Reklam
Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Turşu

06 Ağustos 2020 - 09:37

Turşu önemlidir. Sofralarımızın baş tacıdır. Sağlığa şifadır. Kuru fasulye yanında olmazsa olmazdır.
Hepsinin yanında bizim zerzevatlar(sebze) ile haşır neşirliğimiz pek çoktur. Olur, olmaz her şeye karışana, “Maydanoz olma”, “turşu, salça”. Uyumsuzluk yapana “Ayrık otu” deriz. Hazır bu aralar, herkes her şeye “nane” ve “turşu” olmaya devam ederken. Hatta işin turşusu çıkarken. Biz gerçek bildiğimiz turşudan bahsedelim. Hatta yazarken ağzım sulandı. Yani gecenin bu vaktinde de yenir mi? Vallahi de yenir.
Çocukluğumuzun turşucuları başkaydı. Ve yeri hala kolay kolay doldurulamayan; bir tabure üstünde ya da ayakta, bardakta içine küçük bir çatal ile sunulan. Sonrasında da suyunu afiyet ile içtiğimiz, o turşunun tadı nasıl unutulur? Kocamustafapaşa’da meşhur Pelit turşucusu en bilinen. Sonra Kurtuluş semtinde de şube açmıştı. Şu anda, Çevre Tiyatrosuna varmadan minik bir dükkan, otobüs durakları hemen 35 C durağının önünde seyyar ve ısrarla “bunu yiyen hasta olmaz!” sloganı ile bir seyyar turşucu ve Şehremini, Salı pazarı yolunda lezzet durakları olsa da. Eskinin o kadim tatları yine de zor rastlanıyor. Tıpkı Goralı gibi. Bugünlerde market ya da pazarlarda hemen hemen herkes kavanoz kapaklarını görmeye başlamıştır. Çünkü Haziran-Temmuz ayları alınan taze sebze ve meyveler kurulunca, 1,5 ayda olgunlaşır. Kışa hazır hale gelir.
Hani kız babaları,  sanki bir zamanlar bir başka babanın kız evladı ile evlenmemiş gibi garip bir şekilde kız çocuklarını evlendirmekten çekindikleri ve onlara kıyamadıkları için “ ne yapacaksın, turşusunu mu kuracaksın?” sözünü duymuşlardır.
Covid-19 döneminde hiçbir şey bu kadar turşu olmamıştı! Olgular karışmamıştı. Bilgiler dağılmamıştı. İnsan geçtiği yeri özellikle de temiz bir dinden geldiğini savunuyor ve de inanıyorsa, gereğini yapar. Oturduğu yeri, geldiği ve gördüğü gibi temiz bırakır. Açılış yapılıyor, ardından pislik. Piknik yapıyorlar, sahil boyları pislik. Denize giriyorlar, etraf pislik. Otobüse, vapura biniyorlar, pislik.
Büyüklerimizin bir sözü vardır: Dökme su ile değirmen dönmez!
Bunlara ivedilikle yaptırım uygulanmalıdır.
Bir yanda tüm sağlık personeli gece-gündüz, kendi aile fertlerini görmeden, tatil yapmadan emek verirken, hala Mart ayı refleksleri bizi kaçınılmaz şekilde turşunun dibine doğru götürüyor.
Oysa bilinçli olsak da turşu muhabbetlerine gülsek ve aklımıza rahmetli Münir Özkul (Kazım) ve Adile Naşit’in (Saadet) oynadıkları ve sürekli kavga ettikleri. “Neşeli Günler”(1978-Orhan Aksoy) filminde ki diyaloglarında geçen turşu suyunu, en iyi bilen kim olduğunun iddiası ile: Hayır, sirke. Hayır, limon ile yapılır! Sözlerine gülebilsek.
Ve sonradan gelen kardeş Ziya (Şener Şen)’nın akla, hududa sığmayan palavraları ile coşsak. Ya da hayatlarımızda ki palavralar, sadece film de kalabilse!
“Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu”, deyip.
Ardından zihnen ve ruhen, “turşu gibi olduktan sonra da turşusu çıktı!”Demesek…
EMEL SEÇEN, 6 Ağustos 2020, İstanbul
 

Bu yazı 192 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Ayten Tandoğan
    3 ay önce
    Turşu muhabbeti iyi olmuş doğrusu !
  • Davut Paşa
    3 ay önce
    Bir de Kızılelma caddesinde Tadım dondurmacısı kışları turşu satardı. Bütün güzel şeyler hep mazide mi kalır?