Türker ERTÜRK

Türker ERTÜRK


KİMSESİZLERİN KİMSESİYDİ, YA ŞİMDİ?

18 Nisan 2020 - 00:17

Türkiye Cumhuriyeti; insanlığın düşünsel evriminin bir ürünü olan Aydınlanma ilkeleri ve bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir” şeklinde ifade edildiği gibi çağdaş fikirlerin üzerine inşa edilmiştir. Ama Ortaçağ devleti olan Osmanlı’da durum böyle değildi! Osmanlı zamanında ülkenin tamamı padişahın mülküydü! Üzerinde yaşayan insanlar da kulları! Yani devlet demek, padişah demekti! Zaten padişaha da “Devletlum” diye hitap edilirdi.
 
Eşitlik, kardeşlik, özgürlük, vatan ve millet gibi kavramlar Osmanlı’da yoktu! Bunlar insanlığın düşünsel evriminin bir ürünüydü. Osmanlı bu fikirlere düşmanca bakardı ve bu fikirlerin peşinde olanları hain olarak yaftalar, takibata uğratır, sürgün eder, zindanlara atar ve katlederdi.
 
Abdülhamit Kafasıyla Olmaz!
 
Yaşadığımız topraklarda “Vatan, Millet ve Hürriyet” gibi kavramları bilinçli olarak ilk defa kullanan aydınımız; Namık Kemal’di. Eserlerinde bu kavramlara yer verir ve işlerdi. Bu yüzden Namık Kemal, II. Abdülhamit tarafından hain ilan edildi, sürgüne gönderildi ve 48 yaşında yaşamını Rodos’ta kaybetti, daha doğrusu öldürüldü. Eğer rol modeliniz II. Abdülhamit ise vatan ve millet gibi kavramlar sizin için ancak istismar konusudur, gerçekte bu kavramlara inanmıyorsunuz demektir. 
 
“Benim büyükelçim, benim askerim, benim valim, benim polisim, benim hâkimim, benim savcım” söylemleri; çağdaş olmayan, Cumhuriyeti içselleştirmemiş bir Ortaçağ kafasının ürünleridir. Olması gereken; “Milletin ve devletin büyükelçileri, askerleri, valileri, polisleri, hâkimleri ve cumhuriyetin savcılarıdır”.
 
Evet, 18 yıllık AKP İktidarı döneminde “iki ileri bir geri” taktiği ile ne yazık ki Cumhuriyetimizin kazanımları çok ciddi şekilde tahrip edildi. Artık iktidar, çıkardığı ve çıkarmak istediği kanunlarla “kimsesizlerin kimsesi” olan Cumhuriyet idealini, “zalimin, ezenin, güçlünün, zenginin, patronun ve suçlunun kimsesi” olan çağdışı bir yapı haline getirmeye çalışmaktadır.
 
Patronların İnsafına Terk Ediyor!
 
Korona Virüsü salgınının ekonomik yıkıcı etkisini hafifletmek için tüm dünya devletleri ekonomik paketler açıklıyor, karantina uygulamaları nedeniyle çalışamayan ve evde oturanların işten çıkarılmasını ve ücretsiz izne gönderilmesini yasaklıyor, emekçisine ve halkına parasal destek veriyor. Türkiye’deki iktidar ise halkın önüne mendil açıyor ve para istiyor, işçisinin ve emekçisinin ücretsiz izne çıkarılmasının önünü açmak ama grev gibi hak taleplerinin önünü kapatmak için yandaş patronlarının isteğini yerine getirerek kanun çıkarıyor. Yani kimsesizleri ezmeye çalışıyor ve patronların insafına bırakıyor!
 
Daha geçen gün çıkardığı ve kamuoyunda “Af Kanunu” olarak bilinen “7242 Sayılı, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’’ ile her türlü melaneti işlemiş suçluları kanun kapsamına alıyor ama düşünce, ifade ve basın özgürlüğünden kaynaklanan suçları af ve indirim kapsamı dışında bırakıyor.
Hukuki, İnsani ve Ahlaki Olmalı
Bugün geldiğimiz yer itibarıyla iktidarın emir ve komutayla çıkarttığı kanunlar bizatihi haksızlığın ve zulmün araçları haline gelmiştir. Her devletin kanunları var, kabile devletlerinin bile! Günümüzden yaklaşık olarak 4 bin yıl önce Mezopotamya’da yaşamış olan Babil Kralı Hammurabi’nin de kanunları vardı! Kanun yapmak mesele değil! Esas olan; kanunları hukuki, insani ve ahlaki yapabilmektir.
Merak ediyorsunuzdur; “Kanunun hukuki ve insani olanını anladık da ahlaki olanı nasıl oluyor?” diye! Nasıl mı oluyor, şöyle oluyor! Kamu İhale Kanunu Mayıs 2018 itibarıyla, 16 yıllık dönemde 186 defa değişmiş. 187 ayda 186 kez kanun değişmiş. Ortalama olarak, her ay bir defa. Son iki yıldaki değişiklikleri de üstüne ilave edersiniz.
Temizlik Önemli
Şimdi soruyorum; sizce niçin değişmiştir? Bu değişikliklerin nedenini ahlaki olarak izah edebilir misiniz? Dünyanın neresinde böyle bir kepazelik olmuştur? Ben size niçin olduğunu söyleyeyim. İhaleyi adresine teslim edebilmek, avantayla lavantayı kolaylaştırabilmek, kamunun yani sizin yani kafasında tüy bitmemiş yetimin ve öksüzün hakkı olan paraları yandaşlara aktarabilmek için!
Gerek kişisel, gerekse toplumsal anlamda temizlik gerçekten çok önemli. Bunlar; fiziksel, ruhsal ve zihinsel temizliktir. Fiziksel temizliğin ne kadar önemli olduğunu bu günlerde yaşadığımız Korona Virüsü salgını ile daha iyi anlıyoruz ve uzmanlar bunun önemini her gün anlatıyorlar. Kişisel temizlik, sadece el yıkamak değildir. Çağdaş bir insan, her gün en az bir defa banyo yapabilmeli! Kılığı, kıyafeti, yaşadığı evi, çevresi, şehri, ilçesi ve köyü de temiz olmalı.
En Önemlisi Zihinsel Temizlik!
Ruhsal temizlik de aynı öneme sahip. Dinler, dinsel ritüeller, dualar ve meditasyonlar insanın ruhsal temizliğine yöneliktir. Örneğin abdest almak; fiziksel temizliğe yönelik değil, ruhsal temizliğe yönelik bir ritüeldir. Gerçekte fiziksel temizliğe yönelik olsaydı “Su bulamaz isen elini toprağa sür sonra elini yüzüne sür ve sonra kollarını sıvazla” denir miydi? Bu bir ruhsal temizlik ritüelidir. Tüm İbrahimî dinlerde var. Hristiyanlardaki vaftiz töreni de ruhsal temizlik için yapılan bir ritüeldir. Katoliklerde su serpilerek, Ortodokslarda kişi suya batırılıp çıkarılarak yapılır. Burada su, ruhsal temizlik ritüelinin bir aracıdır. Musevilikte de vardır. Hatta antik Mısır’da, Sümer’de, antik Yunan’da ve Roma’da da vardı! Hindu dininde Ganj Nehri’nde yıkanmak da fiziksel temizlik için yapılmaz. Ama ritüelleri niçin yaptığınızı bilmez ve amaca yönelik konsantre olamaz iseniz, ruhsal temizliği asla sağlayamazsınız. Tabii ki ruhsal temizlik için başka yol ve yöntemler de vardır.
En önemli temizlik ise zihinsel temizliktir. Zihin temiz değilse; diğer iki temizlik soldaki sıfır gibidir, kişi ve toplum için önemini kaybeder. Bugün için beşeriyetin geldiği zihin durumu; akılcı ve bilimsel olma durumudur. Burada akılcılıkla kastedilen diyalektik ve sorgulayıcı düşünme, bilimsellikle kastedilen ise pozitif bilimdir.
İktidarın Zihni Kirli
Siyasal dincilik, mezhepçilik, din üzerinden kimlik tanımı, hastalıkların, deprem, sel ve yangın gibi felaketlerin Allah tarafından verilen cezalar olduğu ve dinsel ritüellerin felaketlere deva olduğu düşüncesi insanlığın geçmiş dönemine ait zihin durumudur. Günümüzde bu zihin durumu ile çağı yakalayabilmek, çağdaş ve teknolojik ürünler üretebilmek, devamlı değişen ve evirilen dünyaya ayak uydurabilmek, sorunlarını çözebilmek mümkün değil.
Ne yazık ki ülkemizi yöneten iktidar, beşeriyetin bugün ulaştığı zihin durumunda değil. Yani zihni kirli. Çünkü iktidar, doğru olduğunu sandığı “Siyasal İslamcı” bir ideolojinin ve “Yeni Osmanlı” denen ve geçmişin aklını temsil eden bir hayalin peşinden var gücüyle gidiyor ve Cumhuriyetin kazanımlarını yok etmeye çalışıyor. Bu kafayla esenliğe çıkabilmek, birlik ve beraberliğimizi devam ettirebilmek, hatta Korona Virüsü salgınını asgari can ve ekonomik kayıpla atlatabilmek mümkün değildir.

Bu yazı 239 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum