Emel SEÇEN

Emel SEÇEN

360 Derece İstanbul

Vicdan tarihi

25 Temmuz 2020 - 11:07

İbadethaneler, Allah’ın evidir.
Örneğin kiliseye gidince, mensup olduğunuz dinden çıkmazsınız. Siz, inandığınız yaradan, tanrı, Allah hangisini bıraktınız ise zaten kopmuşsunuzdur. Yüce güce inanış, aslında sizin vicdanınızdır. Akşam yastığa başınızı koyduğunuzda verdiğiniz hesap. Bazen veremediğiniz fatura kâbus olarak da çıkabilir.
Mesela ben Diyarbakır ilimizde, dört ayaklı tarihi minareden sonra Mar Petyun Keldani Katolik Kilisesini ziyaret ettiğimde, tam ortada yazılı tabela direkt dikkatimi çekmişti:
Allah’ın adını boş yere anma, başka ilahların olmasın, haset etme, çalma, yalan söyleme, zina yapma ve kendine put yapma vs. Tarihi bilinmemektedir. Kapısında 1834 onarım yılı yazar. Ama Diyarbakır’da 3.yy dan itibaren kiliselerin yapılmaya başlandığı ifade edilir. Bu daracık sokaktan geçiş yaptığınız kilisenin yakınında camii vardır ve gezerken, dışarıdan gelen sesi içerden rahatlıkla duyabilirsiniz.

Mardin’de, Deyrulzafaran Manastırı- üç kattan oluşumlu 5.yy dan başlayarak farklı zamanlarda eklerle 18.yy’ a varır. En önemli özelliği, manastırın etrafında yetişen safran bitkisi yani zafaran adı ile anılması ve “Güneş Tapınağı”nın bulunmasıdır. Bina içinde hatta küçücük alanda o zamanlarda yaşayanlar, Tanrı bildikleri Güneş’e, o küçücük bir pencereden bakar, ibadet eder ve kurban adarlar. Buranın diğer önemli özelliği ise çatı yapısıdır. Taşla örülü alanda, her taş arası 2 metre ve 2 ton ağırlığında olmasıdır. Usta bir matematik vardır, önce soldan sağa sonra sağdan sola, yatay şekilde taş dizilmiştir.

Aziz Nikolas Katedrali, Kuzey Kıbrıs Cumhuriyeti’nin(Gazimağusa’da) en büyük camisidir ve 1328 yılında, Katedral olarak açılmış ve muhteşem bir mimariye sahiptir. 1571 tarihinde Osmanlı Devletinin, Cami ihtiyacı için çevrilmiş ve dönemin Kıbrıs Fatih’i olarak anılan Lala Mustafa Paşa adını almıştır.
Doğduğum, büyüdüğüm ve ilkokulum yanında olduğundan dolayı hemen hemen, haftanın her günü içinden geçtiğim, kedilerin cirit attığı ama en önemlisi asırlık ağacın yıkıldığı gün, dünyanın sonunun geleceği söylenen Koca Mustafa Paşa, Sümbülefendi Camii. Sümbülefendi türbesi. Yani Pir Sümbül Sinan Asitanesi. Doğu Romanın bir manastırı ve tarihi bilinmez iken içinde bulunan 6.yy’a ait parçalar o dönemi kanıtlamaktadır. Bizans halkına Hıristiyanlığı kabul ettirdiği için Hagios Andreas adlı havariden aldığı düşünülür. Birçok kez Latin istilasına uğramış olmakla beraber, İstanbul’un fethine kadar Manastır ve Kilise iken, 1486 tarihinde camii olmuştur.

En önemli özelliği dediğimiz ve artık 2000 yılı aşan ömrü ile ağaç ve onun dibinde yatmakta olan Peygamberimizin torunu, Fatma ile Ali’nin torunları, yani Kerbela’da katledilen Hz. Hüseyin’in kızlarıdır. Müslümanın, müslümana yaptığı zulüm de, ölümden kurtulsalar da Bizans’a esir düşmüşlerdir.
Bunun dışında, Konstantin’in sonradan Müslüman olan kızı, Katerina yani Sarı Sıdıka’da burada yatmaktadır. Kaynaşmışlardır. Tıpkı bir gün tüm insanoğlunun toprak olduğunda tüm varlık ile bütünleşeceği gibi.

Hepsi de farklı dinleri elbette tasvir edecek, anlatacaktır. Çünkü dünya herkesin gözünü açtığı noktadan sadece kendisine başlıyor. Bizler doğmadan asırlar öncesinde herkes kendine ait olanı sundu ve bıraktı. Birikim dediğimiz, toplumsal dünya mirasıdır. Buna da kültür diyoruz.

Allah, Tanrı, Yaratıcı, Kutsal Ruh… Bizim hangi dine değil nasıl vicdana ve her yarattığına nasıl davrandığınıza bakar. Bunun içine ağaç, insan, hayvan, deniz, taş… Dünya gözü ile görüp gördüğünüz, her ne ise bakar. Gözünle soyduğun, elinle çaldığın, dilinle harcadığın her şeyi bilir. Bunu duyabilir ve kendini arındırabilirsen, dünyanın en mutlu yaratılmışı olabilirsiniz. Buna da insan olabilmek, diyebiliriz.
Bugünü bu kadar bırakıyor ve yarın İstanbul fethinden sonra dönüştürülen tarihsel süreç üzerine devam edeceğim.

İnsan yanımızı daha çok besleyebilmek temennisi ile huzurlu hafta sonları.

EMEL SEÇEN 25 Temmuz 2020, İstanbul

Bu yazı 246 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Ayten Tandoğan
    1 hafta önce
    Sümbül Efendi Cami sıkışık binaların arasında sıkışıp kalmış ne yazık ki, yıllarca içinden geçtim ben de, asırlık ağacıyla görülmesi gereken ve sık sık anılmaya değer güzel bir yer!