Uzm. Dr. Emine Akın

Uzm. Dr. Emine Akın

Klinik Biyokimya Uzmanı

Kabızlık Problemini Hafife Almayın

26 Ocak 2020 - 22:49

 

Günümüzde gerek dünyada, gerekse ülkemizde hastalıklar ve hastalıkların öncü belirtileri olan şikâyetler önemli ölçüde artmış durumdadır. Bunu dünya genelinde ve ülkemizde yapılan istatistik verilerinden görmek mümkündür.  Artan bu sağlık problemlerinin en önemlilerinden biri, toplumumuzda kadın, erkek, çocuk, yaşlı her yaştan insanda görülen kabızlık problemidir.

Toplumda bu problemi yaşayan kişilerin ifadelerine baktığımızda genel olarak, kabızlık şikâyeti yaşam kalitelerini çok etkilemedikçe, kişilerin bunu normal kabul ederek yaşamlarına devam ettiğini görmekteyiz. Yaşam kalitesini daha ciddi düzeyde olumsuz etkilediğini görene kadar ve hatta bunu tekrar tekrar yaşayana kadar, kabızlık problemini yaşayan kişi herhangi bir çözüm arayışına girmemektedir.. İşte tam da bu nokta, kabızlık şikâyetinin, bir buzdağının görünmeyen kısmı gibi kişinin sağlığını tehdit etmeye başladığı noktadır.

Kabızlık, bir hastalık değildir. Ancak alerjiden diyabete, enerji düşüklüğünden fibromiyaljiye, cilt problemlerine, safra kesesi hastalıklarına, uyku bozukluklarından depresyona,  hatta migrenden kansere kadar uzanan birçok ciddi hastalığa veya hastalık belirtilerine zemin hazırlayan bir şikâyettir (bkz. ‘’İdeal Vücudun Sırları’’ Kırmızı Bisiklet Yayınları, sf 95 ‘’Kabızlık kansere Yol Açar mı ? ‘’ ) . Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar, bu hastalıklar ile kabızlık arasında çok önemli bağlantılar olduğunu  ortaya koymaktadır.

Kabızlık, kalın bağırsakla ilgili bir şikâyet olarak karşımıza çıkar. Genel anlamda bağırsakların boşalmasında ( defekasyon ) bir zorlanma ve ıkınma hissi, zor ve seyrek defekasyon (haftada 2 defa veya daha az), yetersiz boşalma gibi tanımlamalarla bir tablo çizilebilir. Kabızlık çeken bazı kişiler, 6-10 gün hatta 15 gün boyunca hiç defekasyon olmadığını bildirmektedirler.

Günümüzün yaşam şartlarında kabızlığa zemin hazırlayan, kabızlığı kolaylaştıran ve hatta kalıcı bir şikâyet haline gelmesine yol açan birçok faktör vardır. Ve bunların başında elbette vücutta hücresel düzeyde susuzluk ve yanlış beslenme şekli gelmektedir.

Kabızlığa yol açan diğer faktörler, aşırı kilo, hareketsiz yaşam, uyku düzeni bozukluğu, altta yatan kronik hastalıklar ( karaciğer ve safra kesesi hastalıkları, iltihabi bağırsak hastalıkları, insülin direnci vb.) düzensiz yaşam alışkanlıkları, bazı ilaçlar ( ağrı kesiciler, antidepresanlar, tansiyon ilaçları, antiasitler, demir içeren ilaçlar vb.) ve  tuvalette oturuş pozisyonu sayılabilir. Çocuklarda, özellikle bebeklerde anne sütünden katı beslenmeye geçiş sürecinde oldukça sık kabızlık görülür. Tuvalette çömelme tarzında ( alaturka ) bağırsak içeriğinin boşalması gereken miktarın tamamı rahatça boşalırken,  oturuş tarzında bağırsak sonunda sıkışma olduğundan bağırsak tam olarak boşalamaz. Oturma tarzı ( alafranga) tuvalet kullanımının yaygınlaşması, toplumda kabızlık ve buna bağlı şikâyetlerin ciddi derecede artmasına sebep olmaktadır.

Burada önemle vurgulanması gereken nokta, kabızlık probleminin ilaçlarla ya da barsak tembelliği yapan birtakım bitki reçeteleriyle değil, temel olarak beslenme tarzını ve yaşam alışkanlıklarını kökten değiştirerek düzeltmektir. Bu değişimlerin neler olacağını  tespit etmek için kabızlığın öncelikle hücresel düzeydeki sebeplerini analiz etmek  gereklidir. Bu bilgilerle  beslenmede ve yaşam alışkanlıklarında belirli bir plan dahilinde gerekli düzenlemeleri yapmak,  hem kabızlığı hem de buna bağlı gelişen sağlık problemlerini tamamen ortadan kaldıracaktır.

Bu yazı 1011 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum