey. Dünya değişirken biraz olsun kafasını dağıtmak için Sevgili Leman hanım gibi başladı fotoğraf çekmeye. Güzel de biriktirdi. Beyoğlu sokaklarında biraz daha soluduk, yeniden onun kalemi ile. Yakın zamanda her platformda yaşanan sıkıntılar, insan olabilme sürecinde kendi içinden dışına vuruyor ama dalgası ile kimseyi ıslatmıyordu. Üretebilmek kaygısı vardı sadece içinde. Pandeminin ilk sürecinde evden İBB için önemli açıklamalar, yaptı. Sinemaseverler ilgi ile izledi. Kızı Ece ile birlikte kameralara çıktılar. Birisi müziği, birisi sinemayı anlattı. Hatta birbirimiz ile paylaştığımız makalelerimize, övgü dolu sözleri ile cesaret verdi. Duygudaşlık yaptık. Bizim üzüntümüzde, sesimiz kesilince yetişti. “Ne oldu? Sesin çıkmıyor, iyi misin?” dedi. Bizi birlikte olmamız gerektiğini vurgulamaya çalışsa da, anlayan anladı. Her zaman gerçekleşen, Mevlana’nın sözü yinelendi. “Ne söylersen söyle, söylediğin karşındakinin anladığı kadardır.”
İçerde kalan Barış’ları anlattı. Üzgündü. Geçtiğimiz günlerde, gazeteci Erol Bilem’in eşi Ufuk Bilem’in vefatına üzüldü ama ondan önce son yazısının konusu olan, aynı zamanda aile dostları da olan Sevgili Adalet Ağaoğlu’na, yüreği ne kadar çok burkulmuştu. “Güle güle Adalet” derken. Aslında ülkede yaşanmakta olan sıkıntılardan nasıl düzlüğe çıkacağız kaygısını da yaşamaktaydı. O yüzden bugüne kadar düşünsel anlamda sadece kendi değil,  gelecek için daha iyi nasıl bir Türkiye bırakılır, kaygısı ile içinde döndü durdu.
Bunlar belki okurken tek bir zaman diliminde kolay gelebiliyor. Ama bizim gibi yazarlar için duygular öyle kolay demlenmiyor. Her şey armut piş ağzıma düş, olmuyor! İçinde yaşıyorsun onca ton ağırlığında ki kelimeleri…
Dolayısı ile daha bu sabah hasta hasta bizlerle paylaştığı, T24’de internet gazeteciliği üzerine Aydın Engin’in makalesiydi. Okumanızı öneririm.
Atilla Dorsay denince, ilk akla sinema, sinema deyince herkes için belki sadece Türkan Şoray ama dünya yıldızı Faye Dunaway bile röportaj olunca Atilla gelsin, diyebiliyor. Geçtiğimiz yaz EtilerFast kapsamında kendisine Onur Ödülü verilirken, sahne alan Nil Burak’ın geçmiş yıllarda olduğu gibi herkesi coşturan şarkısında yorumladığı: Boşvere Boşvere! Ne hale geldik! Dememeliyiz!
 Dolayısı ile Atilla Dorsay, ilk başta sinema dünyası, sanat camiası için çok önemli bir değerdir. Hep derim, yaşarken kıymet bilinecek. Hatası ve sevabı ile… Çünkü karşımızda önce insan var. Yarın sabah, by pass olacak ama eminim ki adeta bir dipçik gibi capcanlı yeniden aramızda olacak.
Çünkü biliyorum ki, yeni yılı kızını da düşünerek bir gemi de geçirirken bize de Tuna nehri üzerinde, dua etmişti. Sevgili Leman Dorsay bize, o anda havai fişekleri göndermişti. Söz verdikleri gibi. Kimse bilmiyordu, 2020’nin böylesi tarifi zor günler getireceğini.
Şimdi onların bizlere iyi niyet duası gibi Atilla Dorsay için tüm melekleri seferber ediyoruz. Yarından sonra gülmek, gülmek olsun.
Acil şifalar Hocam.
EMEL SEÇEN, 6 Ağustos 2020, İstanbul

Bu yazı 268 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ayten Tandoğan
    1 ay önce
    Yeni bir filme Atilla Dorsay’ın film eleştirilerini okuyarak giderdik, onun filmi yorumlama yeteneğindeki güvenerek; film eleştirisi gibi yazılar da bir bakıma edebi eser sayılır ve severek okunur. Onun gibi bir çınar daha yollarca yaşar inşallah, yaşamalı..