Türker ERTÜRK

Türker ERTÜRK


Korona Salgını Bir Biyolojik Harp Saldırısı mı?

24 Mart 2020 - 11:18

Korona Virüsü salgınıyla ilgili olarak anlatılan, yazılan, internette ve sosyal medyada dolaşan ve paylaşılan komplo teorileri çok çeşitli ve bayağı ürkütücü. Ama bilinçli, ama bilinçsiz olarak üretilen bu komplo teorileri bir anlamda insanların ve toplumların hastalıkla sürdürmeye çalıştığı mücadele azmini kırmakta ve kaderine teslim olan bir psikolojiye doğru yönlendirmektedir.

Komplo teorilerinin insanlar ve toplumlar üzerindeki yıkıcı etkisi, Korona Virüsünün yarattığı tehlikenin ve tehdidin katbekat üstündedir. Bir savaşta savaşın kaybedildiği an, savaşa devam azim ve iradenizin kırıldığı andır. Küresel boyuta ulaşan Korona Virüsü salgını ile sürdürülen mücadelenin bir savaş olduğu düşünüldüğünde, komplo teorileri üretmek, yaymak ve paylaşmanın sürdürülen mücadeleye hiç katkısı olmayacağı gibi büyük zararlar verdiği de bilinmelidir.

Sorgulayıcı Değil, Döngüsel Akıl Kullanır

Komplo teorileri genel olarak kötümser yaklaşım içindedir. Önyargıların ve yetersiz bilimsel bulguların üzerine inşa edilirler, yanlışlanmaya direnirler, sorgulayıcı değil döngüsel aklı kullanmaya çalışırlar. Paranoya ile komplocu düşünüş arasında sıkı bir ilişki vardır ama komplo teorilerinin toplumlarda alıcısı da çoktur.

Korona Virüs konusunda üretilen teorilere bakarsak; “virüsün laboratuvarda üretildiği, biyolojik harp kapsamında bir saldırı olduğu, arkasında küresel güçlerin varlığı, aşısının daha önceden bulunduğu, büyük ilaç firmalarının işi olduğu, krizden sonra yeni dünya düzeninin kurulacağı ve hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı” gibi çok geniş bir yelpazede değerlendirilebilecek, hatta birbiriyle dahi çelişen varsayımlar mevcut. Tabii ki bunların hepsi yanlıştır diyemeyiz. Ama doğrudur da diyemeyiz! Hepsinin üstünde özel olarak, tek tek çalışmak lazım.

Doğal ve Evrim Yoluyla Oluşmuş

Aralarında Kolombiya Üniversitesi, Edinburg Üniversitesi ve Sidney Üniversitesi’nden bilim insanlarının bulunduğu bir ekip tarafından yapılan ve Nature Medicine dergisinde yayımlanan çalışmada, yeni tip Korona Virüsünün (Covid-19) doğal kökenlerinin bulunduğu ve tamamen evrim yoluyla oluştuğu ifade ediliyor.

Türkiye’den “Evrim” kitabının yazarı olan Biyolog Prof. Dr. Ali Demirsoy “Bu virüsü hiç kimse laboratuvarda tasarlayıp ortalığa salmaz, salmadı” diyor. Hacettepe Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ateş Kara da Korona için “Bu virüs insan yapımı değil, doğal olarak mutasyona uğramış bir virüs” açıklamasını yapıyor.

Kim ve Hangi Amaca Yönelik?

Bir an için bu bilim insanların yanıldığını, bu virüsün insan tasarımı olduğunu, amaca yönelik olarak mutasyona uğratıldığını, biyolojik harp laboratuvarlarında üretildiğini ve saldırı maksatlı olarak salındığını düşünelim. O zaman beraberinde şu soruyu kendimize sormamız lazım; “Bu saldırı kime ve hangi amaca yönelik?” diye.

Biyolojik silah laboratuvarlarına sahip olduğunu açık kaynaklardan bildiğimiz ABD, Çin, Rusya hatta belki İran ve İsrail bu virüs silahını kullanmış olabilir ama hedefi kim olabilir ki? Görüyoruz ki; bu ülkeler de bu virüsten çok etkilendiler. Böyle bir silahı geliştiren ve kullanan bir ülkenin eninde sonunda bu silahın yıkıcı etkisiyle karşılaşacağını ummaması ve öngörememesi düşünülemez. Çünkü biyolojik silahlar diğer silahlara benzemez, etkisi geçici ve bölgesel değildir. Hatta nükleer silahlara bile benzemez. Farklı kıtalarda yaşıyor olsanız bile günümüzde kendi kullandığınız biyolojik silahın etkisinden kendinizi koruyamazsınız. Zaten şu ana kadar görebildiğimiz kadarıyla; hiçbir bir ülke başka bir ülkeyi biyolojik harp saldırısı yapmakla suçlamadı.

Sosyalist ve Karma Ekonomik Modeller Seçenek Oluyor

Aklımıza; “Günümüzde milliyeti olmayan ve yönetim merkezleri dünyanın her yerinde olabilen dev şirketler, onların sahipleri olan büyük aileler, Yahudi sermayesi, dünyanın geleceğine yön vermeye çalışan ve küresel geleceği kurgulayan “Kapital-Finans” güç merkezi bu işin arkasında olabilir mi?” diye de gelmedi değil. Özellikle; küreselleşmenin önündeki engelleri kaldırmak, kapitalizmin günümüzde girdiği yapısal krizi aşabilmek ve yeni bir düzenine geçişi radikal bir şekilde sağlamak için!

Ama bu da pek mümkün gözükmüyor. Çünkü Korona Krizi; kapitalizmin iflasını gözler önüne daha çok seriyor, zihinlerde kalan itibarını tamamen yok ediyor, kendi çıkarları aleyhine radikal reforma zorluyor ve küresel düzenin düşmanlık ettiği ulus devletlerin ve kamuculuğun önemini ortaya çıkarıyor, daha da önemlisi sosyalist veya karma ekonomik modelleri çok ciddi bir seçenek olarak kitlelerin önüne koyuyor.

Biyolojik, Sosyolojik, Düşünsel Evrim

Yine teorilerde anlatılan konulardan biri de krizden sonra her şeyi değişeceği ve dünyanın eskisi gibi olmayacağı iddiası. Bunun ne kadar mümkün olacağını hep birlikte göreceğiz ama dünyanın var olduğundan beri değişmeyen tek kuralının değişim ve evrim olduğunu hatırlamalı ve gözden kaçırmamalıyız. Bu hem biyolojik, hem sosyolojik, hem yaşamsal, hem de düşünseldir.

Çok değil, 50 yıl öncesine göre bambaşka bir dünyada yaşıyoruz. Bu değişimin katbekat fazlasını önümüzdeki 25 yılda yaşayacağız. Bazı meslek grupları yok olacak, işçisiz ve karanlıkta çalışan fabrikalar olacak. Yapay zeka ve robotlar yaşamımızın içinde çok daha fazla yer alacak. Artık savaşlar ağırlıklı olarak uzaktan kumandalı ve silahlı hava, kara, deniz araçları ve robot askerlerle yapılacak. İnsanların yaşamlarını kazanması için tek nitelik veya meslek yetmeyecek. Haftalık çalışma süresi 4 güne belki de üç güne inecek. Kağıt para kalkacak, dijital paraya geçilecek. Dünyanın dışında ve evrenin başka köşelerinde istasyonlar kurulacak. İnsanın ömrü uzayacak, organlarını yedek parça gibi değiştirmenin önü açılacak. Bunlar gibi daha birçok radikal değişiklik olacak. Demem o ki; bu değişiklikler tahmin edilemeyen ve öngörülemeyen şeyler değil. Tabii ki bazı şeylerin öne gelmesini tetikleyebilir ama bu tür değişikliklerin salgın hastalıkla geleceğine inanmak biraz saflık olur.

İnsanlık Bunun da Üstesinden Gelecek!

Geçmişte insanlık salgın hastalıklar konusunda neler yaşamadı ki! Bugün yaşadığımız, onların yanında hiç kalır! Kayıt altına giren son 2500 yılda insanlık çok salgınlar yaşamış ve canlar vermiş. Veba, kolera, sıtma, çiçek ve daha niceleri! Sadece İspanyol Gribinden 1918-1920 arasında 50 milyon insan hayatını kaybetmiş.

Bugün, küresel olarak Korona Virüsü tehdidi altındayız. Arkasındaki neden ne olursa olsun, asgari can ve ekonomik kayıpla bu tehdidi bertaraf etmeliyiz. Bu mücadelede sığınacağımız tek liman, sorgulayıcı akıl ve bilimdir. Onun ışığında ve eşgüdüm içinde mücadele etmeliyiz. İnsanlık bunun da üstesinden gelecektir, hiç şüpheniz olmasın.

Bu yazı 408 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum